Aylık arşivler: Ağustos 2019

30 Ağustos 1990 Tataristan’ın Bağımsızlığı Günü

Roza KURBAN

           

Köklü bir geçmişe ve zengin bir kültüre sahip olan Kazan Tatarları tarih sayfalarında derin iz bırakan bir millettir. 1552 yılında Kazan Tatarlarının son bağımsız devleti Kazan Hanlığı’nın Ruslar tarafından işgal edilmesiyle birlikte Tatarlar Rus esareti altına girmiş ve yüzyıllardır zulme maruz kalmıştır. Kazan Tatarları esaret altındayken bile millî bağımsızlık fikrinden asla vazgeçmemiş, mücadelelerini sürdürmüştür. Rus boyunduruğundan kurtulup Kazan Hanlığı’nı yeniden kurmak uğruna süren savaşımda birçok millî lider ortaya çıkmış Rus’a karşı ayaklanmalarda önderlik etmiştir. Hayatları pahasına mücadele eden bu kahramanlar bugün de milletimizin aklında ve kalbindedir. Kazan Tatarları bağımsız bir devlet kurma hayalinden asla vazgeçmemiş, her zaman fırsat kollamıştır. Yüzyıllar boyunca devam eden bu mücadele kâh gizlice beklemede kalmakla, kâh isyan şeklinde başkaldırışlarla sürdürüle gelmiştir. Kazan Tatarları çınar ağacına benzer, dallarını budaklarını kesseler de köklerinden tekrar doğar ve kocaman bir ağaç olurlar.

           

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk: “Türk, esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır”, demiştir. Kazan Tatarları da Rus esaretini asla kabul etmemiş ve bağımsızlığını kazanmak için elinden geleni yapmıştır. XX. yüzyılda bağımsız bir devlet kurma yolunda üç büyük girişim olmuştur. 1917 Şubat ve Ekim Devrimleri, Kazan Tatarları başta olmak üzere tüm bölge halkını heyecanlandırmış, değişimden bağımsızlık çıkacağı umuduyla büyük çoğunluk Bolşeviklerin yanında yer almıştır. Çok zaman geçmeden Bolşeviklerin Çarlık dönemi yöneticilerinden farklı olmadığı sadece rejimin adının değiştiği ortaya çıkmıştır. Ancak bu durum Kazan Tatarlarını millî bağımsızlık fikrinden vazgeçirmemiş, mücadele sürmüştür. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanlara esir düşen İdil-Ural bölgesi Türkleri İdil-Ural Lejyonu çatısı altında birleşerek bağımsız devlet kurma fikrini 1944 yılında İdil-Ural Kurultayı’nda gündeme getirmiş, konu kurultayın ana gündem konusu olmuştur.

           

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı 69364646_379237926293925_6092678711608344576_n.jpg

1985 yılında Mihail Gorbaçev’un (1931) SSCB yönetimine gelmesi ülkede büyük değişimlerin yaşanmasına neden oldu. SSCB halkının hiç duymadığı ve alışık olmadığı “perestroyka”, “glasnost” gibi tabirler kullanıma girdi. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının habercisiydi bu yaşananlar. 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması kararı da yaşanacakların bir işaretiydi. Değişimle birlikte esmeye başlayan demokrasi rüzgârları Kazan Tatarlarını da es geçmedi. Dalları kesilen büyük çınar tekrar filizlenmeye başladı. 1980’li yılların sonlarında milliyetçiliği ön planda tutan sivil toplum kuruluşları ve partiler kurulmaya başladı. Bu Kazan Tatarlarının yeniden yükselişiydi. Bilindiği üzere, 27 Mayıs 1920’de Tataristan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Tataristan, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne (RSFSC)  dâhil olmuştu. 1990 yılının 30 Ağustos tarihinde Tataristan hükümeti devlet bağımsızlığı beyannamesini kabul etti. Böylece, Tataristan’ın Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin bir parçası olmadığını tek başına bağımsız bir devlet olduğunu dünyaya duyurdu. 30 Ağustos tarihinde kabul edilen bağımsızlık beyannamesi bir başlangıcın sonu mu, bir sonun başlangıcı mı ya da yeni bir dönemin arifesi miydi? Bunu zaman gösterecekti. 30 Ağustos 1990 tarihinde Tataristan’ın bağımsızlık beyannamesi kabul edildikten sonra o gün Cumhuriyet Bayramı, Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaya başlandı. Yaşananlar Rusların hoşuna gitmemiş, onları tedirgin etmişti. Ayrıca Tataristan halkının %75’inin RSFSC Başkanı seçimine katılmaması Tataristan’ın bağımsızlık fikrinin yalnız Tatarlar tarafından değil Tataristan’da ikinci büyük nüfus olan Ruslar ve diğer milletler tarafından da desteklendiğinin bir göstergesiydi. 1991 yılının sonunda SSCB’nin çökmesiyle birlikte Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan gibi Türk yurtları bağımsız bir devlet olmuştur. Ancak Rusya Tataristan’ın 1990 yılındaki bağımsızlık beyannamesini tanımamış ve bağımsız bir devlet olmasına müsaade etmemiştir. Tataristan, 1990 yılının 30 Ağustos tarihinde kabul edilen beyanname esasında 21 Mart 1992 tarihinde referanduma gitmiştir. Referandumda, “Siz Tataristan’ın egemen bir devlet, uluslararası hukuk subjektı, Rusya ve başka cumhuriyetler, devletler ile kendi ilişkilerini eşit hukuklu anlaşmalar esasında kuran bir Cumhuriyet olmasını istiyor musunuz?” sorusu sorulmuşve seçmenlerin %61,4’ü “evet” yanıtını vermiştir. Referandum sonuçlarının Tataristan’ın bağımsızlığından yana çıkmasından sonra Tataristan Anayasası hazırlanmış ve 1992 yılının 6 Kasım tarihinde Egemen Tataristan Cumhuriyeti’nin Anayasası Tataristan Devlet Şurası’nda kabul edilmiştir. 31 Mart 1992 tarihinde özerk cumhuriyetler Rusya Federasyonu’na dâhil olacaklarına dair “federatif sözleşmeyi” imzalamış, Tataristan ve Çeçenistan bu sözleşmeye imza atmamıştır. 15 Şubat1994 tarihinde Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin ile Tataristan Cumhurbaşkanı Şeymiyev arasında “yetki paylaşımı” diye adlandırılan bir sözleşme imzalanmıştır.

           

1990’lı yılların başında yaşanan değişimlere Kazan Tatarları tam anlamda hazır değildi, Kazan Tatarlarına önderlik edecek, kesin kararlar alıp uygulamaya koyacak tecrübeli siyasi bir lider yoktu. Ancak yine de o yıllarda Tataristan Devlet Şurası Kazan Tatarları lehinde birçok önemli karar aldı. Fakat kararların büyük çoğunluğu hayata geçirilemeden rafa kaldırılmak zorunda kaldı. Alınan kararlardan birisi de Latin Alfabesi’ne geçme kararıydı. Latin’e geçme süreci 1992–2002 yılları arasında yani 10 yıllık süre içerisinde gerçekleşecekti. Ancak buna zaman yetmedi ve Tataristan’ın Latin Alfabesi’ne geçme zamanı tam gelmişti ki, 27 Kasım 2002 tarihindePutin, “Rusya Federasyonu’ndaki tüm halklar ana dillerini yazarken Kiril Alfabesi kullanmalıdır” şeklindeki kararı imzaladı. Böylece Kazan Tatarlarının Latin Alfabesi’ne geçme isteği hayal oldu.

2000 yılında Putin’in iktidara gelmesiyle birlikte, Kazan Tatarlarının elde ettiği yasal hakları tek tek ellerinden alınmaya başlandı. 19 Nisan 2001 tarihinde Rusya Anayasa Mahkemesi Tataristan Anayasası’ndaki Tataristan’ın bağımsızlığına dair maddesini Rusya Anayasası’na aykırı bulmuştur. Bu bağlamda 2002 yılında Tataristan Devlet Şurası Tataristan Anayasası’nı değiştirmiştir. 1992–2017 yılları arasında Tataristan Anayasası 17 kez değiştirilmiş, içindeki önemli maddeler çıkartılmıştır. Putin’in çıkardığı kanunlar gereği, ana dilde eğitim yasaklanmış, lise mezuniyet ve üniversitelere giriş sınavları Rusça yapılmaya başlanmıştı. Bilindiği üzere Tataristan Anayasası’nda Tatarca ve Rusça Tataristan’ın resmi dilleridir. Son olarak, Putin’in “Rus dili dışındaki başka dilleri zorunlu okutmak – yaramaz bir durumdur” şeklideki konuşmasından sonra Tatar dili başta olmak üzere Rusça olmayan tüm ana dillerin eğitimi 3 Ağustos 2018 tarihinde imzalanan karar gereği 2 saate indirilmiş o da velilerin isteğine bırakılmış, Rus dili Rusya Federasyonu’ndaki tüm milletler için “ana dil” yapılmıştır.

Yazımızın konusu 30 Ağustos Tataristan’ın Bağımsızlık Günü’dür. Putin, Kazan Tatarları için büyük önemi olan bu günü de tarihten silmek, unutturmak için sinsi bir plan hazırlamıştır. Bilindiği üzere 2005 yılında Kazan’ın 1000 yıllığı kutlandı. Kazan civarında eski madeni paraların bulunması (!) ile birlikte, Kazan’ın kuruluşunun 1000 yıl önce olduğu kararına varılmıştır. Türkler eski, köklü bir millet 1000 yıllık, hatta 2000 yıllık geçmişi olabilir. Ancak burada 365 gün içerisinde 30 Ağustos gününün seçilmesi bir kasıt değil de nedir? Ya Kazan’ın 1000 yıllığına hazırlık bahanesiyle 40 tane tarihi değeri olan binanın yerle bir edilmesine ne denmeli? 1000 yıllık geçmişe sahip olan şehrin neden tarihi değerleri yok ediliyor? Sorulacak çok soru var bu konuda. Kazan’ın 1000 yıllığı kutlamalarına Putin bizzat katılmış, ayrıca bir kararnameyle hazırlanan “Kazan şehrinin 1000.yılı” madalyasını “millete hizmet edenlere”(!) bol kepçeden dağıtmıştır. Kazan’ın 1000. yılı madalyaları Türkiye’ye kadar ulaşmış ve törenle verilmiştir. Bu madalyayı alanlar da “Putin imzalı madalya aldık!” diye böbür böbür böbürlenerek kendilerini tatmin etmiştir. Putin’in bir Türk düşmanı olduğunu, Rus olmayan milletleri yok etme siyaseti yürüttüğünü hesaba katmadan madalyalar alındı, geri çevireni duymadım. Zaten ödüllendirileceklerin listesi yapılırken kimin ne olduğu önceden belirleniyor. Bir de “millete hizmet” konusu. Hangi millet ve nasıl bir hizmet? Rusya Başkanı Putin imzalı ödül olduğuna bakılırsa, bu madalyalar Rus’a “hizmet” anlamı taşımaktadır. Ayrıca Rus imzalı bir ödül almak bir Türk için bir gurur, bir övünç müdür?

Kazan şehrinin 1000 yıllığını herkes sevinçle kabul etmiştir demek yanlış olur, madeni paralar bulunup değerlendirmeler yapılırken buna karşı çıkan onurlu tarihçiler de olmuştur. Ancak satılık insanların gereğinden fazla olduğu bir dönemde gerçekleri söylemek yargılanmayı, hapsedilmeyi, dışlanmayı göze almak demektir. 2005 yılında da Rusların uydurduğu sahte tarih öne çıktı, millî bilinçten yoksun şuursuzlar 1000 yıllık kapsamında ödüllendirildi, eğlendi… 2005 yılına kadar Bağımsızlık Günü ya da Cumhuriyet Bayramı olarak kutlanan 30 Ağustos o tarihten sonra Şehrin Doğum Günü olarak kutlanmaktadır. Putin’in kasıtlı eylemi işe yaramış Bağımsızlık Günü’nü Şehir Doğum Günü’ne çevirmeyi başarmış gibi görünse de 30 Ağustos hem millet nezdinde hem de hukuki açıdan Kazan Tatarları için tarihi bir gündür. Bundan 29 yıl önce 30 Ağustos 1990 tarihinde Kazan Tatarları bağımsızlık beyannamesini kabul ederek millî egemenliğini kazanmıştır. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk: “Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur”, demiştir. Kazan Tatarlarının da bir gün tam bağımsız olacağına canı gönülden inanıyor ve güveniyorum. Kazan Tatarlarının bu önemli tarihi bayramını unutturmak isteyenlere rağmen, 30 Ağustos Tataristan’ın Bağımsızlık Günü kutlu olsun!

Ermenilerin Kazan Hanlığı’na İHANETİ

Roza KURBAN

            Bir insan topluluğunu ulusal, dinsel vb. sebeplerle yok etme, jenoside soykırım, denir. (Türkçe Sözlük 2005: 1797). Ermeni Soykırımı (!) konusu, son yıllarda sıkça dillendirilen ve çeşitli ülke parlamentolarının gündemine alınan bir konudur. Ermeni konusu ile tüm dünya ilgilenirken, nedense Rusların Türklere yüzyıllardır uyguladığı soykırımı konuşmaktan ülkeler kaçınıyor ya da çekiniyorlar. 1552 yılında başlayan Rusların Türk Dünyası’nı işgali sonrasında yaşanan zulüm, Rusların zorla Hıristiyanlaştırma yoluyla Ruslaştırma siyasetinin gündem oluşturamaması bir bilgi eksikliği mi, yoksa başka bir nedeni mi var bunu söylemek zordur. Çarlık Rusyası’nın çöküşü sonrası oluşan Sovyetlerin Rus olmayan milletleri yok etme siyaseti hız kesmeden devam etmiştir. Sovyetler, Çarlık Rusyası’nın Ruslaştırma siyasetini sürdürmüştür. Ermeni Soykırımı güncelliğini korurken, 1921–1922 yıllarındaki yapay açlık, Stalin’in aydın soykırımı, 23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Sürgünü, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü gibi milyonlarca insanı hayattan koparan, milletlerin yok olmasına neden olan olaylar gündem oluşturamıyor. Bu konuda maalesef Türk Dünyası da birlik olup desteklemiyor birbirini. Geçmişte yaşanan olayları unutmak ya da unutturmaya çalışmak milleti tarihinden koparmak, milli şuurdan yoksun bırakmak anlamına gelmektedir. Türklere uygulanan zulüm, soykırım olmanın dışında bir insanlık suçudur ki asla unutulmamalı ve unutturulmamalıdır. Stalin’in Türklere yaptıklarının etkileri günümüzde de kendini göstermektedir. Sürgün sırasında yurtlarından sürülen Türkler halen anavatanlarına dönememiş, bazıları artık milli kimliğini kaybedip mankurtlaşmıştır.

            Ermeni Soykırımı denince, Ermenilerin kimliğini öğrenmek için tarih sayfalarına göz atmakta yarar vardır. Kazan Hanlığı döneminde birçok Ermeni tüccar aileleriyle birlikte Kazan’da ikamet etmiştir. Kafkasya, İran ve genel olarak doğu ile yapılan ticaret Ermenilerin elinde olmuştur. Kazan’da Ermenilerin kendi mahallesi, günümüzdeki kalıntıları Yunan Köşkü adıyla bilinen kendi kilisesi ve kilise avlusunda mezarlıkları olmuştur. Görüldüğü üzere Kazan Hanlığı Ermenilere özgürce yaşama, çalışma hakkını tanımıştır. Kazan Hanlığı tarihi ile ilgili yazılan kitapların büyük çoğunluğu işgalci Ruslar tarafından yazıldığından bazen gerçekleri ortaya çıkarmak için ciddi araştırmalarda bulunmak gereklidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk: “ Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” demiştir. 1552 yılında Kazan Hanlığı Ruslar tarafından işgal edildikten sonra Kazan Tatarlarına kendi tarihlerini yazma fırsatı olmamış, tarih işgalci Ruslar tarafından yazılmıştır. İşgalcilerin yazdığı tarih gerçekleri yansıtmamakla kalmamış, bu tarih sayfalarında Türkler “pis”, “barbar”, “yamyam” vs. olarak kötü gösterilmiştir. Kazan Tatarlarının milli tarihi ancak XIX. yüzyıl ortalarından sonra yazılmaya başlanmıştır. Stalin döneminde tarafsız tarih yazan tarihçiler yargılanmış ve idam edilmiştir. Tarihi objektif yazan tarihçilerden birisi de Stalin devri kurbanı Rus asıllı Mihail Hudyakov’tur (1894–1936). Tarihçinin 1923 yılında yayımlanan “Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar” adlı kitabını Rusçadan Türkçeye çeviren İklil Kurban ‘Çevirenin Sözü’ kısmında şunları yazmıştır:

“Eğer, bizim çevirdiğimiz Hudyakov’un bu eseri, bir Tatar tarihçisi tarafından yazılmış olsaydı, ‘Tatar ruhuna Rus düşmanlığının aşılanması’ olarak algılanıp, bu çalışmanın inandırıcılığına gölge düşmüş olurdu. Fakat ne yazık ki, insanlığın tarihinde, Hudyakov’un ‘Esir düşen Kazan sakinlerinin tüyler ürpertici katliamı, Rus tarihinin en üzücü sayfalarından biridir… 1552 yılında 30 000 – 40 000 Kazan sakininden sadece 6000 Tatar hayatta kalmıştır’ dediği gibi, olguların var oluşu, insanlığın zihninde ve dilinde ‘soykırım’ kavramının türemesine neden olmuştur. Kazan’ın Ruslar tarafından işgal edildiği 2 Ekim 1552 tarihinin, Tatarlara yönelik bir soykırım günü olduğu konusunda, Hudyakov başta olmak üzere Tatar tarihini yazan Gaziz Gobeydullin, Hadi Atlasi gibi tarihçiler hemfikirdirler. Günümüzde de devam eden soykırım eylemine tepki olarak bu günün (2 Ekim’in) dünya çapında bir soykırım günü olarak tanınmasında yarar vardır.” (Hudyakov 2009: 9).

            Kazan Hanlığı’nın çöküşünün çeşitli nedenleri vardır, bunlar tarihçiler tarafından değerlendirilmekte, yorumlanmaktadır. Kazan Hanlığı çöküşünün nedenlerinden birisi de yaşanan ihanetlerdir. Her insan, her millet kendine yakışanı yapar ki, insan ve milletlerin karakteri davranışlarında saklıdır. Türkiye Ermeni Soykırımı suçlamaları ile gündemdeyken, Ermenilerin Kazan Hanlığı’na yaptıkları ihaneti irdelemekte yarar vardır. Ermenilerin Kazan Hanlığı’na ihaneti konusu Hudyakov’un “Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar” kitabında yer almıştır. Prof. N.F. Vısotskiy, Kazan’da yaşayan bir Ermeni’den şu rivayeti kaydetmiştir:

“Tatar saltanatı devrinde,  Kazan’ın şimdiki Sukonnıy (Çuha) mahallesinde birçok Ermeni tüccarı ailece yaşıyormuş. Bugünkü Georgi Kilisesi’nin yerinde onların kendi kiliseleri varmış. Kazan Korkunç İvan tarafından kuşatılırken, Çar ordusunun birçok saldırısı Tatarlar tarafından püskürtülmüş. İşte o zaman birkaç Ermeni Rus karargâhına giderek, Çar’a büyük bir ücret karşılığında, kalenin kolaylıkla girilebilen zayıf noktasını gösterme teklifinde bulunmuşlar. Çar bu sırrı satın alıp şehri ele geçirmiştir. Zafer bayramı kutlanıp, işler yatıştıktan sonra İvan Ermenileri hatırlamış: eski müttefiklerine ihanet eden insanların yenilerine de aynı şeyi yapabileceğini düşünmüş ve onların hepsinin öldürülmesini emretmiştir. Korkunç İvan’ın bu emrinden haberdar olan Ermenilerin büyük çoğunluğu Kazan’dan gizlice İdil boyundaki şehirlere, özellikle Astrahan’a kaçmıştır. “Kazanskiy” (Kazanlı-R.K.) soyadlı bu kaçaklardan birinin torunları bugün de Astrahan’da yaşıyormuş. Elbette Ermenilerin hepsi kaçamamış, kalanlar Korkunç İvan tarafından öldürülmüştür.” (Hudyakov 1991: 280–281).

Görünen o ki, Ermeniler kendilerine kucak açan, özgürce yaşama hakkı tanıyan Kazan Hanlığı’na nankörlük etmiş, kendilerine yapılan iyiliğin karşılığını ihanetle ödemiştir. Türkiye Türkçesinde “ekmek veren eli ısırmak”, “yediği kaba pislemek”, “besle kargayı oysun gözünü”  gibi deyim ve atasözleri vardır. Ermenilerin yaptığı ihaneti tam olarak karşılamazsa da bu atasözlerini hatırlatmak yerinde olur. İnsanların beslediği evcil hayvanlar dahi sahiplerine ihanet etmezler, ne ekmek veren eli ısırırlar, ne de yedikleri kaba pislerler. Ermeniler, hayvanların bile yapmadığını yaparak kendi menfaatleri uğruna yaşadıkları ülkeyi satmışlardır. Her daim çıkarlarını ön planda tutan Ermeniler Kazan Hanlığı’na yapılan ihanetin bedelini ağır ödemiştir. Kazan Hanlığı’nın Ruslar tarafından işgali Ermenilerin de Kazan’daki hayatının sonunu getirmiştir. Kazan Hanlığı döneminde serbestçe rahat hayat süren Ermeniler, hanlığa ihanet ederek bir nevi kendi sonlarını kendileri hazırlamıştır. Aslına bakılırsa onlar Kazan Hanlığı’na ihanet ettiklerini sansalar da kendi kendilerine ihanet etmiştir. Milletlerin kimliğini anlamak için tarihi geçmişe bakmak gereklidir. Kazan Hanlığı’nda yaşanan bu olay Ermenilerin kimliğini açıkça ortaya koymaktadır.    

Kaynakça:

  1. Hudyakov, Mixail, Oçerki Po İstorii Kazanskogo Hanstva (Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar, Moskova 1991.
  2. Hudyakov, Mixail, Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar, Çeviren: Roza Kurban, İklil Kurban, Berlin 2009.
  3. Türk Dil Kurumu: Türkçe Sözlük, 10. Baskı, Ankara 2005.