Esmerdi, Bıyıklıydı, İyi Adamdı Benim Babam

Babam Kâzım TÜRKELİ

Babamı hiç tanımadım dersem yeridir. Yani o vardı, babamdı ama neleri sevip sevmediğini asla öğrenemeden, daha doğrusu o beni bile göremeden, evimizin olduğu şehirden Ankara’ya “okumaya gidiyorum” diye gitmiş, gidiş o gidiş…  O zamanlar ben annemin karnında altı aylıkmışım. Doğuşumu telgrafla bildirmişler, oğlan beklerken ikinci kız haberine mi içerlemiş ne hiç cevap gelmemiş.

03-43-26

Küçüklüğüm baba sevgisinin eksikliğiyle geçti. “Anne, bu adam babam kokuyor”diye şoförleri koklayıp, sigarayla terin karışımı olan o kokuyu güç timsali olan babamın yerine koyarmışım. Benden iki yaş büyük olan ablamı kıskanırdım çünkü o 1,5 yaşına kadar onunla birlikte olduğu için ben kendimi babama daha muhtaç hissederdim ve ondan daha çok özlerdim.

Annem onun hep iyi taraflarını anlatırdı; o anlattıkça ablamla benim gözümüzde devleşirdi babam. Esmermiş, bıyıklıymış, iyi adammış benim babam. Neşeli,çocuksu, hayat doluymuş hepsi o kadar.bizimle ilgili ne bir hatırası var, ne de bir duası…

İlkokul ikinci sınıfa geçtiğim sene annem eve uğramayan babama daha yakın olabilmek için onun bulunduğu şehre eş durumundan tayinini istemişti. İki kız çocuğunu onsuz yetiştirmek istemiyordu anneciğim doğal olarak. Çocukluk işte apar topar evimizin satılışını,o çok sevdiğim öğretmenimden ve arkadaşlarımdan ayrılışımın hüznünü tek bir hayalim; babamla koyun koyuna uyuyacağımı düşünmek hafifletiyordu sadece..

8

Artık yabancı bir şehirde yapayalnızdık. Bizi tanıyan kimse yoktu burada. Yeni ev bulundu alelacele, yeni okulumuza, yeni hayatımıza alışmak zordu belki ama bir amacımız vardı ve onun için hiç birimiz bu değişikliklerden şikâyetçi değildik. Çünkü umutluyduk, belki yarın babam gelirdi, okula kaydımız yapılırken velimiz olurdu, sinemaya bile götürürdü bizi kim bilir, ayy ne iyi olurdu…

Günler gecelere ucuca eklendikçe aramızdaki kilometreleri eritmek pahasına geldiğimiz bu şehirde de hiçbir şeyin değişmediğini görmemiz çok uzun sürmeyecekti. Babam hala ortalıkta yoktu ve nedense eve bir türlü gelmiyordu.

Dört kişilik ailemizle yalnızlığımız, babasızlığımız devam ediyordu maalesef. Annem, anneannem, ablam ve ben, tek bir tanıdığımızın olmadığı bu büyük şehirde ona yakın olabilmek uğruna kurulu düzenimizi bozmanın ne faydası olmuştu?

Kapı çalışlarına koşmaya usandığım günlerden bir gün sokakta oynarken evin önünde bir taksi durdu. İçinden esmer, bıyıklı birisi indi. Onu ilk ablam tanıdı, gelen bizim babamızdı. Bizden yana bakıp gülümseyince sanki ben de tanıdım birden Evet, evet BABAM gelmişti! Kıpkırmızı olmuştum. Ama ben buna hazırlıklı değildim ki hep ardı ardına basılan kapı ziline şartlandırmıştım kendimi, annemin “baban geldi” deyişiyle irkilecek, hızla koşacaktım kapıya açmaya hani…

Birden ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilememenin şaşkınlığı içinde o hep hayallerimi süsleyen koşup boynuna sarılma, sıkma, hasretimi kusma anımı yaşayamadım. Kucağına tırmanamadım. O da zaten bizden pek farklı davranmıyordu, hiç konuşmadan evin kapısını birlikte çaldık. Babamla ilk karşılaşma anımız böylece alalade bir misafir gelişinden farklı olmamıştı ne yazık.

Az sonra evimizin her köşesinde, odanın içinde, salonda, balkonda velhasıl tüm bu manzaranın içinde o hep görmeyi arzuladığım esmer başının, hiç de öyle harikulade bir şey olmadığını çok acı bir şekilde anlayacaktım.

423050_334231213356576_942862174_nAnnem oldubitti ağırbaşlı kadındır. Bütün ağırbaşlılığına rağmen kocam geldi,   deyip giyinip, boyanmış, dudaklarına rujlar sürmüş, pek güzeldi. Yeşil gözlerinin içi gülüyordu. Yemekler yenildi, çaylar demlendi. Anneannem bizleri yalnız    bırakmak için Kur’an okumak bahanesiyle odasına çekildi.

Evet işte “o” yanımdaydı. Sokaktaki tutukluğum azıcık geçmiş, hep babamı süzüyordum. Bence şimdi onun hakkında hep merak ettiğim soruları sormak için en uygun zamandı. Ama aklıma hücum eden soruların içinden acaba hangisini sormalıydım ki beni daha çok sevsin? Neden çekiniyordum sanki? Aramızda zamandan ötürü oluşmuş buzdan mesafeleri eritmenin en iyi yolu, onun saçlarımı okşamasıydı. Veya bana bir şeyler sorması olamaz mıydı? Neden hep susuyordu?

Canım babacığım, yanındayken bile sana nasıl hasretim görmüyor musun? Sevgimi sana nasıl göstersem acaba? diye düşünürken ben, annem herkese verdiği çayı –geceleri altımı ıslattığım için içmem yasak olan çayı- o günün şerefine bana da vererek jest yapmıştı. Elimde zor tuttuğum çaydan daha bir yudum almıştım ki bir sessizlik oldu. Sobanın çıtırtısı, çaydanlığın fokurtusu silindi hepten…   s_cak_kupa_neskafe_gif

Tek çay içerken çıkardığım yutkunma sesi duyuldu, herkes bana baktı. Kendimi yapmamak için sıktıkça daha da belirginleşen ikinci bir “gurk” sesi takip etti onu. Kahrolası sessizlik! Azıcık gürültü olsa duyulmayacak… Onca sene hasretini çektiğim, gücünün kokusunun esiri olduğum babamın gür sesi bomba gibi patladı odada:
“Kız, şu çayı adam gibi iç!”
“……..”
“Gurk”
“Sana şunu yapma diyorum.”
“Neyi baba?”
Nerden geldiğini anlamadığım bir şamar zaten zor tuttuğum bardağı dibinde kalan çayı ile birlikte halının üzerine fırlattı. Şok olmuştum. Suçum çay içerken çıkardığım yutkunma sesiydi…
Baba, seni özledim,sarılıp öpmek isterken ben seni, en olmayacak şeyle itham ediyorsun beni. Öfkeli bakışlarına maruz kalıyorum, bunun için mi bekledim hep seni? Derslerin nasıl de, seni hiç lunaparka götüremedim de.. Terliklerimi getir de. Çay iste, sigaranı yakayım, ne istersen yapayım ama bunu isteme benden. Beni inatçılıkla suçluyorsun. Seni zor bulmuşum hiç inat eder miyim? Beni tanımıyorsun ki? Hakkımda hiç bir şey bilmiyorsun ki üzerimde otorite kurmaya çalışıyorsun?
“Bir çay daha verin şuna!”1512619_422033244593560_157246594_n
“İçmiycem,canım istemiyor…”
“Hayır, içeceksin! O sesi de çıkarmayacaksın!”
Elime hemen yeni bir bardak tutuşturuldu:
“Haydi şu çayı adam gibi iç.”
“Gurk”
Gürültülere anneannem odasından çıkıp gelmişti. Annemle beraber babama müdahale etmeleri “yapma Kazım” demeleri fayda etmedi. Gitgide kabaran öfkesi gözlerinden okunuyor, her yudumda artan “gurk” sesine daha büyük azar işitiyordum. Yarım saat hiç bitmeyecek gibi gelmişti. Sonunda lanet çay bitti, nasılsa son yudum sessiz gitmişti.

Biter bitmez sevinip ortalığın yumuşayacağını ummuştum ama bunun olacağı yerde kendimi dip soğuk odada bulmuştum. Bir iki damla yaştan sonra oyuncağımı, o çok sevdiğim Cennet bebeğimi duvara fırlattım. Sonra bir daha, bir daha.. Hem ağlıyor hem fırlatıyordum. Yaşadığım ilk şok, ilk krizdi belki. Cennet… Hep canlıymış gibi konuşurdum onunla, evcilik oyunlarımızda senaryolar hep aynıydı, ben baba olurdum, o çocuk. Tüm hayallerimi ona anlatırdım, sessiz dostum hep dinlerdi beni. Bana anlıyor gibi gelirdi. Bir ara gözünü kırptığını yemin billah anneme anlatmış ama inandıramamıştım. Olsun kimse inanmasa da ben inanıyordum, kırpmıştı işte… Canlıydı o. Benim için çok değerliydi şüphesiz, çünkü tek bebeğimdi. Daha sonra alınanlar onun yerini tutmamıştı. Bildiğim yarım yamalak dualarımı onun canlanması için ederdim. Çenet öyle bir taşkınlığa alışkın değilmişçesine gözlerini kocaman açmış “yapma”der gibi bana bakıyordu. Bebeğim duvara çarpılmaktan parça parça olmuştu. Üzülmedim ben de ona baktım baktım. Öyle ne kadar zaman geçti bilmiyorum sonra uyuya kalmışım.

Babamı sabahleyin evde olmayışına üzülmediğimi söylememe bilmem gerek var mı? Mecburi bir görevi yerine getiriyormuşçasına gelmiş ve geldiği gibi de gitmişti işte. Bir daha anneme babam gelecek mi diye hiç sormadım.

Tabii ki babamdı, hayatımın bundan sonraki safhalarında çeşitli vesilelerle karşılaşmalarımızda ilişkimiz bundan farklı olmamıştı. Hep bir şeyler bulmuştu bana kızacak…  Bir keresinde çok iç çektiğime, bir başkasında tırnaklarımı yediğime kızmıştı. Ama hiçbirisi ilk karşılaşmamızdaki o tokadı kadar etkili olmamıştı. Sebebini bir kez olsun sormayı akıl edememiş, beni sürekli dışlamıştı.

Aldığı pedagoji eğitimiyle çok iyi yerlere geldi babam. Çevresinde çok sevilen, saygın birisi oldu. Çalıştığı lisede müdür bile oldu. Hep neşeli, hayat dolu haliyle bilinirdi.

Üç sene önce de öldü babam. Yer yerinden oynadı. Meğer ne çok seveni varmış. Ben doğru dürüst ağlayamadım bile. Çünkü hiçbir huyunu bilmediğim, hep bir yanım ezik gezdiğim için herkes sustuğunda ben başlayacak ve bir ömür ağlayacaktım babasızlığıma.

Esmerdi, bıyıklıydı, iyi adamdı,iyi öğretmendi pek çok öğrenci yetiştirdi, herkesin babası oldu ama bir benim babam olamadı…

 

Ankara, 16/09/1999

 

Bugün babalar günü…Bilmem anlatabildim mi?

Resim(5)

Ahsen Türkeli

Ahsen Türkeli hakkında

1960 Manisa Doğumluyum. Açıköğretim FAk. Sosyal Bilimler Önlisans 1997 mezunuyum. Emekliyim ve aktif olarak sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorum. Halen Ankara'da ailem ile yaşıyorum. 3 erkek evladım var.

Esmerdi, Bıyıklıydı, İyi Adamdı Benim Babam” üzerine 3 yorum

  1. Babanı ablanı okula kayıt ettirmek için geldiğinde tanıdım.Sıradaydık ama o öğretmen olduğunu söyleyip öncelik istedi. Onon için Leylanın numarası 403 benimki 406 oldu. Aynı fotoğraftaki gibiydiç

  2. Hikayenin başını biliyordum sonunuda okuyunca öğrendim çok etkilendim.Latife hanımı babamında öğretmen olması vasıtasıyla tanıdım bende Emel Silahtaroğlunun öğrencisiydim bizi mezun ettikten sonra siz onun öğrencisi olmuşsunuz.Küçücük yaşımızda Latife hanımın nekadar fedakar bir insan olduğunu ve bu sonu haketmediğini biliyorduk.En üzücü olan taraf ise iyi insanların böyle bir davranışı haketmedikleridir. O kıymetli eli öpülesi Latife hanıma selam ve sevgilerimi gönderiyorum

  3. Senelerdir içimden çıkmayan bir dikendi, sanki yazınca çıktı mı ki? Şİmdi ise bu yaşımda ona hak veriyorum ve affediyorum. Affet beni babacığım, seni çok ama pek çok seviyorum. Esmermiş bıyıklıymış İyi adammış be benim babam. Kusurlarımızı affetmeyi beklentilerimizi yalnızca Allahtan ummayı ve de şimdilerde böyle bir babam olduğu için şükretmeyi öğretti zamanla Allah bana. UNutulmayan Mucize Öğretmen diye feysbukta sayfa açmaya hazırlanıyorum. Ruhu ilelebed şad olsun, adıyla acı tatlı hatıralarıyla hep yaşasın diye…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir