Etiket arşivi: Hokand Hanlığı

Türk Dünyasının Başkenti-TAŞKENT


İklil KURBAN

          Türk dünyası söz konusu olduğunda, en çok konuşulan şehir kuşkusuz Taşkent’tir. Çünkü Taşkent, doğanın en soylu varlığı olan taştan yaratılmış kolay kolay düşmanına teslim olmayan dik başlı-kahraman, fakat sevgiyle donanmış güzel bir şehirdir. Asillik taşta, akıl baştadır. Bütün değerlerin içinde en ulu değer insan şahsiyetidir ki, Taşkent ise, tarihi bağrında barındıran Türk şahsiyetinin ürünüdür.

           Türk tarihine dayanarak yakından ve uzaktan tanıdığım için, 1990’lı yıllardaki değişimden yararlanıp, 1992-1993-1994 ve 1998 yıllarında Taşkent’te bulunmuştum. Taşkent Doğu Bilimleri Enstitüsü’nde Türkî Diller ve Türk Tarihi hakkında bir yıl ders vermiştim. Artık bir Taşkentli kadar Taşkent’i sevme şansına sahip olmuştum. Taşkent beni unutur mu-unutmaz mı bilemem, fakat ben Taşkent’i unutmam.

          Yıl 1219 yaz ayları, Moğol-Türk ordusu Orta Asya’nın İslam merkezi Buhara şehrini işgal etmiş, Buhara imamıyla Cengiz Han (1155-1227) arasında bir diyalog kurulmuş, İmam Cengiz Han’a Mekke’deki Tanrı’nın evinden bahsederken, Cengiz Han da imama şu yanıtı vermiştir:

          “Evrenin tamamı Tanrı’nın evidir. Gitmek için özel bir yer belirlemeye ne gerek var?!”

          İşte Evrenin tamamını “Tanrı’nın evi” diye, evrene eşitlik hakkı tanıyan Cengiz Han, Batı seferinden dönerken, dinlenmek-yol üstü kurultayını açmak için Taşkent şehrini ve Taşkent yöresindeki Çirçik Sahilini seçmiş, Çirçik’in kımızını doya doya içmiştir… Cengiz Han’ın bu azimli askeri seferinden sonra Türkistan’daki Arap egemenliğine son verilmiş, bir çok İslam mücahitleri öldürülmüştür.

          Orta Asya’daki Arap-Türk ve Çinli çatışmasını anlatan ünlü tarihçi Turgun Almas’tan (1924-2001) bir alıntı:

          “Arapların Orta Asya halklarını diz çöktürme ve bölgeyi işgal eylemi tam 100 yıl (651-751) sürdü. Türkî halkların yenilgisi Arapların güçlülüğünden değil, belki Orta Asya halklarının sınır komşularının güvensizliğinden ve kendi aralarındaki ittifaksızlıktan ileri geldi. Daha açık söylemek gerekirse, Araplar Orta Asya’ya saldırdığında, Doğu ve Batı Türk Hakanlığı zor durumdaydı. Ülke içinde cereyan eden huzursuzluklar dışarıdan Tang Sülalesi tarafından sürekli körüklenmekteydi. Çinlilerin Türkî halklara karşı yüzyıllar boyunca yürüttüğü eylemleri sonucunu vermekteydi. Böylece iki cephe arasında kalan Doğu ve Batı Türklüğü Araplara karşı çaba gösteremediler”.

          Yıl 1710, çetin çekişmeler-çatışmalar sonucu Hokand Hanlığı Fergane Havzasında kurulur. İslam’ı ilke edinmiş Buhara Hanlığı ile Türkçülüğü ilke edinmiş Hokand hanlığı arasındaki bu çatışmada, Taşkent’e kimin egemen olabilmesi konusu hayatî rol oynar. Bu çatışmayı fırsat bilen Ruslar da Taşkent savaşında cephe alır. Hokand Hanlığının ayakta kalması uğruna çalışan Narbutabek ve onun soyundan gelen Narbutabekov direnmeye devam eder, Taşkent elden ele geçer.

          Yıl 1865, Mayıs ayı. Ruslar savaş şiddetiyle Taşkent’in kapısına dayanır. Taşkent gidecekse tüm Türkistan gidecekti… Hokand askerî komutanı Alimkul (1831-1865) kendisi, Ruslara karşı Taşkent savunmasının ön cephesinde savaşırken ağır yaralanır ve çok geçmeden ölür. Alimkul’un cesedi Şayhantahor mazarlığında 10 Mayıs günü gömülür.

          Yıl 1917, Bolşevik Devriminden sonra Ruslar, tüm Türkistan’ı Taşkent’ten, aldatmacı-yalan devrim ilkeleriyle yönetmeye çalışırken, Taşkent’teki Türkçüler de tüm Türkistan’ı Pantürkzm ile yönetmeye çalışmıştır. Bu kez Pantürkizmin merkezi Kazan değil Taşkent olacaktır.

          Yıl 1920, Eylül ayının 01-09 günleri arasında açılan Baku Kurultayında Türkçü liderlerden olan Narbutabekov şunları söyler: “Türkistan halkı iki cephede savaşmaktadır. Bir eliyle kendi aralarındaki siyah cübbeli mollalarla, öteki eliyle mahallî Avrupalıların dar milliyetçi taraftarlarıyla…  Biz hayatta özgürlük-eşitlik ve kardeşlik prensiplerini kağıt üzerinde değil, gerçek manada gerçekleşmesini istiyoruz” demektedir. Bu kurultaya Enver Paşa da (1880-1922) katılmıştı.

          Taşkent’te bulunduğum yıllarda, Taşkent şehrinin orta kısmından yer alan, Cengiz Han’ın soyundan Taşkent’te 6 yıl valilik yapmış Yunus Han’ın (1414-1487) mezarını ziyaret ettim, Türbe eskimiş fakat bozulmamış ayaktadır. Yunus Han’ın dedesi sayılan Tugluk Timur’un (1329-1365) Gulca’da veya Aksu’da ölmüş olduğu bilinir, fakat mezarı-türbesi yoktur. Evet insanlar sadece diriliğinde değil, öldükten sonra da kendi devletlerine muhtaçtır.

          Altışehir’de bir Türk devleti kurup (1865-1878),  Çin işgaline karşı azimle direndiği için, Çinliler Yakup Beg’in (1820-1878) mezarını bozup cesedini ateşe vermişlerdi. Evet sadece alçaklar ve güçsüzler mezar ile uğraşırlar.

          Çinli kalabalık olduğu kadar güçsüz, zalim olduğu kadar korkaktır.

         Coğrafya Tarihin Anayurdudur.

          Fergane Havzası:

          Bu günkü Özbekistan’ın en doğu bölgesi olan Fergane Havzası, Kırgızistan ve Tacikistan ile sınırlanmaktadır. Bu havza sanki bir avuç içi gibi, birbirinden pek de uzak olmayan beş parmağa benzer aralıklarla yerleşen beş şehri içine almaktadır: Fergane, Mergilan, Hokand, Endican, Namengen. “Fergane” sözcüğü hem bu havzanın, hem bu havzanın en güneyine yerleşen bir şehrin adıdır. Yaşam zevki veren adı geçen bu şehirlere, Orta Asya’nın Maveraünnehir gibi verimli ovalarına, Tanrı Dağı gibi zengin dağlarına gözü düşen Türk düşmanları yıllar geçtikçe büyümüş ve çoğalmıştır-Araplar, Farslar, Ruslar ve Çinliler…

          Araplar yakın geçmişte de Ruslarla-Çinlilerle omuz omuza vererek Türklere karşı Türkistan’da durmadan savaştılar. Altışehir’de kurulan 77 yıllık (1678-1755) Hocalar Devri,  bu savaşın ürünüdür. Büyük Timur’un (1336-1405) Türkistan’da kurduğu ünlü saltanatı-Timurlu Rönesansı Hocaların saldırısı sonucu Türkistan’da tutunamaz Hindistan’a sığınır. Bu ölüm-kalım savaşında Yunus Han’ın torunları olan Babur (1483-1530) ve Taşkent’te doğup büyümüş, ünlü tarihçi Haydar Mirza Duglat (1499-1551) ikilisi, sadece Türk ulusunu değil, Türk tarihini kurtaracak seviyede olağanüstü rol oynar. Babur’un yazdığı VEKAYİ’si Duglat’ın yazdığı TARİHÎ REŞİDİ’si Türk tarihini kurtaran müstesna eserlerdi…

          Babur Hindistan yolculuğundan önce tüm olasılıklardan yararlanıp, hatta hiç sevmediği Şii Şah İsmail’in yardımına dayanarak Taşkent’i kurtarmaya çalışır, tutunamaz. Sonunda önce Afganistan’a sonra Hindistan’a doğru yol alır, çaresizdi…  

          Uzak geçmişten bu yana “İki Nehir Arası” (Sır Derya ile Amu Derya Arası) anlamında Arapların diliyle “Maveraünnehir”, Avrupalıların diliyle “Transaxiane” diye adlandırılan ve tarih boyunca çok kanlı savaşlara sahne olan bu cennet yurdun bir parçası, işte bu Fergane havzasıdır. Fergane şehrinin 30-60 km güneyine doğru Vadil kasabası ve bu kasabaya bağlı Şahimerdan ilçesi, daha güneyde ise, yüksek Alay Sıradağları bulunmaktadır. İşte yukarıda bahsettiğim coğrafya, bir zamanların ünlü hükümdarı ve yazarı olan Hindistan fatihi Babur’un (1483-1530) yurdudur. Ayrıca burası, dağ eteğine yerleşen Şahimerden ilçesindeki, ünlü Ceditçi (Yenilikçi) Şair Hemze Hakimzade Niyazi’nin (1889-1929) mezarı ile Ona ait müzeyi bağrına basarak, yakın çağımızdaki bir faciaya tanıklık etmektedir-Hemze’nin Ceditçi olduğu için, şeriatçılar tarafından taşlanarak öldürülmesi…

         TAŞKENT diye başlık yaptığım yazımın sonuna doğru, az ve öz olsun dileğiyle, uygun bir sonuç kavramları aradım. 1992 yılında Taşkent’te basılmış “TAŞKENT ANSEKLOPEDİSİ”ni taradım. Taşkent’i bağrına basan ünlü Maveraünnehir’i gizdim. Sonunda Özbek ulusuna göbeğiyle bağlı bulunan ulu edip Ali Şir Nevaî’ni (1441-1501), ulu bilgin Ulug Bey’i (1394-1449) düşündüm. Sırada gururla söylenmesi gereken söz, olması gereken olgu-TAŞKENT PANTÜRKİZMİN BAŞKENTİDİR. Benim bu bireysel isteğimi, yakında Taşkent’te alınmış aşağıdaki olgusal karar onaylamaktadır:

            “13 Mayıs 2016 tarihinde Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Karimov “Ali Şir Nevaî Özbek Dili ve Edebiyatı Taşkent Devlet Üniversitesi kurulması hakkında karar imzalamıştır. 10 Şubat 2019’da Ali Şir Nevaî Özbek Dili ve Edebiyatı Taşkent Devlet Üniversitesi’nde Türkiye’nin Taşkent Büyükelçiliği tarafından donatılan Türk Dili ve Kültürü Merkezi açılmıştır. Açılışa,Türkiye’nin Taşkent Büyükelçisi Mehmet Süreyya Er, TİKA Taşkent Program Koordinatörü Ali İhsan Çağlar ve Özbek Dili ve Edebiyatı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şuhrat Siraciddinov katılmıştır. Merkezin donatılmasından dolayı Türk tarafına teşekkür eden Siraciddinov, “Bu merkez, bu tür çalışmalar için sağlam bir altyapı olacaktır. Her zaman Türk bilim adamı ve öğretmenlerini burada görmek isteriz. Burası Türkiye’nin bir parçası olacaktır.” diye konuşmuştur”.

          Taşkent’in coğrafyalık konumu ve bu geçen 100 yıl içindeki gelişmeler bu 2000 yıllık tarihî şehri Orta Asya’nın merkezi haline getirmiştir. 1860’lı yıllardaki Rus istilasından sonra, Ruslar “Türkistan Valiliği” adlı bir kurum aracılığıyla bütün Türkistan’ı buradan idare etmiştir. Sovyetler döneminde de Taşkent bu rolünü bir dereceye kadar korumuştur. Güzel iklimi, her şeyi verebilen cömert doğası ile Rusların dikkatini her zaman özerine çeken bu şehir, istila eylemlerinde ödüllendirilen Rus generallerinin yerleşim sahası olmuştur.

          Bir tarafı geniş açık alan, yine bir tarafı her tür ağaçlarla gölgelendirilmiş dinlenme parkını içine alan Lenin Meydanı, bugün Müstakillik Meydanı’na çevrilmiştir. Lenin heykelinin yerine Özbekistan haritasını gösteren yer küresi yerleştirilmiştir. Bakanlıkların bulunduğu heybetli gökdelen de bu meydandadır. Meydanın önünden geçen büyük caddenin öbür yanında Taşkent metrosunun Müstakillik Meydanı durağı bulunmaktadır. Meydanın öbür park tarafı büyük bir su kanalı ile sınırlanmış olup, su kanalı üzerinden Nevaî caddesi geçmektedir.

          Taşkent’i bütün Orta Asya’nın merkezi gibi gösteren SAGU (Orta Asya Devlet Üniversitesi), bugün bu isim TAŞGU yani Taşkent Devlet Üniversitesi olarak değiştirilmiştir. Ali Şir Nevaî Tiyatrosu, Rus padişahı Romanovların yaptırdığı görkemli saray ve Orta Asya Türklüğüne dehşet salan dev KGB binası da bu meydana yakın yörededir.

          Taşkent hakkında genellemek gerekirse, geniş caddeler, koyu ağaçlı parklar ve 7-10 kilo ağırlığındaki tatlı kavunlar bu şehre özgü özelliklerdir.

          Kuruluşu 1980’li yıllarda tamamlanmış 375 metre yüksekliğindeki Taşkent Teleminaresi, şehre ayrı bir görünüm vermektedir. Turistlere açık olan bu minarenin yemekhanesinden, dümdüz alana yerleşen 2,5 milyonluk şehrin tamamı rahat bir şekilde seyredilebilir. Bu teleminarenin yanından geçen Taşkent’in en büyük caddesine Emir Timur adı verilmiştir. Şehrin merkezi kısmındaki bir cadde de, Mustafa Kemal ATATÜRK adını almıştır.

          Özbekistan bağımsızlığının yıl dönümü olan 01.09.1992 günü Taşkent’te idim. Adı geçen meydan, park ve caddeler tıklım tıklım coşkulu insan kitlesiyle dolu idi. Cumhur Başkanı İslam Kerimov meydan kürsüsünden:

          “Bizi Emir Timur, Ulug Bek ve Nevaî gibi atalarımızın ruhu kurtardı, Onların ruhuna sadık kalalım”, diye sesleniyordu. Büyük binalara ve büyük caddelerin dönüşümüne yerleştirilen: “Gülle ve Yaşna Müstekil Özbekistan” (Geliş ve parla bağımsız Özbekistan!) cümlesi yazılı levhalar göze çarpıyordu.

          Türklüğün Taşkent sevgisi-Türklüğe özgü hakikat sevgisidir-vatan sevgisidir.

HOKAND HANLIĞI

HOKAND HANLIĞI’NI doğuran düşünce:
Devlet ve bağımsızlık denilen ve birbirini tamamlayan bu kavramlar, vatan ve ulus sevgisinden doğmuş yüce duyguların, derin düşüncelerin yansıttığı bir kutsal varlığın adıdır. Bu varlık onun için kutsaldır ki, o olmadan herhangi bir ulusal vatan, o olmadan herhangi bir ulusal yaşam olamaz-düşünülemez.
HOKAND HANLIĞI-başkenti Hokand şehri olmak üzere, 1710-1876 yılları arasında, Türkistan’ın Fergane Havzasında kurulup, ardı arkası kesilmeyen savaşlar eşliğinde ömrünü sürdürebilen müstesna bir Türk devletidir. Bu devleti ayakta tutan coğrafya ise, yine olağanüstü zengin bir tarım bölgesi olan-Ünlü Maveraünnehir’dir. Konunun izahı güç olduğu için, Hokand Hanlığı’nı doğuran ve barındıran ortamının daha öncesini-yani “Çetin Devirlerini-Çetin Savaşlarını” sırasıyla özlü olarak anlatmaya çalışacağım.
HOKAND HANLIĞI ÖNCESİNDEKİ TÜRKİSTAN
XVI. Yüzyıl başlarındaki deniz yollarının açılmasıyla beraber Orta Asya ovalarından kara yolları ile yapılan ticaret birdenbire durur. Ülkede merkezleştirici ticaret gibi amilin büsbütün sükûtu, halkın ancak ekincilik ve hayvancılık ile yaşaması, ülkenin bölümleri arasında daha önce de pek güçlü olmayan manevî bağların daha çok zayıflaması ülkenin hanlıklara bölünmesine yol açar. Buhara Hanlığı 1500’de, Hive Hanlığı 1511’de, Seidiye Hanlığı 1514’te, Hokand Hanlığı 1710’da kurulur. Bu hanlıklar ortaya çıktıktan sonra, hanlıklar arasındaki kısır çekişmeler ve savaşlar sürer gider. Rus-Çin istilası karşısında bile birleşemezler (KURBAN 1995: 5).
Timur’un ölümünden (1405), Onun soyunun Türkistan ve Horasan’dan sökülmesine kadar (1507) giden 102 yılın 75 yıldan uzun bir kısmı durmak bilmeyen bey boğuşmaları devridir. Bu bey boğuşmaları bir yandan Türkistan Türklerinin Avrupa’ya oranla müspet bilimler dahil 150 yıllık ileride olan yüksek kültür hayatını sarsacak, öbür yandan Türkistan’ın kültür seviyesi daha düşük olan başkaları tarafından istila edilmesini kolaylaştıracaktır (KURBAN 1995: 26).
Şarki Türkistan’da 77 (1678-1755) yıl süren Hocalar Devri, Türkistan’a yönelik 1755’teki Çin işgaline yol açar. İşte bu adı geçen Hocalar, Hokand Hanlığı’nın kuruluşunda ve yaşamında bir numaralı ulusal düşmandır. Hocalar başta olmak üzere devlet yönetiminin düşmanları bireysel feodal güçler, Buhara Hanlığı’nın toprak hırsı ve Rus Emperyalizmin yayılmacılığıdır.
COĞRAFYA TARİHİN ANAYURDUDUR
Fergane Havzası-bugünkü Özbekistan’ın en doğu bölgesi olan Fergane Havzası, Kırgızistan ve Tacikistan ile sınırlanmaktadır. Bu havza sanki bir avuç içi gibi, birbirinden pek de uzak olmayan beş parmağa benzer aralıklarla yerleşen beş şehri içine almaktadır:
Fergane, Mergilan, Endican, Namengen ve Hokand. Bir de bugünkü Kırgızistan sınırları içinde bulunan Oş şehri de coğrafî bakımdan bu bölgeye aittir. Fergane sözcüğü hem bu havzanın, hem bu havzanın en güneyine yerleşen bir şehrin adıdır. Havzanın en kuzeyine Namengen şehri yerleşmiştir.
Uzak geçmişten bu yana “İki Nehir Arası” (Sır Derya ile Amu Derya Arası) anlamında Arapların diliyle “MAVERAÜNNEHİR”, Avrupalıların diliyle “TRANSAXİANA” diye adlandırılan ve tarih boyunca çok kanlı savaşlara sahne olan bu cennet yurdun bir parçası, işte bu Fergane Havzası’dır. Fergane şehrinin 30-60 kilometre güneyine doğru Vadil Kasabası ve bu kasabaya bağlı Şahimerdan ilçesi, daha güneyde ise, yüksek Alay Sıradağları bulunmaktadır. Bu Sıradağların güneyi Tacikistan, Tacikistan’ın güneyi Afganistan’dır.
Alay Sıradağlarının zirvesi kış-yaz bembeyaz karla kaplanmış olup, adı geçen Sır Derya işte buralardan başlıyor. Dağın orta yüksekliğinde oluşan Gök Göl ile dağ eteğindeki yerleşim sahası arasında şu anda teleferik tesisatı kurulmuştur. Ben (İklil Kurban) 1994 yılının Temmuz ayı ortalarında oradaydım. Havanın 40 derece üstünde sıcak olmasına rağmen, çok duru olan dağ suyu eli donduruyordu. Aşağıya doğru büyüyerek akan derenin kenarları yemyeşil çimenlik olup, temiz suyu ve güneşli havasıyla burası, şehir halkı için dinlenme-rahatlama yeridir. Bu özelliklerinden dolayı, Türkistan’daki tam 100 (651-751) yıl süren Arap istilasının en yoğun ve kalıcı etkisi buralarda yani Maveraünnehir’de gerçekleşmiştir. Çünkü Maveraünnehir Arapların hayalindeki Cennet’tir.
İşte yukarıda bahsettiğim coğrafya, bir zamanların ünlü hükümdarı ve yazarı olan Hindistan fatihi Babur’un (1483-1530) yurdudur. Babur buralarda taht kurmuş, düşmanları ile çarpışmış ve en zor günlerinde bu dağların mağaralarına-yalçın kayalarına sığınmıştır. Ayrıca burası, dağ eteğine yerleşen Şahimerdan İlçesindeki, Ünlü Ceditçi (Yenilikçi) Şair Hemze Hakimzade Niyazi’nin (1889-1929) mezarı ile Ona ait müzeyi bağrına basarak, yakın çağımızdaki bir faciaya tanıklık etmektedir. Hemze’nin mezarı üstündeki mermer taşa şairin şu mısraları yazılmıştır:

TÜZEMİZ YENGİ TURMUŞNİ
ZAMAN İÇRE .
EBEDİ SONRA YEŞEYMİZ
CAHAN İÇRE .

Şairin mezarının ve ona ait müzenin bu dağ eteğinde bulunmasının önemli bir sebebi vardır. Şair Hokandlı yani bu yörenin insanıdır. O burada Ceditçilik fikirleriyle ortaya çıkarak, kadınlara peçe ve başörtülerinden kurtulup, çağa ve bilime ayak uydurmalarını söylediği 1929 yılında, dinci gruplar tarafından taşlanarak öldürülmüştür (Özbek Sovyet Ansiklopedisi: 365). Şairin başına gelen bu olay, 1930 yılında Menemen’de hasıl olan Kubilay olayı ile 1993 yılında Sivas’ta hasıl olup, 37 aydının ölümü ile sonuçlanan yangın olayının aynısıdır. İşte Ruslar gibi istilacıların, komünizm gibi yabancı ideolojilerin Türk topraklarında tutunabilmesini sağlayan başlıca amil, bunun gibi olaylar ve bu olayları doğuran VII. Yüzyıl Arap zihniyetinin temsilcileridir.
Karalar Çağı’nda atımız ile dünyayı titrettik, Deniz Çağı’nda köle olduk, bakalım bugünkü Uzay Çağı Türk ulusu uğruna ne getirip ne götürecek?! Her olup bitenin başlıca etkeninin kendimiz olacağı unutulmamalıdır.
6 milyon kilometre kare büyüklüğündeki olağanüstü zengin Türkistan topraklarına gözü düşen Arapların-Farsların-Çinlilerin ve Rusların işgal hırsları hiç sönmeyecektir. Aydın-Türkçü Hokand Hanlarına karşı harekete geçen feodal-egoist-çıkarcı gurupların devlet düşmanlığı-durup dururken taht sahibi olma isteği, Hokand Hanlarının sürekli öldürülmelerine yol açacaktır.
Tanımı geçen zorluklar karşısında Pantürkizm’e sığınmaktan başka yolu olmayan Hokand Devleti ve Hanları, gerektiğinde Türklük uğruna kardeşleri için her zaman olağanüstü yardım ve fedakârlık yapmışlardır. Bu ulusal sevgi gereği, gözünü dal budaktan esirgemeyen Alimkul (1831-1865), Yakup Beg (1820-1877) gibi tarih yaratan destan kahramanlarının adı ölümsüzleşecektir.
Yıl 1865 Ocak ayı, Hokand askerî komutanı Alimkul (1831-1865), Doğu Türkistanlı kardeşlerinin Çin’e karşı savaşlarına yardım edebilmek amacıyla Kuşbeyi Yakup Beg’i (1820-1877) Kaşgar’a gönderip çok isabetli iş yapacaktır. Yakup Beg kimdir?
Yakup Beg’e özgü araştırmalarda, Onun kişiliğini değerlendiren şu ifadeler ortaktır:
“Akıllı ve çalışkan; amacına ulaşmada gözünü dal-budaktan esirgemeyen cüretkâr ve düşmanını yok etmede herhangi bir hileye başvurmaktan çekinmeyen hilekâr şahsiyet”.
Yakup Beg’in göze çarpan en büyük başarısı:
Nüfuzlu son Kuçar hocası Raşidin’in öldürülmesi ve nüfuzlu son Kaşgar hocası Büzrük hocanın Hacca gönderme bahanesiyle iktidardan uzaklaştırılması ile Türkistan’daki Arap ve Fars etkisinin temsilcileri olan hocaların, Tugluk Timur (1329-1365) döneminden başlanmış ve Seidiye Hanlığı döneminde (1514-1678) güç kazanmış 500 yıllık soy ve nüfuzuna son vermesi olmuştur. Hocalar artık tarihe karışır. Bu iş ile Yakup Beg bir Türk hükümdarı olarak, ulusal görevini yapmıştır.
Yakup Beg’i başarısızlığa mahkûm etmiş en büyük hatası:
Çin’i tanımamasıdır, yanlış olarak Çin’e barış elini uzatmasıdır. Çinli barıştan-akıldan-insanlıktan anlamaz. Çin’e karşı yapılacak tek şey vardı, o da ülke çapında isyan… Eğer Yakup Beg bu Çin gerçeğini anlamış olsaydı, Çin’e karşı tüm yurt genelinde bir kutsal savaşı başlatmış ve bu savaşı da kazanmış olurdu. Çünkü Yakup Beg yurt savunucusu, Çin ise işgalcidir. Sayısı ne kadar çok olursa olsun, Doğu Türkistan toprağı, uzaktan gelmiş köksüz Çin işgal ordusunun mezarı olacaktı. Yakup Beg 1865-1877 yılları arasında kurup yönettiği 12 yıllık Türk devletini ayakta tutabilmek için olağanüstü çaba harcadı, fakat düşmanını tanımadığı için yenmenin yolunu şaşırdı… Yıl 1878 Mayıs ayı, Doğu Türkistan’ın işgali sonucu, Yakup Beg’in mezarı Çinliler tarafından ateşe verilir. Evet, zalim olduğu kadar korkak, kalabalık olduğu kadar güçsüz olan Çinli daha ne yapsın?!
Yıl 1865 Mayıs ayı, Hokand askeri komutanı Alimkul kendisi, Ruslara karşı Taşkent savunmasının ön cephesinde savaşırken ağır yaralanır ve çok geçmeden ölür. Alimkul’un cesedi Şayhantahor mezarlığında 10 Mayıs günü defin edilir (Taşkent Ansiklopedisi 1992: 27).
Hokand devletinin gittikçe artan itibarını kıskanan Buhara Hanlığı-emirleri gizli saklı düşmanlıklar-fitneler üretecektir. Şir Ali Han başkanlığındaki Hokandlı Özbekler ile Musulman Kul başkanlığındaki Oşlu Kıpçaklar arasında cereyan eden taht kavgaları, ölüm-kalım ile sonuçlanacak.

PETERSBURG, TAŞKENT VE HOKAND’DA DEVRİM

XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Batı Türkistan Çar Rusya’sı tarafından tamamen işgal edilerek, buranın engin toprakları Rus köylüleri tarafından bir dereceye kadar yerleşim alanına değiştirilmişti. Taşkent’te kurulan Türkistan valiliği bütün Batı Türkistan’ı Çar emriyle tek elden yönetiyordu. Moskova ile doğrudan doğruya demir yolu ile bağlanan Taşkent, aynı zamanda Rusya’da ve Avrupa’da gelişmekte olan çeşitli fikir akımları ile de doğrudan doğruya bağlanmıştı. Bu sebeptendir ki, Petersburg’da 07.11.1917 yılında gerçekleşen Bolşevik Devrimi, Taşkent’te 03.09.1917 yılında gerçekleşecektir. Bu komünist devrimi, Petersburg’a nispeten daha hızlı Taşkent’te gerçekleşmesinde, her şeyden önce, Türkistan’daki Şeriatçıların yarattığı tiksindirici ortama borçludur.
Lenin’in, “Ulusların kendi kaderini kendilerinin belirleme hakkı” denilen sözü, Rus mahkûmu yerli ulusların Bolşevik Devrimine karşı sevinç ve güven duygularını uyandırmıştı. Bolşeviklerin bu iyi niyet gösterişlerinden ilham alan Türkistanlılar, 07 Kasım 1917 Bolşevik Devriminden bir ay sonra, 08 Aralık 1917 günü, Türkistan ulusal Birliği’ni temsil eden Hokand Kurultayı’na toplanırlar. Hokand Muhtariyet Hükümeti kurulup, hükümet başına Mustafa Çokay (1890-1941) getirilir. Fakat Taşkent’teki Bolşevik hükümetinin buna tahammülü yoktur. Hokand’daki Millî Muhtariyet hükümeti 2 ay sonra acımasız kanlı bir saldırı ile dağıtılır, Hokand şehri ateşe verilir. Bolşeviklerin o iyi niyet gösterişlerinin arkasındaki gerçek ortaya çıkar. Mustafa Çokay yurt dışına kaçar, Paris’te 10 yıllık (1929-1939) bir süre içinde, Türklüğün şah eseri olarak bilinen Yaş Türkistan Dergisini çıkarmayı başarır (KURBAN 1997 BASMACILAR).
Hokand Hanlığı, Özbeklerin MİNG sülalesi tarafından kurulup, idare edilmiş tipik bir Türk devletidir. Sülale başı ŞAHRUH BEG’dir. Şahruh adı Timur’un dördüncü oğlu Şahruh’u hatırlatmaktadır. Bu benzer iki isim arasındaki bağ bilinmemektedir. Yıl 1710, Çust şehri yakınında Buhara Hanlığından bağımsız halde, buradaki Hocalar egemenliğine son verilerek küçük bir Türk devleti kurulur. Bu küçük Türk kuruluşu, her şeyden önce tüm Altışehir’e egemen olan Hocaları kaygılandırır. Hocaların arkasında ise Çin vardır.
Bu küçük Türk devleti, Şahruh’un oğlu Muhammed Rahimbeg devrinde (1721-1740) genişler-Fergane ovasındaki şehirler bu devletin egemenliğine bağlanır. Şahruh’un ikinci oğlu Abdulkerimbeg devrinde (1740-1760) Fergane’ye saldıran Kalmuklara darbe verilir. Onun devrinde Rusya ile ilişkiler kurulur, Fergane şehirleri ticarete açılır. Kanallar kazılıp, çiftçilik-bağcılık gelişme gösterir. En önemlisi devlet idaresinde görülen feodal egoistliğe karşı çağdaş reformlar gündeme getirilir.
Narbutabeg devri (1769-1800), devrim karakterinde Çust, Namengen ve Hocent Begleri bastırılır. Narbutabeg’in ölümünden sonra (1800) oğlu Alimbeg, devlet yönetimindeki feodal ilişkilere son vererek, reformlar gerçekleştirir, devlet yönetimini güçlendirir. 1803-1809 yılları arasında feodal idareciliğe son verilir. Taşkent, Çimkent, Saray şehirlerini Hokand devletinin sınırları içine alır. Fakat Alimbeg’ın bu çağdaş-ıslahat girişimleri, devlet içi ve dışındaki dinî-feodal güçleri oldukça rahatsız eder. Alimbeg’in kardeşi Ömer Han, fitneciler ile birlikte suikast hazırlar-Alimbeg öldürülür.
Ömer Han’ın devrinde (1813) Rus elçisi F. Nazarov Hokand Hanlığına gelir. Ömer Han’ın oğlu Muhammed Ali Han (1822-1842), 1826 yılı Şarki Türkistan’da Çin’e karşı isyanlar yükselirken, yardım etmek için, Şarki Türkistanlılardan oluşan 70 bin civarındaki askerle yardıma gelir. Çin Hokandlılara hak tanımak zorunda kalır. Yıl 1834, Muhammed Ali Han, güneydeki Karategin, Darvaz, Şugnan, Roşan ve Vohan beyliklerini Hokand Hanlığın’a bağlar. Fakat bu başarılar Muhammed Ali Han’a iyilik getirmez. Hokand’a bağlı Feodal Ruhaniler Buhara Hanlığını arkasına alarak savaşa girişirler. Bu savaş Muhammed Ali Han’ın yenilgisi ile biter. Hokand Hanlığının Buhara’ya bağlılığı, Hocent şehrinin Buhara’ya verildiği kabul edilir. Fakat 1842 yılında Hokand’da isyan çıkar. Amir Nesrulla Hokand’a asker gönderir. Muhammed Ali Han en yakın kardeşleriyle beraber öldürülür. Buhara amiri Hokand Hanlığının Buhara’ya katıldığını ilan eder, Hokand Hanlığına kendi amirlerini gönderir. Hokand halkının vergileri yükseltilir. Fakat 1842 yılında sonuç başkaca olur, Hokand’da isyan çıkar… Buhara amirleri kovulur, Narbutabeg’in kardeşi Şir Ali Han, han olarak tahta oturtulur. Yıl 1842-1845, Hocent ve Taşkent şehirleri yeniden Hokand Hanlığına bağlanır. Ömer Han devrindeki hudut aslına getirilir.
Şir Ali Han’ın tahta oturtulmasında emeği geçen Kıpçaklar, hanlığın önemli mevkilerini ele geçirmek için harekete geçer. Tıpkı IX. Yüzyıl ortalarında Yenisey Kırgızlarının saldırısı sonucu Orhun civarından göç etmek zorunda kalan Uygurlar gibi, Oş Kıpçaklarının saldırısı sonucu Hokand Özbekleri de zor durumda kalırlar. Kıpçakların başkanı Musulman Kul, bu kavgada azimli rol oynar. Özbeklerin başkanı Şir Ali Han öldürülür. Hokand Hanlığı, bu çetin taht kavgasının kurbanı olur. Önce Buhara Hanlığı’na, sonra Ruslara boyun eğmek zorunda kalır. Hokand Hanlığı sona erir. Kuruluşundan çöküşüne kadar Türklük uğruna “Çetin Devirleri-Çetin Savaşları” yaşayan bu azimli devletin tarihi, facialı halde noktalanır. Hokand Hanlığı’nın tarihi-Türk tarihinin bir faciasıdır. Bu hanlık 1876 yılında Ruslar tarafından fiilen işgal kılındı.
SONUÇ
Hokand Hanlığı, laikliği, çağdaşlığı ve ulusallığı açısından, Avrupa’nın Rönesans’ını beğenmiş olan Timur’un (1336-1405) kurduğu devlete, Laikliği beğenmiş olan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete benzetilebilir. Ne yazık ki bu hanlık, bu çağdaş özelliklerinden dolayı yaşamını devam ettirememiştir. Dincilik, feodal egoistlik ve emperyalist yayılmacılık, bu hanlığın bir numaralı düşmanı oldu. Hokand şehrinde ve Hokand Hanlığı’nın ortamında doğup büyüyen şair Hemze Hakimzade Niyazi’nin kişiliğinden-yazdığı şiirlerinden anlaşılan gerçek şu ki, bu hanlık Türklük uğruna doğan, zamanını aşan müstesna bir hanlıktır. Hemze Hakimzade Niyazi Hokand Hanlığı’nın tipik temsilcisidir. Bugün Hokand Hanlığı olmasa bile, Onu temsil eden Özbekistan Cumhuriyeti vardır. Şairin görkemli heykeli bugün başkent Taşkent’te dimdik ayaktadır.

İklil KURBAN

 

KAYNAKÇA:
1. İklil Kurban, Doğu Türkistan İçin Savaş, YAKUP BEG DEVLETİ, Ankara
1995.
2. İklil Kurban, “BASMACILAR, FERGANE HAVZASI”, Konya 1997.
3. İklil Kurban, “YAKUP BEG’İN BAŞARILARININ VE BAŞARISIZLIKLARININ ANA SEBEBİ” Doğu
Türkistan’ın Sesi, İstanbul 2004.
4. Meydan Larousse, HOKAND MADDESİ.
5. Özbek Sovyet Ansiklopedisi-14, Taşkent 1980, HOKAND MADDESİ: 300-302.
6. Taşkent Ansiklopedisi, Taşkent 1992, ALİMKUL MADDESİ: 27.
7. TDV İslam Ansiklopedisi-Cilt 18, Sayfa 215-216. HOKAND HANLIĞI-Enver Konukçu.