Aylık arşivler: Mayıs 2018

HOKAND HANLIĞI

HOKAND HANLIĞI’NI doğuran düşünce:
Devlet ve bağımsızlık denilen ve birbirini tamamlayan bu kavramlar, vatan ve ulus sevgisinden doğmuş yüce duyguların, derin düşüncelerin yansıttığı bir kutsal varlığın adıdır. Bu varlık onun için kutsaldır ki, o olmadan herhangi bir ulusal vatan, o olmadan herhangi bir ulusal yaşam olamaz-düşünülemez.
HOKAND HANLIĞI-başkenti Hokand şehri olmak üzere, 1710-1876 yılları arasında, Türkistan’ın Fergane Havzasında kurulup, ardı arkası kesilmeyen savaşlar eşliğinde ömrünü sürdürebilen müstesna bir Türk devletidir. Bu devleti ayakta tutan coğrafya ise, yine olağanüstü zengin bir tarım bölgesi olan-Ünlü Maveraünnehir’dir. Konunun izahı güç olduğu için, Hokand Hanlığı’nı doğuran ve barındıran ortamının daha öncesini-yani “Çetin Devirlerini-Çetin Savaşlarını” sırasıyla özlü olarak anlatmaya çalışacağım.
HOKAND HANLIĞI ÖNCESİNDEKİ TÜRKİSTAN
XVI. Yüzyıl başlarındaki deniz yollarının açılmasıyla beraber Orta Asya ovalarından kara yolları ile yapılan ticaret birdenbire durur. Ülkede merkezleştirici ticaret gibi amilin büsbütün sükûtu, halkın ancak ekincilik ve hayvancılık ile yaşaması, ülkenin bölümleri arasında daha önce de pek güçlü olmayan manevî bağların daha çok zayıflaması ülkenin hanlıklara bölünmesine yol açar. Buhara Hanlığı 1500’de, Hive Hanlığı 1511’de, Seidiye Hanlığı 1514’te, Hokand Hanlığı 1710’da kurulur. Bu hanlıklar ortaya çıktıktan sonra, hanlıklar arasındaki kısır çekişmeler ve savaşlar sürer gider. Rus-Çin istilası karşısında bile birleşemezler (KURBAN 1995: 5).
Timur’un ölümünden (1405), Onun soyunun Türkistan ve Horasan’dan sökülmesine kadar (1507) giden 102 yılın 75 yıldan uzun bir kısmı durmak bilmeyen bey boğuşmaları devridir. Bu bey boğuşmaları bir yandan Türkistan Türklerinin Avrupa’ya oranla müspet bilimler dahil 150 yıllık ileride olan yüksek kültür hayatını sarsacak, öbür yandan Türkistan’ın kültür seviyesi daha düşük olan başkaları tarafından istila edilmesini kolaylaştıracaktır (KURBAN 1995: 26).
Şarki Türkistan’da 77 (1678-1755) yıl süren Hocalar Devri, Türkistan’a yönelik 1755’teki Çin işgaline yol açar. İşte bu adı geçen Hocalar, Hokand Hanlığı’nın kuruluşunda ve yaşamında bir numaralı ulusal düşmandır. Hocalar başta olmak üzere devlet yönetiminin düşmanları bireysel feodal güçler, Buhara Hanlığı’nın toprak hırsı ve Rus Emperyalizmin yayılmacılığıdır.
COĞRAFYA TARİHİN ANAYURDUDUR
Fergane Havzası-bugünkü Özbekistan’ın en doğu bölgesi olan Fergane Havzası, Kırgızistan ve Tacikistan ile sınırlanmaktadır. Bu havza sanki bir avuç içi gibi, birbirinden pek de uzak olmayan beş parmağa benzer aralıklarla yerleşen beş şehri içine almaktadır:
Fergane, Mergilan, Endican, Namengen ve Hokand. Bir de bugünkü Kırgızistan sınırları içinde bulunan Oş şehri de coğrafî bakımdan bu bölgeye aittir. Fergane sözcüğü hem bu havzanın, hem bu havzanın en güneyine yerleşen bir şehrin adıdır. Havzanın en kuzeyine Namengen şehri yerleşmiştir.
Uzak geçmişten bu yana “İki Nehir Arası” (Sır Derya ile Amu Derya Arası) anlamında Arapların diliyle “MAVERAÜNNEHİR”, Avrupalıların diliyle “TRANSAXİANA” diye adlandırılan ve tarih boyunca çok kanlı savaşlara sahne olan bu cennet yurdun bir parçası, işte bu Fergane Havzası’dır. Fergane şehrinin 30-60 kilometre güneyine doğru Vadil Kasabası ve bu kasabaya bağlı Şahimerdan ilçesi, daha güneyde ise, yüksek Alay Sıradağları bulunmaktadır. Bu Sıradağların güneyi Tacikistan, Tacikistan’ın güneyi Afganistan’dır.
Alay Sıradağlarının zirvesi kış-yaz bembeyaz karla kaplanmış olup, adı geçen Sır Derya işte buralardan başlıyor. Dağın orta yüksekliğinde oluşan Gök Göl ile dağ eteğindeki yerleşim sahası arasında şu anda teleferik tesisatı kurulmuştur. Ben (İklil Kurban) 1994 yılının Temmuz ayı ortalarında oradaydım. Havanın 40 derece üstünde sıcak olmasına rağmen, çok duru olan dağ suyu eli donduruyordu. Aşağıya doğru büyüyerek akan derenin kenarları yemyeşil çimenlik olup, temiz suyu ve güneşli havasıyla burası, şehir halkı için dinlenme-rahatlama yeridir. Bu özelliklerinden dolayı, Türkistan’daki tam 100 (651-751) yıl süren Arap istilasının en yoğun ve kalıcı etkisi buralarda yani Maveraünnehir’de gerçekleşmiştir. Çünkü Maveraünnehir Arapların hayalindeki Cennet’tir.
İşte yukarıda bahsettiğim coğrafya, bir zamanların ünlü hükümdarı ve yazarı olan Hindistan fatihi Babur’un (1483-1530) yurdudur. Babur buralarda taht kurmuş, düşmanları ile çarpışmış ve en zor günlerinde bu dağların mağaralarına-yalçın kayalarına sığınmıştır. Ayrıca burası, dağ eteğine yerleşen Şahimerdan İlçesindeki, Ünlü Ceditçi (Yenilikçi) Şair Hemze Hakimzade Niyazi’nin (1889-1929) mezarı ile Ona ait müzeyi bağrına basarak, yakın çağımızdaki bir faciaya tanıklık etmektedir. Hemze’nin mezarı üstündeki mermer taşa şairin şu mısraları yazılmıştır:

TÜZEMİZ YENGİ TURMUŞNİ
ZAMAN İÇRE .
EBEDİ SONRA YEŞEYMİZ
CAHAN İÇRE .

Şairin mezarının ve ona ait müzenin bu dağ eteğinde bulunmasının önemli bir sebebi vardır. Şair Hokandlı yani bu yörenin insanıdır. O burada Ceditçilik fikirleriyle ortaya çıkarak, kadınlara peçe ve başörtülerinden kurtulup, çağa ve bilime ayak uydurmalarını söylediği 1929 yılında, dinci gruplar tarafından taşlanarak öldürülmüştür (Özbek Sovyet Ansiklopedisi: 365). Şairin başına gelen bu olay, 1930 yılında Menemen’de hasıl olan Kubilay olayı ile 1993 yılında Sivas’ta hasıl olup, 37 aydının ölümü ile sonuçlanan yangın olayının aynısıdır. İşte Ruslar gibi istilacıların, komünizm gibi yabancı ideolojilerin Türk topraklarında tutunabilmesini sağlayan başlıca amil, bunun gibi olaylar ve bu olayları doğuran VII. Yüzyıl Arap zihniyetinin temsilcileridir.
Karalar Çağı’nda atımız ile dünyayı titrettik, Deniz Çağı’nda köle olduk, bakalım bugünkü Uzay Çağı Türk ulusu uğruna ne getirip ne götürecek?! Her olup bitenin başlıca etkeninin kendimiz olacağı unutulmamalıdır.
6 milyon kilometre kare büyüklüğündeki olağanüstü zengin Türkistan topraklarına gözü düşen Arapların-Farsların-Çinlilerin ve Rusların işgal hırsları hiç sönmeyecektir. Aydın-Türkçü Hokand Hanlarına karşı harekete geçen feodal-egoist-çıkarcı gurupların devlet düşmanlığı-durup dururken taht sahibi olma isteği, Hokand Hanlarının sürekli öldürülmelerine yol açacaktır.
Tanımı geçen zorluklar karşısında Pantürkizm’e sığınmaktan başka yolu olmayan Hokand Devleti ve Hanları, gerektiğinde Türklük uğruna kardeşleri için her zaman olağanüstü yardım ve fedakârlık yapmışlardır. Bu ulusal sevgi gereği, gözünü dal budaktan esirgemeyen Alimkul (1831-1865), Yakup Beg (1820-1877) gibi tarih yaratan destan kahramanlarının adı ölümsüzleşecektir.
Yıl 1865 Ocak ayı, Hokand askerî komutanı Alimkul (1831-1865), Doğu Türkistanlı kardeşlerinin Çin’e karşı savaşlarına yardım edebilmek amacıyla Kuşbeyi Yakup Beg’i (1820-1877) Kaşgar’a gönderip çok isabetli iş yapacaktır. Yakup Beg kimdir?
Yakup Beg’e özgü araştırmalarda, Onun kişiliğini değerlendiren şu ifadeler ortaktır:
“Akıllı ve çalışkan; amacına ulaşmada gözünü dal-budaktan esirgemeyen cüretkâr ve düşmanını yok etmede herhangi bir hileye başvurmaktan çekinmeyen hilekâr şahsiyet”.
Yakup Beg’in göze çarpan en büyük başarısı:
Nüfuzlu son Kuçar hocası Raşidin’in öldürülmesi ve nüfuzlu son Kaşgar hocası Büzrük hocanın Hacca gönderme bahanesiyle iktidardan uzaklaştırılması ile Türkistan’daki Arap ve Fars etkisinin temsilcileri olan hocaların, Tugluk Timur (1329-1365) döneminden başlanmış ve Seidiye Hanlığı döneminde (1514-1678) güç kazanmış 500 yıllık soy ve nüfuzuna son vermesi olmuştur. Hocalar artık tarihe karışır. Bu iş ile Yakup Beg bir Türk hükümdarı olarak, ulusal görevini yapmıştır.
Yakup Beg’i başarısızlığa mahkûm etmiş en büyük hatası:
Çin’i tanımamasıdır, yanlış olarak Çin’e barış elini uzatmasıdır. Çinli barıştan-akıldan-insanlıktan anlamaz. Çin’e karşı yapılacak tek şey vardı, o da ülke çapında isyan… Eğer Yakup Beg bu Çin gerçeğini anlamış olsaydı, Çin’e karşı tüm yurt genelinde bir kutsal savaşı başlatmış ve bu savaşı da kazanmış olurdu. Çünkü Yakup Beg yurt savunucusu, Çin ise işgalcidir. Sayısı ne kadar çok olursa olsun, Doğu Türkistan toprağı, uzaktan gelmiş köksüz Çin işgal ordusunun mezarı olacaktı. Yakup Beg 1865-1877 yılları arasında kurup yönettiği 12 yıllık Türk devletini ayakta tutabilmek için olağanüstü çaba harcadı, fakat düşmanını tanımadığı için yenmenin yolunu şaşırdı… Yıl 1878 Mayıs ayı, Doğu Türkistan’ın işgali sonucu, Yakup Beg’in mezarı Çinliler tarafından ateşe verilir. Evet, zalim olduğu kadar korkak, kalabalık olduğu kadar güçsüz olan Çinli daha ne yapsın?!
Yıl 1865 Mayıs ayı, Hokand askeri komutanı Alimkul kendisi, Ruslara karşı Taşkent savunmasının ön cephesinde savaşırken ağır yaralanır ve çok geçmeden ölür. Alimkul’un cesedi Şayhantahor mezarlığında 10 Mayıs günü defin edilir (Taşkent Ansiklopedisi 1992: 27).
Hokand devletinin gittikçe artan itibarını kıskanan Buhara Hanlığı-emirleri gizli saklı düşmanlıklar-fitneler üretecektir. Şir Ali Han başkanlığındaki Hokandlı Özbekler ile Musulman Kul başkanlığındaki Oşlu Kıpçaklar arasında cereyan eden taht kavgaları, ölüm-kalım ile sonuçlanacak.

PETERSBURG, TAŞKENT VE HOKAND’DA DEVRİM

XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Batı Türkistan Çar Rusya’sı tarafından tamamen işgal edilerek, buranın engin toprakları Rus köylüleri tarafından bir dereceye kadar yerleşim alanına değiştirilmişti. Taşkent’te kurulan Türkistan valiliği bütün Batı Türkistan’ı Çar emriyle tek elden yönetiyordu. Moskova ile doğrudan doğruya demir yolu ile bağlanan Taşkent, aynı zamanda Rusya’da ve Avrupa’da gelişmekte olan çeşitli fikir akımları ile de doğrudan doğruya bağlanmıştı. Bu sebeptendir ki, Petersburg’da 07.11.1917 yılında gerçekleşen Bolşevik Devrimi, Taşkent’te 03.09.1917 yılında gerçekleşecektir. Bu komünist devrimi, Petersburg’a nispeten daha hızlı Taşkent’te gerçekleşmesinde, her şeyden önce, Türkistan’daki Şeriatçıların yarattığı tiksindirici ortama borçludur.
Lenin’in, “Ulusların kendi kaderini kendilerinin belirleme hakkı” denilen sözü, Rus mahkûmu yerli ulusların Bolşevik Devrimine karşı sevinç ve güven duygularını uyandırmıştı. Bolşeviklerin bu iyi niyet gösterişlerinden ilham alan Türkistanlılar, 07 Kasım 1917 Bolşevik Devriminden bir ay sonra, 08 Aralık 1917 günü, Türkistan ulusal Birliği’ni temsil eden Hokand Kurultayı’na toplanırlar. Hokand Muhtariyet Hükümeti kurulup, hükümet başına Mustafa Çokay (1890-1941) getirilir. Fakat Taşkent’teki Bolşevik hükümetinin buna tahammülü yoktur. Hokand’daki Millî Muhtariyet hükümeti 2 ay sonra acımasız kanlı bir saldırı ile dağıtılır, Hokand şehri ateşe verilir. Bolşeviklerin o iyi niyet gösterişlerinin arkasındaki gerçek ortaya çıkar. Mustafa Çokay yurt dışına kaçar, Paris’te 10 yıllık (1929-1939) bir süre içinde, Türklüğün şah eseri olarak bilinen Yaş Türkistan Dergisini çıkarmayı başarır (KURBAN 1997 BASMACILAR).
Hokand Hanlığı, Özbeklerin MİNG sülalesi tarafından kurulup, idare edilmiş tipik bir Türk devletidir. Sülale başı ŞAHRUH BEG’dir. Şahruh adı Timur’un dördüncü oğlu Şahruh’u hatırlatmaktadır. Bu benzer iki isim arasındaki bağ bilinmemektedir. Yıl 1710, Çust şehri yakınında Buhara Hanlığından bağımsız halde, buradaki Hocalar egemenliğine son verilerek küçük bir Türk devleti kurulur. Bu küçük Türk kuruluşu, her şeyden önce tüm Altışehir’e egemen olan Hocaları kaygılandırır. Hocaların arkasında ise Çin vardır.
Bu küçük Türk devleti, Şahruh’un oğlu Muhammed Rahimbeg devrinde (1721-1740) genişler-Fergane ovasındaki şehirler bu devletin egemenliğine bağlanır. Şahruh’un ikinci oğlu Abdulkerimbeg devrinde (1740-1760) Fergane’ye saldıran Kalmuklara darbe verilir. Onun devrinde Rusya ile ilişkiler kurulur, Fergane şehirleri ticarete açılır. Kanallar kazılıp, çiftçilik-bağcılık gelişme gösterir. En önemlisi devlet idaresinde görülen feodal egoistliğe karşı çağdaş reformlar gündeme getirilir.
Narbutabeg devri (1769-1800), devrim karakterinde Çust, Namengen ve Hocent Begleri bastırılır. Narbutabeg’in ölümünden sonra (1800) oğlu Alimbeg, devlet yönetimindeki feodal ilişkilere son vererek, reformlar gerçekleştirir, devlet yönetimini güçlendirir. 1803-1809 yılları arasında feodal idareciliğe son verilir. Taşkent, Çimkent, Saray şehirlerini Hokand devletinin sınırları içine alır. Fakat Alimbeg’ın bu çağdaş-ıslahat girişimleri, devlet içi ve dışındaki dinî-feodal güçleri oldukça rahatsız eder. Alimbeg’in kardeşi Ömer Han, fitneciler ile birlikte suikast hazırlar-Alimbeg öldürülür.
Ömer Han’ın devrinde (1813) Rus elçisi F. Nazarov Hokand Hanlığına gelir. Ömer Han’ın oğlu Muhammed Ali Han (1822-1842), 1826 yılı Şarki Türkistan’da Çin’e karşı isyanlar yükselirken, yardım etmek için, Şarki Türkistanlılardan oluşan 70 bin civarındaki askerle yardıma gelir. Çin Hokandlılara hak tanımak zorunda kalır. Yıl 1834, Muhammed Ali Han, güneydeki Karategin, Darvaz, Şugnan, Roşan ve Vohan beyliklerini Hokand Hanlığın’a bağlar. Fakat bu başarılar Muhammed Ali Han’a iyilik getirmez. Hokand’a bağlı Feodal Ruhaniler Buhara Hanlığını arkasına alarak savaşa girişirler. Bu savaş Muhammed Ali Han’ın yenilgisi ile biter. Hokand Hanlığının Buhara’ya bağlılığı, Hocent şehrinin Buhara’ya verildiği kabul edilir. Fakat 1842 yılında Hokand’da isyan çıkar. Amir Nesrulla Hokand’a asker gönderir. Muhammed Ali Han en yakın kardeşleriyle beraber öldürülür. Buhara amiri Hokand Hanlığının Buhara’ya katıldığını ilan eder, Hokand Hanlığına kendi amirlerini gönderir. Hokand halkının vergileri yükseltilir. Fakat 1842 yılında sonuç başkaca olur, Hokand’da isyan çıkar… Buhara amirleri kovulur, Narbutabeg’in kardeşi Şir Ali Han, han olarak tahta oturtulur. Yıl 1842-1845, Hocent ve Taşkent şehirleri yeniden Hokand Hanlığına bağlanır. Ömer Han devrindeki hudut aslına getirilir.
Şir Ali Han’ın tahta oturtulmasında emeği geçen Kıpçaklar, hanlığın önemli mevkilerini ele geçirmek için harekete geçer. Tıpkı IX. Yüzyıl ortalarında Yenisey Kırgızlarının saldırısı sonucu Orhun civarından göç etmek zorunda kalan Uygurlar gibi, Oş Kıpçaklarının saldırısı sonucu Hokand Özbekleri de zor durumda kalırlar. Kıpçakların başkanı Musulman Kul, bu kavgada azimli rol oynar. Özbeklerin başkanı Şir Ali Han öldürülür. Hokand Hanlığı, bu çetin taht kavgasının kurbanı olur. Önce Buhara Hanlığı’na, sonra Ruslara boyun eğmek zorunda kalır. Hokand Hanlığı sona erir. Kuruluşundan çöküşüne kadar Türklük uğruna “Çetin Devirleri-Çetin Savaşları” yaşayan bu azimli devletin tarihi, facialı halde noktalanır. Hokand Hanlığı’nın tarihi-Türk tarihinin bir faciasıdır. Bu hanlık 1876 yılında Ruslar tarafından fiilen işgal kılındı.
SONUÇ
Hokand Hanlığı, laikliği, çağdaşlığı ve ulusallığı açısından, Avrupa’nın Rönesans’ını beğenmiş olan Timur’un (1336-1405) kurduğu devlete, Laikliği beğenmiş olan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete benzetilebilir. Ne yazık ki bu hanlık, bu çağdaş özelliklerinden dolayı yaşamını devam ettirememiştir. Dincilik, feodal egoistlik ve emperyalist yayılmacılık, bu hanlığın bir numaralı düşmanı oldu. Hokand şehrinde ve Hokand Hanlığı’nın ortamında doğup büyüyen şair Hemze Hakimzade Niyazi’nin kişiliğinden-yazdığı şiirlerinden anlaşılan gerçek şu ki, bu hanlık Türklük uğruna doğan, zamanını aşan müstesna bir hanlıktır. Hemze Hakimzade Niyazi Hokand Hanlığı’nın tipik temsilcisidir. Bugün Hokand Hanlığı olmasa bile, Onu temsil eden Özbekistan Cumhuriyeti vardır. Şairin görkemli heykeli bugün başkent Taşkent’te dimdik ayaktadır.

İklil KURBAN

 

KAYNAKÇA:
1. İklil Kurban, Doğu Türkistan İçin Savaş, YAKUP BEG DEVLETİ, Ankara
1995.
2. İklil Kurban, “BASMACILAR, FERGANE HAVZASI”, Konya 1997.
3. İklil Kurban, “YAKUP BEG’İN BAŞARILARININ VE BAŞARISIZLIKLARININ ANA SEBEBİ” Doğu
Türkistan’ın Sesi, İstanbul 2004.
4. Meydan Larousse, HOKAND MADDESİ.
5. Özbek Sovyet Ansiklopedisi-14, Taşkent 1980, HOKAND MADDESİ: 300-302.
6. Taşkent Ansiklopedisi, Taşkent 1992, ALİMKUL MADDESİ: 27.
7. TDV İslam Ansiklopedisi-Cilt 18, Sayfa 215-216. HOKAND HANLIĞI-Enver Konukçu.

SEÇİMLER ve DIŞ TÜRKLER KONUSU ÜZERİNE.

Roza KURBAN

26 Nisan 2018 tarihinde İyi Parti yetkilileri Ankara’da Türk milliyetçi yazarlarla buluştu. İstişare toplantısında eğitim, sağlık, tarım, ekonomi, adalet, demokrasi, gazilerimizin durumu, gençlerin istekleri gibi birçok konu ele alındı. Toplantıda hazırlıksız yakalandığımdan söyleyemediklerimi kalem almak istedim. Aslen Kazan Tatarı olduğumdan yaşadığım çevremin sorunlarını dile getirmek görevim olduğunu düşünüyorum. Çeşitli Türk ellerinden farklı dönemlerde Türkiye’ye göç eden “Dış Türkler” olarak tabir edilen bir muhacir kitlesi vardır. Hiçbir millet vatanından kendi isteğiyle ayrılmaz, vatan topraklarından ayrılmak, köklerinden uzaklaşmak anlamına gelmektedir. Ekonomik, siyasi ve toplumsal nedenler insanları göçe zorlar. Türk Dünyası’ndan en büyük göç Türkiye’ye olmuştur. Bunun nedenlerini Tatar roman yazarı Emirhan Yeniki (1909-2000) şöyle açıklamıştır:“ Neden Türkiye bizi kendine çekiyor?.. Tatarlar,  İdil-Ural bölgesine Türkiye’den göç eden ulus değil ki. Ama Türkiye bizi çekiyor – uzaktaki aziz Vatanımız gibi çekiyor.

Sebeplerini anlamak zor değildir… Türkiye bağımsız, müstakil yegâne Türk devleti – bir zamanlar Yakın Doğu’yu ve Avrupa’nın yarısını elinde tutan kudretli Osmanlı İmparatorluğu… İmparatorluğun kendisi olmasa da, onun şanlı adı hale tarih sayfalarında. Türkler bizim din kardeşlerimiz, dilleri de yakın – aynı kökten. Bunun için yüzyıllar boyunca dini yad, dili yad Rus Emperyalizminin boyunduruğu altında yaşayan Tatarlar her zaman ruhi ve manevi destek arayıp, Türkiye’ye yaklaşması gayet doğaldır.”(Yeniki, 2004: 266). Türkiye, kimileri için “uzaktaki aziz vatan”, kimileri için “ikinci vatan”, kimileri içinse “vatan” olmuştur. Kalplerinde memleket özlemi, akıllarında bir gün vatanlarına geri dönme fikri ile gelen muhacirlere Türkiye kucak açmış, eğitim-çalışma fırsatı vermiştir. Göç eden milliyetçiler milli davalarını Türkiye de sürdürmüştür.

Türkiye’ye göç eden Türkler arasında Kazan Tatarları, Kırım Tatarları, Sibirya Tatarları, Uygurlar, Nogaylar, Güney Azerbaycan Türkleri vs. bulunmaktadır. Kazan, Kırım, Sibirya Tatarları Rus zulmünden, Uygurlar ise Çin zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınmıştır. Türkiye’ye göç eden Türkler arasında en büyük nüfusu Kırım Tatarları oluşturmaktadır. Başlangıçta Rus zulmünden, daha sonra Sovyetlerden kaçarak Türkiye’ye yerleşen Kırım Tatarlarının sayısı farklı görüşlere göre 4 ile 6 milyon arasında değişmektedir. Kırım Tatarlarının en yoğun yaşadıkları yerler arasında İstanbul, Ankara, Eskişehir, Konya gibi büyük şehirler bulunmaktadır. Kırım Tatarlarının başta Ankara, İstanbul olmak üzere çeşitli şehirlerde kültür ve yardımlaşma dernekleri faaliyet göstermektedir. Dernekler aracılığıyla tarihlerini, kültürlerini, geleneklerini tanıtan Kırım Tatarları aktif ve etkili çalışmalarıyla ön plandadır. Bilindiği üzere 16 Mart 2014 tarihinde Kırım’da yapılacak sözde referandum sonrasında Rusya Kırım’ı işgal etmiş ve Rus işgali bugün de devam etmektedir. Kırım Tatarları Rus işgaline karşı yürüttükleri haklı davalarını her platformda dile getirmeye çalışmaktadır.

Kazan Tatarları da Rus zulmünden kaçarak Türkiye’ye göç etmiştir. 1552 yılında Kazan Hanlığı’nın Ruslar tarafından işgali sonrası Kazan Tatarları için acı dolu sıkıntılı günler başlamıştır. Rusların zorla Hıristiyanlaştırma yoluyla Ruslaştırma siyaseti Kazan Tatarlarını göçe zorlamıştır. XIX. yüzyıl sonlarında başlayan göç, Sovyetler döneminde de sürmüş, günümüzde de devam etmektedir. Türkiye’de ikamet eden Kazan Tatarlarının sayısı farklı kaynaklara göre 20 ile 50 bin arasında değişmektedir. Kazan Tatarları ile ilgili kesin bir sayı bilinmemekle birlikte göçün büyük olduğunu söylemek gerek. Kazan Tatarları, İstanbul, Ankara, Eskişehir, İzmir, Bursa, Kütahya gibi şehirlere ve çevre köylere yerleşmiştir. Kazan Tatarlarının da Ankara, İstanbul gibi şehirlerde dernekleri bulunmakta, ancak Kazan Tatarları Kırım Tatarları gibi aktif değildir. Kazan Tatar Derneklerinin faaliyetleri toplanıp yemek yiyip, şarkı söylemekten öteye gitmemektedir. Dernek yöneticileri “biz siyasete karışmıyoruz” diyerek siyasi konulardan uzak durmaktadır. Derneklerden söz açılmışken, 20 ile 50 bin arasında nüfusu olan Kazan Tatarlarının ancak 100-200’yü derneklere kayıtlıdır.

Çin zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınan Uygurların sayısı ise 25 bin civarındadır. Uygur Türkleri, İstanbul, Kayseri, Ankara, Konya, Adana, Kastamonu gibi şehirlerde ikamet etmektedir. Farklı şehirlerde olan Uygur dernekleri Çin’e karşı yürüttükleri milli mücadeleyi Türkiye’de de sürdürmektedir. Dış Türkler diye tabir ettiğimiz Kuzey ve Doğu’dan Türkiye’ye gelen Türkler vatanlarında olup bitenlere kayıtsız kalmamakta, elinden gelen mücadeleyi vermektedir. Kazan Tatarlarının ana vatanı olan Tataristan’da günümüzde Ruslar Kazan Tatarlarını yok etme siyaseti yürütmektedir. Ana dilde eğitimi yasaklayan Putin, 2017 yılının sonunda Tataristan’ın resmi dillerinden birisi olan Tatar Dili eğitimini de tartışmaya açmış ve okullarda Tatar Dili dersi haftada 2 saate indirilmiştir. Ana dilde eğitim ve ana dil eğitimi konusu Rus işgali altında olan Kırım Tatarları için de geçerlidir. Kazan ve Kırım Tatar milliyetçilerine göz açtırmayan Rus hükümeti, Türkleri millet olarak yok etme siyasetini uygulamaktadır. Çin işgali altında olan Uygurların yaşadığı Doğu Türkistan’da da durum farklı değildir. Çocuk doğumlarının dahi kontrol altında tutulduğu, iş verme vaadiyle Uygurların Çin’in iç kısımlarına göçe zorlandığı bir gerçektir. Tüm bunlar, Uygurların sayısını azaltmak, Uygurları asimile etmek, nihayetinde Uygurları millet olarak tarih sayfasından silmek için uygulanmaktadır.

Türkiye’de ikamet eden Dış Türkleri, Türkiye’de yaşananlar yakından ilgilendirmektedir. Sağlık, ekonomi, eğitim, barınma, geçim gibi konular ön planda olsa da bir de kalplerinde taşıdıkları sıla özlemi, vatan hasreti her şeyin önüne geçmektedir. Dış Türkler, bir taraftan kendi benliklerini koruma, geleneklerini yaşatma derdinde, diğer taraftan işgal, baskı altında olan vatan topraklarında olup bitenleri gözlemekte, bir gün vatan topraklarına dönme hayali ile yaşamaktadır. Göç eden Türklerin kendileri Türkiye’de, kalpleri, gönülleri, akılları, gözleri ve kulakları vatan topraklarındadır. Dil-millet-devlet uğrunda mücadele veren Dış Türkler, yürüttükleri haklı davalarının devlet siyaseti konumuna getirilmesini istemekte, Kırım Davası, Uygur Davası, Kazan Tatar Davası adı altında yürütülen davaya saygı gösterilmesi ve desteklenmesi konusunun ele alınması gerektiğini düşünmektedir. Kırım Tatarları ve Uygur Türklerinin davası devlet siyaseti konumunda sürdürülmekte, ancak günümüzde Rus zulmü altında ezilen ve millet olarak yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan Kazan Tatarları ile ilgili bir oluşum ne yazık ki bulunmamaktadır.

Seçim sürecinde ve seçimlerden sonra sayıları milyonları bulan Dış Türkler konusunda çalışmalar yapılması gerekmektedir. Dış Türkler, yüzyıllardır bağımsız yegâne Türk Devleti olan Türkiye’den manevi destek beklemektedir. Ortak paydamız Türk olsa da, her Türk boyunun kendine özgü gelenekleri, kültürü, yaşam tarzı vardır. Dış Türklerinin milli kimliklerini korumak-yaşatmak, yüzyıllardır dil-millet-devlet bağımsızlığı uğruna verdiği milli mücadele konusunun Türkiye’nin devlet siyaseti konumuna getirilmesi gerekmektedir. Kazan-Kırım-Uygur ve diğer Türkleri birleştiren ortak gaye milli davamızdır. Zalime ve zulme karşı yürütülen bu davayı gündemde tutmak ve nihayete erdirmek önemli olmanın dışında bir zarurettir…

 Kaynakça:

  1. Kurban, Roza, Biz İdil’den, Ural’dan…, İstanbul 2017.
  2. Yeniki, Emirhan, Siyasi Yazılar, Makaleler, 5.Cilt, Kazan 2004.