Aylık arşivler: Şubat 2020

HZ. MUSA’NIN TANRIYA SORUSU

“Sevgili dostlarım,
İçinde bulunup yaşamış olduğumuz bu süreç, 750 sene önce Hz. mevlana zamanında da Moğol istilası ile yaşanmıştı.
Ayrıca bu süreçte Anadolu’da beylikler arasında da ihtilaf hat safhadaydı. Bu günleri yaşamış görmüş olan Hz. Mevlana:
“Musa’nın Tanrıya Sorusu” olarak bir yazı kaleme alıyor.
Sizlerle bu yazının sadece başlangıç bölümünü paylaşacağım fakat siz sevgili dostlarımın bu yazının tamamını okumanızı arzu ederim.

HZ. MUSA’NIN TANRIYA SORUSU

Musa dedi ki: Ey soru hesap gününün sahibi Tanrı, yapıp düzdün, neden yine bozar yıkarsın? Cana, canlar katan erler, dişiler yaratırsın… sonra bunları yıkar, mahvedersin; neden?

Tanrı dedi ki: Bu suali inkar yüzünden, yahut gafletle ve nefsine uyarak sormuyorsun, biliyorum.
Yoksa hoş görmez, gazap eder, bu soru yüzünden seni
incitirdim.
Fakat bizim işlerimizdeki hikmetleri, varlık sırlarını araştırıyorsun…bunu bilip sonra da halka bildirmek ve her ham kişiyi bu suretle olgunlaştırmak istiyorsun. Sen bunu biliyorsun ama halka da bildirmek için sormaktasın.
Çünkü bu sual yarı bilgidir. Hiç bilmeyen, bu bilgiden dışarıda kalan bu soruyu soramaz.
Sual de bilgiden doğar, cevap da… nitekim diken de toprakla sudan biter, gül de!
Hem sapıklık bilgiden olur, hem doğru yolu buluş… nitekim acı da rutubetten hasıl olur, tatlı da!
Bu nefret ve sevgi, aşinalıktan gelir… hastalık da iyi gıdadan
olur, kuvvet de!
Tanrı Kelim’i de, acemilere bu sırrı bildirmek, onları faydalandırmak için kendini acemi yaptı.
Bizde kendimizi ondan daha acemi yapalım da bilmez gibi cevabını dinleyelim.

***”Eşek satanlar, o satışın anahtarını elde etmek için birbirlerine adeta düşman olurlar, çekişir dururlar.”***

Tanrı buyurdu ki: Ey akıl sahibi Musa, madem ki sordun gel de cevabını duy.

Ey Musa, yere bir tohum ek de bunun sırrını anla, insafa gel!

Musa tohum ekti, ekin bitti, kemale gelip başaklandı, güzelce, düzgünce yetişti…
Orağı alıp biçmeye başladı. Gaybtan kulağına bir ses geldi:

“Neden ekiyor, besliyorsun da kemale gelince kesiyor, biçiyorsun? “

Musa dedi ki:
Yarabbi, burada tane de var saman da… onun için kesiyorum. Çünkü tanenin saman ambarına konması layık değil… saman da buğday ambarına konursa yazık olur! Bu ikisini karıştırmak hikmete uygun olamaz. Mutlaka eklerken ayrıt etmek lazım.

Tanrı dedi ki: Bu bilgiyi sen kimden aldın da bir harman meydana getiriyorsun?

Musa, Tanrım bana bu temyizi sen verdin dedi…

Tanrı dedi ki: Öyleyse bende nasıl olur da temyiz olmaz?
Halk arasında temiz ruhlar da var, topraklara bulanmış
kara ruhlar da. Bu sedeflerin hepsi bir değil… birisinde inci var, öbüründe boncuk!
Buğdayları samandan ayırmak nasıl lazımsa bu iyiyi de kötüyü de ayırmak vacip.
Bu alem halkı, hikmet hazineleri gizli kalmasın, meydana çıksın diye yaratılmıştır.
************************************************
Hepimizin Başı Sağ olsun
Bu sıkıntılarımızı birlik beraberlik içinde üstesinden gelebilmeyi Allah bizlere nasip etsin.” Nazım Çağlan’dan alıntıdır.

Ölümün Kandillisi

Şu an biliyorum tarihi dakikalar yaşamaktayız. Kandil gecesi, saat üç! Dışarıda esen lodosun uğultusunun pencere camlarını, panjur demirlerini zangırtatmasna uyandım! Defalarca kendime telkin ettim “korkma” diye. Böyle havalardan hep ürkmüşümdür. Tabiat olaylarının yani Allahın büyüklüğünün karşısında İnsanoğlunun acizliğinin göstergesidir. Sadece sığınır, beklersin geçmesini… Bu kolay geçmeyecek bir geceymiş meğerse nereden bileyim!

Kaçtı bir kere uykum ama içimde başka bir huzursuzluk, vay arkadaş ne yana dönsem ı-ıh olmuyor tekrar uyumak nafile! Kalkıp cep telefonuma kısa bir göz attım. Hayret, bir gariplik var! Mesajlar gitmemiş, sayfalar yenilenmemiş. Merakımı celbetti iyice, o saatte bilgisayarımı açtım. Orada gene aynı şeyi hem daha vahimini gördüm: sosyal medya kısıtlanmış. Sebep: 33 şehit son dakika kahreden haber! O bir yığın kınamayı okumadım bile! açıklama yapılmadan biten toplantılarınızı da görmedim zaten! 80 milyon gibi bu gece ben dahi bir başınaydım! Kukla gibi haber alma hakkımız açıktı o da sadece bir ağızdan aynı şeyler yazılıyordu. Onları da okumak zaten değmezdi! Olan olmuştu.! Sadece Hatay valisinin yaptığı açıklamayla Türkiye Cumhuriyetinin kandil günü 33 şehitten fazlasını, sınırötesi operasyon denen şeyde kaybettiğimiz gerçeği şak diyeyüreğimize oturmuştu!
Tecrübelerimiz bu sayının kaç katı olabileceği doğrultusundaydı ve internetin daha kötü günlerde bile yavaşlatılmadığı halde şimdi çalışmıyor olması böyle düşünmemize sebepti. Şimdi haberleşmeyi nasıl sağlayacağktık bakalım milletimizle?

Her olayda iki kelime yazıp altında onlarca yorum okumaya meraklı vatandaşlarımz kendilerini tutsak edilmiş hissedecekler mi acaba? Bu bir savaş demişlerdi, esirleri de koskoca Türk milleti mi idi yoksa? Aman Allah yazdıysa bozsun! Milletimize acısın ve hepimizi korusun ! Yeter artık çektiğimiz. ikişer üçer her gün gelen şehit cenazeleriyle rahmet okuya okuya, baş sağlığı taziye mesajları yaza yaza, sayının bu kadar çok olması duyulunca tabii halkın önlenemez hesap sorucu tavrıınıın karşısında önlem midir, korkaklık mıdır bilemem ama bu düpedüz birlik olmamızı engelleyici tutumdur! Sevsek de sevmesek de, istesek de istemesek de böyle günlerde tek yumruk olabilme hasletimiz tırpalanmakta, devletimizle yanyana oluşumuzu istememektir.

Bu satırları yazarken bile arada sırada kontrol ediyorum bir düzelme var mı diye maalesef saatin sabahın beşine yaklaştığı şu anlarda bile herşey aynı.

Kazan Tatarlarının Karakteri

Roza KURBAN

            Köklü bir geçmişe ve zengin bir kültüre sahip olan Kazan Tatarları, tarihçilerin fikrine göre ünlü Hun İmparatoru Atilla’nın (400–453) torunlarıdır. Geçmişte, kuzeyden güneye doğudan batıya kadar uzanan coğrafyada Büyük Bulgar Devleti, Hazar Kağanlığı, İdil Boyu Bulgar Devleti, Altın Ordu, Kazan Hanlığı gibi devletler kuran, büyük medeniyetler yaratan, kahramanlar doğuran Kazan Tatarları adlarını tarih sayfasına altın harflerle yazdırmıştır.

            1552 yılında Kazan Hanlığı Ruslar tarafından işgal edildikten sonra Kazan Tatarlarının son devleti de çökmüş, Tatarlar Rus esaretinin altında yaşamak zorunda kalmıştır. Atatürk’ün “Türk milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı var olmalarının yegâne koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamış, yaşayamaz ve yaşamayacaktır” dediği gibi Kazan Tatar Türkleri de asla bağımsızlık fikrinden vazgeçmemiş, Rus esareti altında dahi millî bağımsızlık mücadelesini sürdürmüştür. Kazan Hanlığı’nın işgalinden sonra hanlığı yeniden kazanmak için yürütülen bağımsızlık mücadelesinde Mamış Birde, Gali Ekrem, Sarıy Batur, Canseyit, Cangali Şögerev, Segıyt Yegferev, Telekey Batur, Telekey’in oğlu Küçem Telekeyev, Aldar İsengildin, Kilmek  Norışev, Küçem’in oğlu Akay Batur, Akay’ın oğlu Gabdulla, Karasakal, Batırşa, Murat Molla gibi şahıslar bağımsızlık uğrunda ölmeyi göze alan kahramanlardır. Tarihçi ve gazeteci Vahit İmamov konuyla ilgili şunları yazmıştır:

“Azatlık mücadelesi süresinde Telekey-Küçem-Akay-Gabdulla gibi bir liderler nesli yetişmiştir. 1682–1684 yılları arasında bağımsızlık savaşımına – Telekey Batur, 1705–1711 yıllarındaki isyana – Küçem, 1735–1740 yıllarındaki mücadeleye Akay ve Gabdulla liderlik etmiştir. Böyle kahramanlık, bu kadar kurban verme, belki dünya tarihinde yegâne olgudur. Başka bir millet olsa, bu aziz oğullarına – bu kahraman nesle şarkılar ve romanlar yazar, heykeller diker, adlarını şehir ve köylere vererek onların adını yaşatırdı. Ancak ne yazık ki, onların adlarını günümüzde Tatarların tarih alanındaki doktorları dahi yarım yamalak biliyor…” [1](Emirhan, İmamov 1993: 24–25).  

Kazan Tatarlarının Rus işgalinden sonraki tarihleri işgalci Ruslar tarafından yazıldığı için kitaplarda Kazan Tatar kahramanlarına yer verilmemiş aksine Tatarlar “medeniyetsiz”, “pis”, “barbar”, “yamyam” olarak nitelendirilmiştir. İşgalciler ise “kahraman”, “kurtarıcı” ve “Tatarlara medeniyet getirenler” olarak lanse edilmiştir. Yüzyıllardır okullarda bu şekilde okutulan bu tarih, tarihi gerçeklerden uzak olan yalan bir tarihtir. Günümüzde de Kazan Tatarlarının geçmiş tarihi yalanlarla doldurulmaya devam etmektedir. Bunun en basit örneği federal standartlara uygun şekle getirilen tarih ders kitaplarına Kazan Hanlığı’nın “kendi isteğiyle Rusya’ya katılması (!)” yalanının yazılmasıdır. İşgal sırasında on binlerce şehidin dökülen kanının hiçe sayılması millete yapılan bir saygısızlıktır. Ders kitaplarındaki bu Rus yalanları sıradan insanların da aklına işlemiştir. Kazan Tatar yazarı Ayaz Gıylecev (1928–2002) hayatını anlattığı romanında tren yolculuğunda karşılaştığı eğitimci bir Mari kadından söz etmiştir. Rus ile evli olan bu kadın, Kazan Tatarlarını yerden yere vurmuştur. Onun fikrine göre, Kazan Tatarları “aptal”, “Rusça bilmeyen nadan”, “öğretmenler tarafından sopayla sokaklardan toplanan”, “pisler” imiş. Kadın sözlerine,“İşbu Tatarlar kendilerine Cumhuriyet talep ediyorlar bir de. Ne yapmak istiyorlardır artık” diye devam etmiş. Gıylecev bu cahil kadına yanıt vermemiş ancak kitabında özet olarak şunları yazmıştır: “Benim önümde Tatarlara çamur atıp tatmin olan bir eğitimci kendi bölgesinde – okulunda, kendi gibi yandaşlarının arasında neler söylemez? Tatar’ı her fırsatta lanetleyen Rus ders kitapları, Rus kitaplarını okuyup gem vurulan gâvurlar bir tek o mudur? Binler onlar, on binler…” (Gıylecev 1997:405).    

            Kazan Tatarları gerçekte nasıl bir millettir, karakteristik özellikleri nelerdir? Milletlerin karakteri tarihi süreç içerisinde gelişmektedir. Milletlerin karakterinin oluşmasında doğa koşullarının da etkisi büyüktür. Şimal Türkleri olarak nitelendirilen Kazan Tatarları soğuk iklimin insanlarıdır ve iklim koşulunun gereği çalışkandır. Kazan Tatarlarının karakterinde diğer Türk boyları ile ortak olan özellikler de vardır. Kazan Tatarları, bağımsızlığına düşkün, kahraman, gururlu, çalışkan, misafirperver, geleneklerine bağlı ve eğitimli bir millettir. Ünlü Tatar şairi Gabdulla Tukay’ın (1886–1913) dediği gibi Kazan Tatarları “kitaplı bir millettir.” Zengin bir edebiyatı olan Tatarlar eğitime önem vermiştir. Eğitimin önemini kavrayan Tatarlar en ücra köşelerde bile kendi paraları ile okullar yapmıştır. Bu durum Rus misyoner Ya. Koblov’un da dikkatini çekmiştir: “Tatarlarda okul işi ileri düzeyde ve onlarda okuma yazma bilmeyenler yok denilecek kadar azdır: okullar milletin hayır parasıyla yapılıyor.” (Kerimullin 1991: 138). Kazan Tatarları omuzlarında kitaplarıyla köy, diyarları dolaşarak diğer Türk boylarına da eğitim vermiş, aydınlanmasına yol açmıştır. 1917 devrimlerinden önce Kazan Tatarları Çarlık Rusya’sında okuma yazma ve kitap basma konusunda ön sırada yer almıştır. Kazan Tatarlarında okuma yazma oranı %80 civarında seyretmiştir. Tatarlar aralarında okuma yazma bilmeyenlerden iğrenmişler ve onları millettaş saymamışlardır.

            Alman asıllı Kazan Üniversitesi tarih profesörü, etnograf Karl Fuks (1776–1846) uzun yıllar Kazan Tatarları arasında yaşamış, Tatarlar ile ilgili önemli akademik çalışmalar yapmıştır. 1844 yılında kaleme aldığı “Kazanskiye Tatarı v Statistiçeskom i Etnografiçeskom Otnoşeniyah” (İstatistik ve Etnografya Bakımından Kazan Tatarları) başlıklı kitabında Kazan Tatarlarının huylarından söz etmiş ve gelenekleri ile ilgili şunları yazmıştır:

“Her halkın iyi ve kötü huyları vardır. Tatarlar da öyledir, iki yüzyıldan fazla Rusların emri altında ve Ruslar arasında dağılmış bir vaziyette yaşayan bu halk sanki ayrı yaşamışçasına, kendi gelenek-göreneklerini fevkalade bir şekilde korumuştur.” (Kerimullin 1991: 139).

            Kazan Tatarları arasında yaşayan Ruslar, Rus kitaplarında yazılanın aksini söylemektedir. Bunun bir örneği Tatarları tarihi etnografya bakımından inceleyen Rus doktor A. Spasskiy’in 1916 yılında yazdığı rapordan okumak mümkündür. Spasskiy şöyle demiştir: “Onlar (Kazan Tatarları –R.K.) çok misafirperver bir millettir. Tatarlar arasında okuma yazma oranı Ruslara nazaran daha yüksektir. Onların evleri temizdir. İnek sağarken Tatar kadınları her daim önlük takıyor, ineğin memesini ılık su ile temizliyor ve sütü temiz bir havlu ile örtüyorlar. Medeniyet bakımından Tatarlar diğer yabancı milletler arasında ilk sırada olmalıdır.” (Kerimullin 1991: 139).

            Tarihçi İndus Tahirov (1936) “Bağımsızlık Basamakları” adlı kitabında Kazan Tatarlarının karakteristik özelliklerini değerlendirmiş ve Tatarların bağımsızlığına düşkün ve kahraman bir ulus olduklarından öncelikle söz etmiştir: “Tatarların büyüklüğü onların bağımsızlık ruhluluğunda, savaşlarda kahramanlıklarında, herhangi bir işte becerikli ve hevesli olmalarında saklıdır… Eğer biz Tatarların millî vasıflarını incelemeye başlarsak tüm Türklerle ortak olan vasıfları bulacağız. Onların ilki – bağımsızlıktır.” (Tahirov 1994: 27). Tahirov’un bu satırları, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözünü akıllara getiriyor. Kazan Tatarlarına özgü olan diğer vasıf da kahramanlıktır. Tatarlar hiçbir koşulda korkaklık sergilememiş, sonucu ölüm olsa dahi mücadele etmeyi yeğlemiştir. Misafirperverlik, mertlik tüm Türklere has özelliktir. Ancak Kazan Tatarları misafirperverlik konusunda hayatın sınavına tabii tutulmuştur. 1552 Rus işgalinden sonra yoksul düşen Kazan Tatarları misafirperverlik sergileyecek durumda olmamıştır. Yoksulluk, Sovyetler iktidara geldikten sonra da sürmüş, buna bir de 1921–1922 ve 1950 yıllarındaki yapay açlık, 1941–1945 yıllarındaki İkinci Dünya savaşı gibi olaylar da eklenmiştir. Kendi açken misafir ağırlamak imkânsız olan durumların ortaya çıkması bazı kaynaklarda Kazan Tatarlarının cimrilikle suçlanmasına neden olmuştur.

            Tarihçi Reşideddin (1248–1318) Tatarlar ile ilgili şunları yazmıştır: “Onların (Tatarların – R.K.) olağanüstü büyüklüğü ve saygıdeğer olmaları sayesinde diğer Türk kabileleri, boy ve adlarının farklılığına bakmaksızın işbu ad altında birleştiler ve Tatar diye adlandırılmaya başladılar.” (Fehretdinov 1993: 5). Dünyada saygınlık kazanan Kazan Tatarlarının önemli karakteristik özelliklerine değindik. Ancak Kazan Tatarlarının en dikkate değer özelliklerinden birisi de millet olarak ayakta kalma ve yaşama azmidir. Tarihte bu kadar uzun süre esaret altında kalıp da millî benliğini, dilini, gelenek, göreneklerini, edebiyatını ve kültürünü koruyabilmiş başka bir millet var mıdır? Kazan Tatarlarının bağımsızlık mücadelesi bugün de devam etmektedir. Atatürk, “Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır”, demiştir. Türk Dünyası’nda direniş simgesi olarak nitelendirilen Kazan Tatarları geçen yüzyıllar içinde bağımsızlık uğruna sayısız kayıplar vermiş bir milletir ki, bağımsızlık Kazan Tatarlarının hakkıdır!    

Kaynakça:

  1. Emirhan, Ravil ve İmamov, Vahit, Tatarlarnıñ Vatan Sugışı (Tatarların Vatan Savaşı), Yar Çallı 1993.
  2. Fehretdinov, Ravil, Tatar Uglı Tatarmın (Tatar Oğlu Tatar’ım), Çallı 1993.
  3. Gıylecev, Ayaz, Yegez, Ber Doga! (Haydi, Dua Edelim!), Kazan 1997.
  4. Kerimullin, Ebrar, Tatarlar: İsemebez hem Cisemebez (Tatarlar: Adımız ve Sanımız), Kazan 1991
  5. Tahirov, İndus, Beysezlek Baskıçları (Bağımsızlık Basamakları), Kazan 1994.   

[1] Metindeki tüm çevriler tarafından yapılmıştır.