Prebiyotik Sevgi Mayası

Sâmiha Ahsen Ayla TÜRKELİ

Büyük şehirlerde yaşamanın diğerlerine oranla türlü türlü kolaylıkları ve fırsatları vardır. Onun için hepimizi cezp eder;, onun için kendine çeker… Oysa o fırsat sandığımız kolaylıkların bizlere ne ağır bedeller ödettiğini, neleri alıp götürdüğünü günün birinde acı da olsa anlarız. Anlarız da, artık bizler de o manasız boşlukların bir parçasıyızdır, artık kaçamayız…

Memleketinizin sessizliğini, doğallığını özleyen, komşularında hani o bildik hemşehrilerinin samimiyetini arayan sanki biz değilmişiz gibi, şehir bizi çarkının içine ne de kolay alıvermiştir, şaşarız!

Bir de bakmışız elimize geçen küçük tatillerde şehrin karmaşasından kaçmak için fırsat kollamaya onlar gibi biz de başlamışız… Köyümüzün bizde kalan eski hayaliyle, tavukların, hayvan sürülerinin seslerinden başka hiçbir şeyin duyulmadığı o huzurlu beldenin son bıraktığımız hayaliyle bulmak isteriz… Ama gittiğimiz yer aynı olsa da, gördüğümüz aynı yer değildir.. Bizim gibi aynı sebeplerle yaşadıkları mekanları terk edip gelen şehir kaçkınlarının hiç biri de umduğunu bulamayacaktır, Ne köy eski köydür, ne köylü  eski köylüdür.  Önüne ikram diye ayran yerine kola kanan yer nasıl senin köyün olabilir? Ekmeğini bakkaldan alanla, salçasını yapmak için kasabadaki marketin arabasını bekleyenler, o cefakar köylüm ile hiç bir olur mu? Nereye gittiler, hani nerede onlar?

O zaman “Köylü milletin efendisiydi” Evet! Ürününü kendisi üretirdi de ondan! Ne zorluklarla alın teri döke döke ortaya çıkardığı ürününü asla ziyan etmez, kıymetini bilirdi. 
Her şey küçük ama bozulmamış bereketli bir ekmek mayasıyla başlardı. Onun adı sevgiydi. Pişen ekmek komşuyla bölüşülür, artarsa hayvanlara verilirdi. Doyan midelere şükredilirdi. Sağlıkla yenen her lokma helalindendi, böyle bilinirdi., “Açlıkla terbiye etmesin Allah” der, kırıntısının bile heder etmezdi büyüklerimiz! Kıymetini bildiği için israftan kaçınır, paylaştığı için  yokluk çekmezdi, her bir sofrasının bereketi içinde olurdu. Üretmeyen, kıymet bilmeyen, kanaat etmeyenler ordusu varsın şehirde otursundu… Benim bu cefakar, fedakar köylüm olduğu müddetçe, karınca misali çalıştığı sürece elbet başımın tacı, milletimin efendisi olurdu da ee hani?

Böyle şehirlere kaçarak mı, yazlık gibi kullanarak mı efendisi olacaktık milletimizin? Hayat boşluk kabul etmez. Köyümüzün varlığını nasıl biliyorsak, hayal olmadığının bilincindeysek, fabrika bacalarının egzoz dumanlarının, bitip tükenmeyen koşturmaların, hastalanmadan sağlığımızın, değerlerimizi yitirmeden de toprağımızın kıymetini bilelim.

Tarlalar arsa, doğal yumurtalar karaborsa olsa da.. Köylümüzün ürettiği müddetçe çaremizin, ilacımızın onda olduğunu bilelim, nasırlı ellerine yapışıp ona nasıl  muhtaç olduğumuzu söyleyelim. Öpelim, öpelim,  öpelim…

 

 

 

 

 

 

 

         

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir