Etiket arşivi: Türkiye

Aziz Sancar Nobel Ödülü ve Düşündüklerim

Son günlerde en çok adını duyduğumuz isim hiç şüphesiz Aziz Sancar’dır. Kimya dalında Nobel Ödülü’nü kazandıktan sonra adı sıkça medyada duyulan Aziz Sancar’ı düne kadar yakınları dışındaki insanlar bu ismi bilmiyor, tanımıyordu. Birdenbire merakları üzerine çekti Sancar. Herkes Aziz Sancar’ın kim olduğunu, başarı basamaklarını nasıl tırmandığını araştırmaya başladı. Sancar’ın 1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde başlayan hayat hikâyesi Türkiye gerçeklerini yansıtmaktadır. Okuma yazma bilmeyen 8 çocuklu anne babanın 7. çocuğu olarak dünyaya gelen Aziz Sancar okul eğitimini Mardin’de tamamladıktan sonra lisans eğitimine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde devam etmiştir. Aslında Aziz Sancar, “beyin göçü” diye tabir edilen, başka gelişmiş ülkede yerleşip çalışmak amacıyla Türkiye’den ayrılan binlerce bilim adamından birisidir. Günümüzde Kuzey Carolina Üniversitesi’nin Biyokimya ve Biyofizik dalı öğretim üyesi olan Aziz Sancar, 33 kitap ve 415 civarında bilimsel makale yazmıştır. Sancar, son olarak bilimsel başarısını Nobel Kimya Ödülü ile taçlandırmıştır.

İsveçli kimyacı Alfred Nobel’in (1833–1896) vasiyeti üzerine kurulan bir fondan 1901 yılından beri her yıl fizik, kimya, edebiyat, fizyoloji veya tıp, barış ve 1969’dan itibaren ekonomi olmak üzere altı dalda, çalışmalarıyla bir önceki yıl insanlığa en büyük yararı sağlayan bilim adamı ve siyasetçilere verilen ödüldür Nobel Ödülü. Fizik, kimya ve ekonomi dalındaki ödüller İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilmektedir. Prof. Dr. Aziz Sancar bilim dalında ödül alan ilk Türk olmuş, böylece Türklerin de bilim dalında ödül alabileceğini kanıtlamıştır. Sancar’ın Nobel Kimya ödülünü alması önemli miydi? Elbette önemliydi, zira Nobel bilim ödülleri dünya çapında büyük önem taşımanın dışında insanlığa büyük başarı sağlayanlara verilir. Ancak burada daha da önemli olan Aziz Sancar’ın tutum ve davranışıydı. Aziz Sancar duruşu, mütevazılığiyle herkese insanlık dersi verdi. Alkışşaşırtır, övgü unutturur, kutsamak mahveder, derler. Aziz Sancar’ı, alkışlar şaşırtmadı, övgü kim olduğunu unutturmadı… O, bir Türk olacak dimdik duruyordu Nobel Ödül Töreni’nde. Yakasına taktığı Türk Bayrağı ve Atatürk rozeti, Osmanlı tuğralı kravatı onun kimlerden olduğunu gösteriyordu. Aziz Sancar çok konuşan insanlardan değil, az ve öz konuşanlardan olsa gerek. Nobel Ödülü’nü kazandıktan sonra, “bu ödülü Atatürk’e, bana eğitim veren Türkiye’ye borçluyum”, “Ödülümü 19 Mayıs’ta Atatürk’e götüreceğim” şeklindeki açıklamaları Atatürk’e ve Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetine olan vefasının bir göstergesiydi. Aziz Sancar, bu sözleriyle 7’den 70’e herkesi derinde etkiledi. O, çalışmalarının getirdiği mutluluğu hem kendi yaşadı, hem tüm Türkiye’ye yaşattı. Herkes gururlandı Aziz Sancar’la.

Acılar paylaştıkça azalır, mutluluk paylaştıkça çoğalır, derler. Aziz Sancar, Nobel ödülünü aldıktan sonra vatanına geldi. Havaalanında farklı düşünce ve fikirlere sahip olan insanlar karşıladı Sancar’ı. Türkiye Aziz Sancar sayesinde birlik olmayı başarmıştı. Aziz Sancar, vatanı, ona sahip çıkan devleti ve bağrına basan, mutluluğuna ortak olan milleti olduğu için çok şanslıdır. Cumhurbaşkanı, Genel Kurmay Başkanı, Başbakan’la görüşen Aziz Sancar’ın her adımı ilgiyle izlendi. Türkiye’ye geldiği ilk günün sabahında otelinden çıkarken gazetecilerin “Türkiye’de neyi özlediniz?” sorusuna, Aziz Sancar “Türkiye’nin havasını, suyunu, simidini, Ankara simidini”özledim şeklinde yanıt verdi. Sancar’ın bu sözlerinde sıla özlemi vardı. İnsan nereye giderse gitsin, yaşadığı yer ne kadar iyi olursa olsun yurdunu özler. Mütevazı tavırlarıyla dikkat çeken Sancar, Atatürk’ün huzuruna Anıtkabir’e çıktığında heyecanı doruk noktaya ulaşmıştı. Ne de olsa müteşekkir olduğu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurundaydı… Türkiye’den bir Aziz Sancar geçti sessiz sedasız, ancak çok etkili bir şekilde. Sevincin gözyaşlarına karıştığı, başarı sözcüğünün özlemle birleştiği bir olgu yaşattı Aziz Sancar Türkiye’ye. Artık Sancar Türkiye’nin kalbinde ve hafızalarındadır.

Aziz Sancar’ın başarısı tüm Türkiye’nin başarısıymış gibi kutlanırken, zulüm altında vatanında vatansız olanlar geldi aklıma. Örneğin, bir Kazan Tatarı, bir Kırım Tatarı veya bir Uygur Türk’ü yurt dışında yaşayıp çalışıp Nobel Ödülü alsaydı durum nasıl olurdu? Bunları düşündüm… Onlar da mutluklarını vatanında milleti ile paylaşmak, birlikte sevinmek isterdi. Ancak bu imkânsız. Ödülünü alıp vatanına dönmek isteyen Kazan, Kırım Tatar Türkleri Ruslar tarafından, Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri Çinliler tarafından içeri alınmaz geldiği uçakla geri gönderilirdi. Onlar da boynu bükük vatanın havasını solmadan, suyunu içmeden, milleti ile kucaklaşmadan geri dönmek zorunda kalırdı. Ne acı değil mi, kendi vatanında vatansız olmak. Vatan-millet-devlet, birbirini tamamlayan, birbirine anlam katan kelimelerdir. Onun için bir millet olarak bir arada yaşamak için devlet sahibi olmak önemlidir… Vatanı olup da vatansız kalanların acı kaderini ancak yaşayan bilir. Ne mutlu ki, Aziz Sancar’ın mutluluğunu paylaşabileceği milleti, ona sahip çıkan devleti ve vatanı var. Aziz Sancar’a başarılarının katlanarak artmasını ve Türkiye’yi defalarca gururlandırmasını diliyorum! İyi ki varsınız Aziz Sancar, bu mutluluğu ve gururu Türkiye’ye, Türk Dünyası’na ve dünyaya yaşattınız!

Yazımı, vatan-devlet-milletin değerini çok iyi bilen ama bir türlü devlet sahibi olamayan Kazan Tatarlarının yazar ve şairi Fenis Yarullin’in (1938–2011) “Memleketi Gerek İnsana” (Tugan Yagı Kirek Keşege) başlıklı şiirinde şu dizelerle tamamlamak istiyorum:

Büyük başarılar kazanıp, zamaneler
Güzel paha biçse işine, –
Sevinçlerinin işittirilmesi için
Memleketi gerek insana…

tc-bayrak-1

Kaynakça:
1.  Axis 2000, Ansiklopedik Sözlük, Nobel, Nobel Ödülü Maddeleri, s: 2467–2469, 5.Cilt, İstanbul 2000.
2.  Tatar Poeziyese Antologiyase ( Tatar Şiir Antolojisi),Fenis Yarullin Maddesi, s: 266–268, 2.Cilt, Kazan 1992.

IŞID’tan kaçan 500 Yezidi Türkiye’ye sığındı

IŞID’ın saldırıları sonucu Türkiye’ye sığınan 500 Yezidi Batman Belediyesi tarafından Belediye, Halkevleri ve bazı köylere yerleştirildi.

Şafak Mahallesi’ndeki Musa Antre Halkevine yerleştirilen Yezdilere, Batman Belediyesi tarafından hergün sıcak yemek veriliyor. Barınmalarınında sağlandığı Yezidilere giyecek yardımında da bulunuldu.

Türkiye’ye sığınanan Yezidiler,2 aydan beri yollarda olduklarını, geride kalan akraba ve yakınlarının hayatlarından endişe duyduklarını ifade ettiler. Yezidiler Batman Belediyesinin kendilerine kuçak açmasının memnuniyetini belirttiler.

 

1990 Yılında boşaltılan köyler Yezidilere tahsis edildi

 

Batman Belediyesi ile bazı STK’ların 1990’lı yıllarda terör olaylarından dolayı boşaltılan köylerdeki evleri onararak IŞİD’ten kaçan Yezidilere tahsis edeceği öğrenildi.

yz

23 Nisan 2014 94.Kuruluş Yıldönümümüz Kutlu Olsun

“Önce içimizdeki çocuğun, sonra bütün çocuklarımızın bayramını” kutlamalı insan, sonra Aziz Milletimize Egemenliği hediye edenler bir bir anılmalı… Geçen 94 sene çok şeyler öğretti bizlere, çocuk saflığında her birimiz kendi kendimizin lideri olmadıktan sonra başka lider beklememeli, denmeli…Her 23 Nisanda Ruhlarınız ruhlarımıza şifadır.  Egemenlik kayıtsız şartsız bizlerindir. Egemenliğimi seviyorum, mutluyum, çünkü “Türküm” diyebiliyorum. Teşekkürler Atam,seni çok seviyorum.Böyle bir günde seni daha çok anlıyor ve Fatihalarımı gönderiyorum…

yan_p_s_nen_renkli_ampuller_gifyan_p_s_nen_renkli_ampuller_gif1549401_1435946066646182_866037984_n

yan_p_s_nen_renkli_ampuller_gifyan_p_s_nen_renkli_ampuller_gifyan_p_s_nen_renkli_ampuller_gif

İmdâd Yâ Resulallah

“Sevgili Peygamberim,

Biliyorum âlemlere rahmet olarak geldin, biliyorum en son Peygambersin..  1441 sene öteden gelen sevgin, müşfikliğin, güzel ahlakınla bizleri halâ cezp edersin.. Amma bir kez daha gel ne olur, gel ki senden af dileyelim, kıymetini bilelim….

Torunlarını şehid etmeyelim, halifelerini zehirlemeyelim… Hadislerini değiştirmeyelim, geri gitmeyelim. İlimle, irfanla hep ileri gidelim.. Nurlu alnının değdiği toprağa, ardında dizilip biz de secde edelim. Bir daha gel Ya Resulallah! Ümmetim diye ağladığın bizler şimdi çok perişânız… Seni görmeden sevdik, ama lâyıkıyla bilemedik. Mademki son Peygambersin bir daha yok, o zaman bizlere bir şans daha niye yok? Elini tutmak, yasaklarına uymak, dimdik ayakta durmak, kimseden korkmamak istiyorum. Müslüman elinden, dilinden emin olunandır biliyorum… Öyle ise onları ben neden göremiyorum? Çalanı, çırpanı, birbirinin kuyusunu kazanı, emeksiz kazananı, haksız talanı, yalanı, dolanı, riyasını, yan gelip yatanını, yoldan sapanını kim düzeltecek? Bizi kim bekleyecek? Artık Yetiş Yâ Muhammed, Allahaşkına!

Oysa çalışanı severdin, hep iyilik emrederdin… Ümmetinden eminsen, şimdi bizlere de şefaat eder miydin?

Ya Resulallah yardım et, yeniden bulalım kendimizi. Samimiyeti, dürüstlüğü, güveni ve hoşgörüsüyle, kardeşliği öğreten, eşitliği getiren mübarek dinimiz, yine parıldayan bir güneş olsun dünyada… Bizler savaşmakla değil, birbirimizi sevmekle mükellef değil miydik? Doldurduk yine putlarımızı…  Hatırlayalım ne olur tüm unuttuklarımızı,  bugün ibret alıp korktuklarımızı, o gün hazır bulmadık mı?

Sen ey en güzel dost, en müşfik eş, Kur’an ahlakıyla bezenmiş eşsiz insan!  Anladım ki Kitabımıza sımsıkı sarılmak, sana sarılmak, onu anlayıp yaşamak da sana kavuşmak demekmiş. İşte o zaman elimizi tutan da Sensin, hiç bırakmayacak olan da Sen..  Bu dünya yaşadıkça bizimlesin. İmdâd Yâ Resulallah!”

 

 

 

Sâmiha Ahsen Ayla TÜRKELİ

Ankara, Nisan 2012

 

 

Türkiye’de Diyemedim Derneği

Sosyal sorumluluk projelerinde yer almayı seven aktif kişiliğimle günün birinde nasılsa bir derneğe üye olmuştum. Gel zaman git zaman dernek işi bu ya üyelerden aidat toplanmaya başladı. Ehh hani ne derler akmasa da damlar misali ne bana, ne onlara dokunmayacak bir miktarı ben de taahhüt etmiş olmalıydım.

Hayat iniş ve çıkışlarla doluysa ben de dalgalanmalara uyup epey bir ödeyemedim aidatımı. Tüzük gereği birkaç aydan fazla ödenmeyen aidatların akıbeti üyelikten çıkarılmaktı. Sanki kağıt üstündeki üyelikle mi kalacaktım? Üye olmasam, onlar için koşturmayacak mıydım? Benim için fark etmiyordu.

Maalesef Öyle olmadı, benim o azıcık borcum her yeni ayın girmesiyle daha büyüdü, yeni senelerde kocaman ve artık ödenmesi mümkün olmayan meblağlara ulaştı.. Ve hiç kıyamadığım bir büyüğümden benim bu borcum tahsil edildi. Ne yazık ki bundan aylar sonra haberim olacaktı.. Tabii çok tepki verdim, bu nasıl olabilirdi? Hani tüzük, nerede kanundu? Borcumun hepsini anneciğim üstlendi de her ay hem kendine hem benim namıma ödedi ha ödedi…

Tamam borcum borçtu ama bari derneğimden istediğim şeyler kabul olsaydı:

-Heyy hanımlar, bakın kadına şiddet konusu var! Madem bizler kadın derneğiyiz, haydi buna bir el atalım, lobi yapalım, hazır anayasa çalışmaları var, belki müeyyidelerin artmasında rol alırız.

Cevap: YOK

-Kimlik kartlarında Din bölümünde İslam yazmasının kaldırılmasında itiraz edelim,

YOK

-Vatan toprakları yabancılara satılmasın, hangi ülkede böyle pervasızca satış yapılıyor ki?

YOK

-Toplantıları kameraya çekelim. Kimsenin kitap okumadığı günümüzde deşifre etmeye uğraştığınız panellerin bir de videosu sosyal medyadaki sayfalarınızda olsun bir ARŞİVİMİZ olsun be!

YOK

-Feysbuk sayfalarını aktif kullanalım. Sadece bir üyenin paylaşımlarıyla zayıf kalıyor, bu iş onlarca kişiyle ekip kurarak yapılmalıdır.

………..

-Sadece Gezi yapmak ve kahvaltı düzenlemekle kadının sesini duyuramazsınız.. Veda Hutbesindeki ve İslamdaki kadına tanınan hakları öne çıkaramaz mıyız?

.

-Kadın özeldir, annedir, belki koskoca bir millettir..

.

-Yaşlılarımıza evden alıp evine bırakan, toplantıya getiren nöbet listesi oluşturalım?

..

-Yalnız bu şehre değil, diğer şehirlerdeki öğrencilerimize de burs verelim?

.

-Sadece burs veren bulunca değil, dernek olarak kendi paramızla da burs verelim…

.

-Bu bir bayrak yarışıdır, vaktinde bırakmayı bilelim ve sırf adım gözüksün diye lütfen üst sıralarda olup, çalışabilecek insanların önünü kesmeyelim.

..

-Ben hepinizden küçüğüm ama gençlere de söz hakkı verelim, eleştirilere açık olalım.

..

-Tüzüğün gereğini yapalım, verilen sözleri tutalım.

.

-Gönüllülük esasıyla çalışan kişileri kaçırmayalım. Daha önceden giden onlarca kişileri geri kazanalım.

.

-Anketler yapalım, memnuniyetleri, dilek ve temennileri dikkate alalım, hatta tüm yeniliklere açık olalım.

.

-Kardeş derneklerimizin faaliyetlerini göz önünde bulundurarak toplantılarımızı tarihleri çakışmayacak şekilde ayarlayalım.

.

-Gençlik kolumuz olsun..

..

-Adresleri sürekli güncelleyelim. Uzay çağının ve bilgi çağının nimetlerini biz de görelim..

.

-Daha aktif, daha enerjik olalım..

-Yaşlılarımızı onursal üye seçip tecrübelerinden yararlanalım.

-Projeler geliştirip derneğimizin kurumsal çatısı altında pek çok kişiye faydalı olabilelim.

Televizyon kurup adımızı dünyaya duyurabiliriz.

Yeni yetişen nesil için Anaokulu açabiliriz.

Vakıf ve derneklerimiz birleşip üniversiteler, akademiler açabilmeliyiz, kadrolarımızı yetiştirebilmeliyiz..

Daha bir sürü soru var ama…

SAHİ, SİZ DERNEK OLSANIZ NE DERSİNİZ?

dern

Karadeniz’e Dördüncü Savaş Gemisi

Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesinin ardından Amerika tarafından bölgeye gönderilen savaş gemilerinden dördüncüsü yola çıktı.Bölgeye giden savaş gemisi USS Donald Cook, aegis füze savunma sistemleri ile donatılmış ve Tomahawk füzeleri ile geliştirilmiş

 

Ukrayna krizinin başladığı ilk günlerde bölgeye gönderilen USS Tuxton destroyerinin Karadeniz’de görev süresi uzatılmış ve 21 Mart’ta bölgeden ayrılmıştı. Moskava ile Ankara arası gelen savaş gemileri nedeniyle gerildi. Rusya Amerikan savaş gemileri nedeniyle Türkiye’ye nota verdi.Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kazakistan meslektaşı ile birlikte konuya ilişkin basın toplantısı düzenledi.


Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Türkiye’yi Montrö Anlaşması’na aykırı olarak ABD savaş gemilerine Karadeniz’de 3 haftadan fazla kalma imkanı tanıdığı ve sözleşmenin belirlediği tonajlardan daha ağır gemilere geçiş iznini vermekle suçladı. Karadenize gelen savaş gemileri Ankara ile Moskova arasındaki ilişkileri gerildi.Ankara da Rusya’nın bu talebine nota ile karşılık vererek, söz konusu iddianın gerçek olmadığını bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı da konuyla ilgili açıklamasında, “Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni 78 yıldır titizlikle uygulamaktadır. Montrö Sözleşmesi’nin uygulanması bağlamında Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı’na atfen basına yansıyan iddialar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır. Ankara’daki Rusya Federasyonu Büyük elçiliği tarafından Bakanlığımıza da iletilmiş olan bu iddialara gerekli yanıt esasen verilmiştir.” açıklaması yapıldı

.gem

IŞID: “Türk Askerinin Eti Lezzetlidir”

IŞID’dan Türkiye’ye Küstahça Tehdit “Türk Asker’in Eti Lezzetlidir”

Merkezi Londra’da bulunan El Kudüs Gazetesinin haberine göre, Irak’ta ve Suriye’de faaliyet gösteren isyancı grup Irak Şam İslam Devleti (IŞID)’ın Lideri Ebu Bekir Bağdadi, tehdit içerikli bir çağrıda bulunarak, “Çok geç kalmadan Erdoğan bize bağlılık yemini etsin, çağrısında bulunuyorum” dedi.

IŞID Lideri Bağdadi küstah tavırlarıyla;

“Erdoğan çağrımıza kulak asmaması durumunda, Başta Süleyman Şah Türbesindeki mezar taşlarını tahrip etmekle başlayacağız, Türk Asker’in eti lezzetlidir, Türk askeri öldürmek bizim için zevkli olacaktır.Vakit geçirmeden uzattığımız eli Türkiye’nin boş çevirmeyeceğini umut ediyoruz” dedi.

Yüzlerini maskeyle kapatan eli silahlı IŞID militanları yayınladıkları dua ile başlayan videoda Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk Bayrağının 21 Mart’dan itibaren 3 gün içinde indirilmesini istedi. Aksi halde türbeyi yerle bir ederiz tehdidinde bulundu. Tehditlerini sosyal paylaşım sitesi Youtube’dan yayınladığı bir videoyla yaptı.

Bağdadi; Türkiye’nin yanısıra Suriye politikasındaki tutumlarından dolayı Suudi Arabistan’ı ve Katarı da tehdit etti.

Suriye’deki iç savaş sonrası kurulan IŞID terör örgütü Türkiye-Suriye sınırında terör estiriyor. Niğde saldırısıyla Türkiye’nin gündemine oturan El Kaide bağlantılı IŞİD’e karşı tüm terör ve istihbarat birimleri teyakkuza geçirildi. Örgütün şu anda 10 bin civarında milatını bulunuyor.

 ış