Aylık arşivler: Ekim 2017

DİL YARASI…

 

Roza KURBAN

             Tataristan’da son günlerde yaşananlar, Kazan Tatar Dili konusunu ilk gündem maddesi haline getirmiştir. Dil konusu, kanayan bir yara gibi Kazan Tatarlarını derin üzüntü içinde bırakan bir acı, yani gönül yarası olmuştur. Tataristan’da okullarda Tatar Dili’nin yasaklanacağı haberi, Kazan Tatarlarının derin uykudan uyanmasına, birlikte direniş göstermesine neden olmuştur. Bilindiği üzere 1992 yılında kabul edilen Tataristan Anayasası’nda Rus ve Tatar Dilleri resmi dillerdir. Ancak Tatar Dili resmi dairelerde kullanılmamakla birlikte bugüne kadar okullarda zorunlu olarak okutuluyordu. Tatar Dili’nin resmi dil olması gereği, Tataristan’da yaşayanlar için zorunlu okutulması – olması gereken bir olgudur. 2000 yılında Putin iktidara geldikten sonra Kazan Tatarları başta olmak üzere Rus olmayan milletlere uygulanan baskılar arttı. Putin çeşitli kararlar çıkartarak baskıları resmiyete döktü, baskılar yasak haline getirildi. 2002 yılında Rus olmayan milletlerin Latin Alfabesi’ne geçişi yasaklandı; 2007 yılında 309 nolu kanun gereği ana dilde eğitim yasaklandı; 2009 yılında lise mezuniyet ve üniversiteye giriş sınavları Rus dilinde yapılmaya başlandı. Tüm bunlara rağmen 1992 yılında kabul edilen ve 2017 yılına kadar 17 defa değiştirilen Tataristan Anayasası’nda Rus ve Tatar Dillerinin resmi dil olduğu maddesi yerini korumuştu. 20 Temmuz 2017 tarihinde Yoşkar-Ola şehrinde gerçekleşen Uluslararası İlişkiler Şura’sında Putin “Rus dili dışındaki başka dilleri zorunlu okutmak – yaramaz bir durumdur” şeklinde bir konuşma yapmıştır. O günden sonra Rus olmayan milletler için Ana Dil Eğitimi konusu gündemin ilk maddesi olmuştur. Putin’in konuşmasından sonra okullara talimat gönderilmiş, dil konusu velilerin takdirine bırakılmıştır. Okullarda velilere önceden hazırlanmış dilekçeler imzalanmak üzere verilmiştir. Bu durum Tatar Dili’nin okullardan kovulması anlamına gelmektedir. Tatar Dili dersinin okullardan kaldırılacağı haberi tüm Kazan Tatarlarını birleştirmiştir. Tatar aydınları başta olmak üzere, yazarlar, sanatçılar, üniversite öğrencileri çeşitli protesto gösterileri düzenlemiş, imza kampanyaları başlatılmıştır. Yazar ve aydınlar, Tataristan ve Rusya cumhurbaşkanlarına mektup göndermiştir. Tatar sanatçıları Kazan’ın Bauman Caddesi’nde toplanıp ünlü Tatar şairi Tukay’ın sözlerine bestelenen ve Kazan Tatarları arasında milli marş olarak kabul edilen “Ana Dili” şarkısını okumuştur. Üniversite öğrencilerinden oluşan bir grup 25 Ekim 2017 tarihinde milletvekillerinin geleceği saatlerde Tataristan Hükümet binası önüne toplanıp milletvekillerine Tatarca Alfabe dağıtmış ve “Ana Dili” şarkısını söylemiştir. Milletvekilleri “Ana Dili” şarkısını duymuştur duymasına da ancak kalplerine dokunmuş mudur? Bilinmez… Kazan Tatarlarının her fırsatta toplanıp Tatar Dili’ni savunmaları yetkililerin dikkatinden kaçmamış olmalı ki, konuyla ilgili bazı kararlar alınmıştır. Tataristan Halklar Dostluğu Yurdu’nda “Tataristan’da dil siyasetini geliştirme, Rus ve Tatar dilleri eğitimini yoluna koyma” konulu bir toplantı yapılmıştır. Tataristan Eğitim Bakanlığı Devlet Şura’sı ve Eğitim Kurumlarının temsilcilerinin katıldığı toplantıdan sonra Tataristan Devlet Şura’sı Başkan Yardımcı Rimma Ratnikova toplantıyla ilgili bir açıklama yapmıştır. Toplantıda alınan kararlara göre, Tatar Dili bir resmi dil olarak ilk (1.–4. sınıflar) ve orta (5.–9. sınıflar) okullarda zorunlu, 10. – 11. sınıflarda ise isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulacakmış. Ratnikova’nın “Bu bizim tavizimiz, biz bugün geri adım atıyoruz, belki bunun böyle olması gereklidir” şeklindeki açıklaması da düşündürücüdür. Toplantıda alınan kararlara dair çeşitli fikirler beyan edildi. Bazı insanlar kararları başarı olarak değerlendirirken, büyük çoğunluk bunu geri adım atma olarak değerlendirdi. “Bu yıl Tatar dilinden 2 yıl alındı, sonraki yıllarda 2 yıl daha, sonra 2 yıl daha böylece Tatar Dili okullardan kovulacaktır”, şeklinde fikirler beyan edildi. Toplantıda alınan kararlar henüz resmiyet kazanmadı, zira 26 Ekim 2017 tarihinde gerçekleşen Tataristan Devlet Şurası’nın 33. oturumunda gündeme alınmadı. Oturumda, Tataristan Cumhurbaşkanı “dil konusunun siyasallaştırılmaması gerektiğini” söyledi. Bunun kasıtlı yapılan bir durum olduğunu düşünüyorum. Bir taraftan, acilen gündeme alınması gereken konunun gündem dışı bırakılması, diğer taraftan okullardaki Tatar Dili öğretmenlerinin işlerine son verilmesi…

 

Sanatçıları “5–10 yıldan sonra Tatar seyirci bulamayız”, öğretmenler “işsiz kalacağız”, Kazan Tatarları ise “dilsiz kalacağız” endişesiyle Tatar Dili’nin okullardan kovulmasına tepki göstermiştir. Gerçekleşen protesto gösterileri tutuklama, soruşturma ve yasaklamaları beraberinde getirmiştir. Elinde “Yarın Dilim Yok Olursa – Bugün Ölmeye Hazırım! Cumhurbaşkanı! Tatar Dilini Koru!” pankartı ile tek kişilik protesto gösterisi yapan bir genç tutuklanmış, polis tarafından götürülüp sorgulanmıştır. Tataristan Hükümet binası önünde eylem yapan üniversiteliler, bölüm başkanı tarafından “bu gibi eylemlere katılarak geleceğinizi karartıyorsunuz” şeklinde uyarılmış, sosyal medyada kurulan Tatar Dili’ni savunan gruplardan ayrılmaları talep edilmiştir. Ayrıca öğrencilerden, üniversite rektörü adına “eylemi kim düzenledi, protesto mitingine kim ya da kimler çağırdı, mitinge kimler katıldı” gibi soruların yanıtlarını içeren yazılı açıklama yapmaları istenmiştir. Üniversiteli öğrencileri baskı altına alarak Tatar Dilini savunmasını engellemek isteyenlerin, geleceğini düşünmeyen adında Tatar kelimesi olan bölüm başkanı olması daha da üzücü bir durumdur. Yasaklar üniversite öğrencileri ile sınırlı değildir. 3 Kasım 2017 tarihinde 2000 kişinin katılacağı “Tataristan okullarında Tatar Dili’nin resmi dil olarak okutulmasını savunma” mitingi yapmak isteyenlerin dilekçesi “güvenlik” gerekçesiyle reddedilmiştir. Mitingi reddi için gösterilen “güvenlik” (!) gerekçesi bahaneden başka bir şey değildir.

 

Tatar Dili’nin okullardan kovulması, yüzyıllardan beri süregelen Ruslaştırma siyasetinin bir parçasıdır. Rus siyasetinin iki temel amacı vardır: “İŞGAL” ve “RUSLAŞTIRMA”. 1552’den beri sürdürülen bu siyaset günümüzde farklı yöntemler uygulanarak hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. 1552 Kazan Hanlığı’nın Ruslar tarafından işgali sonrası zorla Hıristiyanlaştırma yoluyla Ruslaştırma siyaseti yürütülmüştür. Ruslar, işgal ettikleri topraklara bir ellerinde haç diğer ellerinde kılıçla gelmiştir. Hıristiyanlığı kabul edenler bolca ödüllendirilmiş, imtiyaz sahibi olmuştur. Hıristiyanlığa karşı direnenler ise kılıçtan geçirilmiştir. Zorla Hıristiyanlaştırma bilhassa XVIII. yüzyılda doruk noktasına ulaşmıştır. 1740 yılında Rusya tahtına gelen Deli Petro’nun kızı Yelizaveta Petrovna (1709–1762), Hıristiyanlığı kabul etmek istemeyenlere uygulanan idam cezasını kaldırmış, yerine dil ve burunlarının kesilmesini emretmiştir. Yelizaveta Petrovna’nın idare ettiği 20 yıllık süre içerisinde Rusya nüfusunun yarısı “dilsiz” kalmıştır. Çarlık Rusya’sı yıkılıp yerine Sovyetler geldiğinde bu sefer Rus dilli “tek tip insan” yaratma siyaseti yürütülmüştür. Siyasette makam sahibi olmanın yolu “medeniyet dili olan” Rusça konuşmaktan, Rus kadın veya erkekle evlenmekten, yani “Ruslaşmak”tan geçmiştir. Şunu da belirtmekte yarar var, milyonların katili diktatör Stalin bile Tatar okullarını yasaklamamıştır. O dönem Tatar okullarının sayısı %8’e kadar inmiştir. Günümüzde Ana Dil’de eğitim yasaklandı, şimdi ise Ana Dil eğitimi yasaklanmaya çalışılıyor. Bunun tek bir amacı vardır, Kazan Tatarlarını “dilsiz” bırakarak Ruslaştırmak. Şimdi eski dönemlerdeki gibi dil keserek “dilsiz” bırakmak olmaz, onun için farklı yollar denenmektedir. Onlardan birisi de Tataristan’ın resmi dillerinden birisi olan Tatar Dili’ni okullardan sürmektir. Bu durum Tataristan Anayasası dışında, Rusya Anayasası’na da aykırıdır. Rusya Anayasası’nın 68. madde 3.fıkrasında, “Rusya Federasyonu, ülkede yaşayan tüm halkların ana dilini koruma, dillerini öğrenme ve geliştirme hakkının garantörüdür.”, denmiştir. Ancak bu sadece sözde kalmaktadır, gerçekler ise bugün Tataristan’da yaşananlardır. Rusya’da yaşayan Rus olmayan tüm milletlerin dili, kültürü, milli benliği yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

 

Milletleri millet yapan tarihleri ve kültürleridir, derler. Kültürü yaratan, milleti birleştiren ise dildir. Dilini koruyamayan milletler kimliğini koruyamaz. Dil bağımsızlığı, yurt bağımsızlığıdır. Dilimizi korumak için sonuna kadar mücadele etmeliyiz. Bugün dilimizi savunmazsak yarın elimizde savunulacak bir şey kalmayacaktır. Tüm tehdit, baskı, yasak ve Putin’e rağmen yaşasın Tatar Dili!            

 

TÜRKÇÜLÜK NEDİR?

İklil KURBAN

                Türkçülük (Pantürkizm veya bilimsel Türkçülük), herkesin anlayabileceği kolay bir kavram, herkesin yapabileceği kolay bir eylem değildir. Türkçülüğün temelinde, Türklüğün cihanşümul bilimi, Türk’ün cihanşümul yazgısı yatmaktadır. Bu kavramı ve bu eylemi ancak, Türklüğün yazgısını yaşayan ve Türklük biliminden haberdar olan Türkler anlar-yapar. Gelişmiş, gerçeğe uygun-bilime yatkın kavramlar-duygular kendini dışa vurmaz-belli etmez. Nasıl, günümüz dünyasında “İngilizcilik” diye bir sözcük-kavram kullanışta yok olmasına karşın, İngiliz duygusu-dili dünyaya egemendir. Çünkü, “Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir.”  Atatürk’ün, Türk Tarih Kurumunu, Türk Dil Kurumunu kurup, tarihle, dille uğraşmasının izahı-adı açıklanmamış Türkçülüktür ki, bilimsel Türkçülük-bilimsel doktrin dediğimiz budur. “İçtenliğin dili yoktur, açıklanamaz. O gözlerden ve alınlardan anlaşılabilir.” (Atatürk, VATAN Gazetesi, 10.10. 2004). Türk tarihinin gelmiş geçmiş hükümdarları arasında bilime ve Türklüğe verdiği önemiyle ayrı bir konuma sahip olan Büyük Timur hakkındaki şu samimî ve alçak gönüllü değerlendirme Mustafa Kemal Atatürk’e aittir: “Ben Timur’un zamanında gelseydim onun yaptığı işleri başaramazdım. O benim zamanımda gelseydi yaptıklarımdan daha fazlasını yapabilirdi…”

Türkçülük, bilim-vatan-ulus uğruna olağanüstü çalışma ve özveri gerektiren, gerekirse canını bile vermeyi göze alan büyük Türklerin uğraşı ki, bu uğraş uğruna ölen büyüklerimizin adı saymakla bitmez. Sadece, “Uygur tarihini öğrenme isteğim”, bu eserimde beyan ettiğim gibi, bana bu kadar acılar çektirmişse, bu olgu, dünyamızda Türk olarak yaşamanın ne kadar zor olduğunu anlatmaya yeter de artar.

Kaynakça:

  1. Kurban, İklil, “GERÇEKLER VE YALANLAR (Anılar-Yansımalar: 1943-2007)”, s: 182-183, Ankara 2007.

YAROVAYA KANUNLARINA GÖRE 1552 KAZAN ŞEHİTLERİNİ ANMA.

Roza KURBAN

            2 Ekim (15 Ekim)[1] 1552 tarihinde Kazan Hanlığı Ruslar tarafından işgal edilmiştir. 2 Ekim 1552 tarihi, devletini ve bağımsızlığını kaybeden Kazan Tatarları için matem günüdür.   Kazan Tatarları 1980’lı yılların sonlarından başlayarak her yıl 2 Ekim’de Kazan Kalesi’nin savunmasında şehit düşen ecdatlarımızı anmaktadır. 1552 Kazan Şehitlerini Anma etkinlikleri Tataristan’ın başkenti Kazan başta olmak üzere Kazan Tatarları yaşayan bölgelerde ve ülkelerde düzenlenmektedir. 1990’lı yılların başında demokrasi rüzgârlarının estiği dönemlerde Kazan’da gerçekleşen 1552 Kazan Şehitlerini Anma etkinliklerine binlerce insan katılırken, son yıllarda bu sayı gittikçe azalmakta ve artık yüzlerle sayılmaktadır. Bu durum milletin Kazan şehitlerine olan ilgisizliğinden değil, korkunun yarattığı ortamdan kaynaklanmaktadır. Bilhassa 2000 yılında Putin iktidara geldikten sonra Kazan Tatarları başta olmak üzere Rus olmayan milletleri yok etme siyaseti doruk noktasına ulaşmıştır. Rusya Anayasası’na çeşitli maddeler eklenerek Ruslaştırma siyaseti resmiyet kazanmıştır.

 

Kazan Hanlığı işgalinin 465.yılında 1552 Kazan Şehitlerini Anma Mitingi “Yarovaya” kanunlarına takılmıştır.  Tatar İçtimai Merkezi Başkan Yardımcısı Galişan Nuriahmet Kazan Tatar İçtimai Merkezi adına, “Kazan’ın işgali sırasında şehit düşen atalarımızı anma” mitingi yapmak için yetkililere bir dilekçe vermiştir. Dilekçeye yanıt gecikmemiş, Kazan Şehitlerini Anma Mitingi’nin yapılmasına izin verilmiş, ama… Bir dizi yasaklarla. Mitingde, Kazan Tatar Dili, Kazan Tatarlarının bugünkü durumu ile ilgili konuşmak, Süyümbike Minaresi yanında dua etmek yasak. Yani bu dediklerine göre etkinliği yap, ancak haddini bil anlamı çıkıyor. Yasaklara gerekçe olarak “Yarovaya” kanunlarına uygun olmaması gösterilmiştir. Peki nedir bu “Yarovaya” kanunları? Rusya parlamentosu milletvekili İrina Yarovaya tarafından teklif edilmiş ve “terörle mücadele” kapsamında 24 Haziran 2016 tarihinde kabul edilmiş bir kanundur.  “Yarovaya” kanunlarına göre, din adamları faaliyetlerini sadece ibadethanede yapmalıdır; evlerde – iftar vermek, dini nikâh kıydırmak, merhumları anma günleri yasaklanmıştır. “Terörle mücadele” bahanesiyle çıkartılan bu kanun, Türklere yasakları artırmak, bu vesileyle susturmak, sindirmek, akabinde yok etmek için çıkartılmıştır. Zira tüm bu yasaklar sadece Müslüman Türklere uygulanmaktadır. Hıristiyan dini Rusya’nın bir nevi resmi dini statüsünde olduğundan Ruslar istediklerini yapmakta özgürdürler. Kazan şehrinde yapılan “Haçlı Yürüyüşler” bu yasaklardan etkilenmemektedir. Tataristan topraklarında Kazan Tatarlarına uygulanan yasaklar Ruslara uygulamamaktadır. Rusların Tataristan’da yaptıkları etkinlikler Kazan Tatarlarına saygısızlık derecesine varmıştır. 9 Ekim 2017 tarihinde Kazan Hanlığının işgal simgesi olan Zöye şehrinin Uspeniye Katedrali (Uspenskiy Katedrali) UNESCO’nun dünya kültürel miras listesine alınmıştı. 1552 Kazan şehitlerinin kemiklerini sızlatan bu olay yetmiyormuş gibi 23 Eylül 2017’de Zöye’de “Yıl 1551. Rusya Devletinin Kuruluşu” adı altında askeri-tarihi festivalin yapılması Kazan Tatarlarının yarasını tazelemiştir. Tarihi askeri oyunları bahane edilerek Kazan’ın işgalini onaylayan bu festivalin Tataristan sınırları içinde yapılması ve Tataristan Turizm Komitesi tarafından desteklenmesi kadar acı verici bir şey yoktur.

14 Ekim 2017 tarihinde Kazan’da gerçekleşen 1552 Kazan Şehitlerini Anma Mitingi öncesi,  savcılıktan iki görevli gelip mitingin düzenleyicisi Tatar İçtimai Merkezi Başkan Yardımcısı Galişan Nuriahmet’i tehdit etmiştir. Nuriahmet, “Tehditler hiçbir zaman bitmiyor. 80 yaşıma geldiğim şu günlerde çocukluktan başladığımız milli işleri asla durdurmayacağız”, şeklinde yanıtlamıştır. Bu gibi tehditlere alışık olan Kazan Tatar milliyetçileri yasaklara ve tehditlere boyun eğmemiş, mitingi düzenlemiştir. Mitinge Tataristan’ın ve Rusya’nın çeşitli bölgelerinden 300 civarında insan katılmıştır. Tataristan’ın milliyetçiler şehri olarak bilinen Çallı’dan mitinge katılmak için kendi araçları veya otobüsle yola çıkanlar tek tek durdurulmuş, aranmış ve sorgulanmak üzere polis merkezine götürülmüşlerdir. Böylece Çallı’dan yola çıkanlar mitinge katılamamıştır. 1552 Kazan Şehitlerini Anma Mitingi öncesi polis ile katılımcılar arasında tartışma yaşanmış. Polis, “1552 – TATAR! UNUTMA! UNUTTURMA!!!” şeklinde yazılı  pankartların indirilmesini istemiş, katılımcılar buna itiraz etmiştir. Demir bariyerlerle çevrili alanda gerçekleşen miting 1552 Kazan Şehitleri’ne dua ile başlamış ve katılımcıların konuşmalarıyla devam etmiştir. Sanatçılar, yazarlar, eski siyasetçiler, Tatar, Çuvaş, Başkurt, Umdurt, Mari milletlerinin sivil toplum kuruluşu temsilcileri – Kazan Tatarlarının dünü, bugünü ve geleceğine dair fikirlerini beyan etmiştir. 3 saat süren miting sonrasında bir bildiri kabul edilmiştir. Bildiride, 15 Ekim tarihinin resmi günler takvimine dâhil edilmesi, 1552 Kazan Şehitlerine heykel dikilmesi gibi maddeler bulunmaktadır. Gazeteci İskender Siraci’nin, “Biz bugün kendi gölgemizden, kendi tarihimizden korkuyoruz. Biz bugün Kazan işgal edildi demeye korkuyor”, şeklindeki sözleri Kazan Tatarlarının bugünkü durumunu özetlemektedir.

 

Kazan Tatarları, 465 yıldır Rus esareti altında Rusya kanunlarına göre yaşamak zorunda kalmıştır. 1992 yılında kabul edilen, Tatar ve Rus dillerinin resmi dil olduğu yazılan Tataristan Anayasası hiçe sayılmaktadır. Son günlerde Rus yetkililerin açıklamalarına göre, “Rusya Anayasası esas” imiş. Tüm kanunlar Rusların lehine, Türklerin aleyhinedir. Kanunlar bahane edilerek Kazan Tatarlarına yasaklar konulmaktadır. Kazan Tatarları, uyduruk suçlamalarla takip edilmekte, yargılanmakta, cezalandırılmakta ve hapsedilmektedir. Mahkemeler tarafından çıkarılan kararlar gereği para cezasına çarptırılanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Para cezasının miktarı 200–300 bin Ruble civarındadır.

Ödeyemeyecekleri miktarda para cezası karşısında çaresiz kalanların susmaktan başka yolu yoktur. Rusya’da Rus olmayanlara her şey yasak, en temel hak olan ana dilde eğitim bile. Yas tutmanın, 1552 Kazan Şehitlerinin ruhuna dua etmenin, dil-milletle ilgili konuşmanın yasak olduğu bir ülkede millet nasıl ayakta kalabilir? Ancak şu da unutulamamalı ki, Kazan Tatarları derin kökleri olan bir ağaç gibidir, dalları, ağacın kendisi kesilse bile köklerinden yeniden doğacak ve büyüyecektir…

[1] Tarih, yeni ve eski takvimlere göre verilmiştir.

 

Dağ Fare Doğurdu…

Roza KURBAN

             2–6 Ağustos 2017 tarihinde Tataristan’ın başkenti Kazan’da Dünya Tatar Kongresi’nin (DTK) VI. Kurultayı gerçekleştirildi. Kurultay hazırlıkları çok daha öncesinden yapılmaya başladı. Dünya Tatar Kongresi 1992 yılında Tataristan’ın ilk Cumhurbaşkanı Mintimer Şeymiyev’in himayesi altında kurulmuştu. 19–23 Haziran 1992’de yapılan Dünya Tatar Kongresi’nin I.Kurultayı tüm dünyaya dağılmış olan 7 milyon Kazan Tatarı’nı heyecanlandırmış, Tatarlar Kongre’ye büyük umutlar bağlamıştı. Ancak aradan geçen 25 yıl içerisinde DTK’nin boş çıktığı, Kazan Tatarlarının umudunu gerçekleştirmediği, sonuç vermediği çoktan belli olmuştur. Kazan Tatarlarının umutlarını gerçekleştirmek bir yana DTK, Rus yanlısı Tataristan Hükümeti ve Rus Hükümeti’nin emrinde olduğu bir kurum haline gelmiştir. Onun için milliyetçi Kazan Tatarları arasında Tatar adını taşıyan bu kurumun ne itibarı ne de bir değeri vardır. Sözde DTK ve onun sözde yöneticisi R.Zakirov bu durumdan haberdar oldukları için VI. Kurultay öncesi büyük bir aklanma propagandası içerisine girdiler. Yazarlar, bilim insanları DTK’nin kirli propagandasına alet oldular. Medyada, “yurt dışındaki Kazan Tatarlarını birleştiren”, “Saban Toyu yaptığı için olsa dahi Kongre’ye teşekkür etmeliyiz”, “Kazan Tatar dilinin gelişmesinde katkıda bulunan” gibi ifadeler barındıran yazılar kaleme alındı. Yazılanların hepsinin sipariş üzerine yazıldığı aşikârdı. 25 yıl içerisinde Kazan Tatarlarının milli bayramı Saban Toyu yapmaktan ve konser düzenlemekten öteye gidemeyen bu kurum, Tatar dili okullarda yasaklanırken, Tatar okulları, gazete ve dergileri kapatılırken, tarihi eserler yok edilirken ses çıkarmayarak kime ve niye hizmet ettiğini açıkça ortaya koymuştur. Aradan geçen yıllar Dünya Tatar Kongresi’nin amacının Kazan Tatarlarını birleştirmek, Tatar dilinin geliştirmesinde katkıda bulunmak değil, aksine Rusların Kazan Tatarlarını yok etme siyasetine hizmet etmek, sözde Rus “demokrasisini” sergilemek olmuştur.

 

Dünya Tatar Kongresi’nin VI. Kurultayı’nda yapılanlara ve Kurultay’ın sonuç bildirgesine bakıldığında söz konusu kurumun amaç ve niyetini açıkça görmek mümkündür. Kurultay’a Tataristan başta olmak üzere, Rusya ve yurt dışından toplam 708 delege ve 186 davetli misafir; 132 gazeteci olmak üzere toplam 1000 civarında insan katılmıştır. Amerika, Avustralya, Finlandiya, Türkiye vs. ülkelerden katılan delege ve misafirlerin büyük çoğunluğunun Kazan’a Tatarların problemlerini dile getirmek ya da çözüm üretmek için değil, sadece Kazan’ı görmek, gezmek, yiyip içip eğlenmek için geldikleri bir gerçektir. Bu büyük çoğunluk için Kurultay eğlence, gezi ve şenlik yeridir. Ayrıca yurt dışından katılanların bazıları Kazan Tatar dilini ne anlıyor, ne de konuşabiliyor. Kiril harflerini ve Tatarca, Rusça bilmemeleri de Kazan Tatarlarının yaşadıkları sıkıntılarından bihaber olmalarının nedenlerindendir. Gezmek, eğlenmek için gelen insanlardan millete hayır gelmeyeceği aşikârdır. Şunu da belirtmekte yarar var, Kurultay’a katılacak isimler Kongre tarafından itina ile seçiliyor, elekten geçiriliyor. Ruslara “dokunmayan”, “ağzı olup da dili olmayanlar” davet ediliyor. Genel oturumda konuşacak olan isimler de önceden belirleniyor. VI. Kurultay’da da aynı insanlar aynı konular üzerinde durmuştur. Tataristan’ın ilk Cumhurbaşkanı Şeymiyev, şimdiki sözde Cumhurbaşkanı Miñnehanov, Meclis Başkanı Möhemmetşin gibi isimler Kurultay’ın konuşmacı listesindeki değişmeyen isimlerindendir. Rus yanlısı bu şahıslar Rusların ekmeğine yağ süren ve Rusları yücelten konuşmalar yapmışlardır. Şeymiyev’in, “Ana dili ailede korunmalıdır. Tatarlar bu işi kendileri başlatmalıdır. Ana dilini öğrenmeme siyaseti yoktur”, şeklindeki konuşması Kazan Tatar diline yapılan bir saygısızlıktır. Kazan Tatar dilini, sadece ailede kullanılan “mutfak dili”, “kurs” seviyesine indirgeyen bu konuşma Kazan Tatar dilini yok etmek isteyen Ruslardan başka hiçbir milliyetçinin kabul edebileceği bir fikir değildir. Cumhurbaşkanı Miñnehanov ise konuşmasında Rus Dışişleri Bakanlığını övmüş ve sözlerine “Biz Rusya’nın güçlü olmasını istiyoruz. Putin – milli liderdir” şeklinde devam etmiştir. “Putin – milli lider (!)” sözleri, Putin’in kime göre ve niye göre “milli lider” olduğunu gündeme getirmektedir. Putin, Miñnehanov’un “milli lideri” olabilir, ancak Kazan Tatarları nezdinde ne milli, ne de liderdir. Putin iktidara geldikten sonra Kazan Tatarlarına verdiği zararı göz ardı ederek “milli lider” olarak tanıtılması kadar trajikomik başka bir şey olamaz. Ya Miñnehanov’un bu konuşmasına alkış tutanlara ne demeliyiz? Vicdanı, namusu olan bir Tatar bu konuşmayı alkışlamaz, alkışladıysa da demek ki o Tatar, Tatar olmaktan çıkmış, ulusal kimlikten uzaklaşmış, içinde bulunduğu topluma yabancılaşmış, yani mankurtlaşmıştır.

 

Kurultay’a yasaklar da damgasını vurmuştur. Genel oturuma gazetecilerin alınmaması Rus “demokrasisinin” (!) bir göstergesidir. Avustralya’dan delege olarak davet edilen Röstem Sadri’nin “ben uzaklardan geldim” diye söz alma isteği, Tataristan Devlet Şurası Başkanı F. Möhemmetşin tarafından “Cehennem’den gelseniz dahi konuşturmam” şeklindeki sert yanıtı ile reddedilmiştir. Yani her Kurultay’da olduğu gibi bu sefer de başkanlar “kendileri çalıp, kendileri oynamış”, katılımcılar ise onların Rus yanlısı konuşmalarına alkış tutmuştur. Dünya Tatar Kongresi’nin VI. Kurultayı’nda 75 kişiden oluşan Milli Şura seçilmiştir. Delegelere önceden bildirilmeyen bu değişim, öğleden önce dağıtılan bir metinle öğleden sonraki oturumda apar torap yangından mal kaçırır gibi oylamaya sunulmuştur. Ne ilginçtir ki, Milli Şura ile ilgili tanıtım metni Tatar dilinde (!) ve Kiril harfleriyle (!) yazılmıştır. Bilindiği üzere yurt dışından gelen delegelerin büyük bir kısmı ne Tatar dilini ne de Kiril alfabesini biliyor. Onun için yapılan oylamada delegeler niçin oylama yapıldığını anlamadan oy vermiştir.

 

Dünya Tatar Kongresi’nin VI. Kurultayı’nın sonuç bildirgesi ve alınan kararlar incelendiğinde Kongre’nin millet yararına değil de Rusların yararına olduğunu bir kez daha görmek mümkündür. Sonuç bildirgesinde, “destekliyoruz”, “güveniyoruz”, “halklar dostluğu” kelimeleri sıkça kullanılmıştır. “Siyasete karışmadığını” iddia eden DTK’nin sonuç bildirgesine bakıldığında Rusların söylemek istediği fikirlerle doldurulmuş olduğu göze çarpmaktadır. Kurultay’ın 15 maddelik sonuç bildirgesinde şu maddeler vardır:

Rusya Federasyonu’nun, Rusya’da yaşayan milletlerin, medeniyetlerini, geleneklerini koruma ve geliştirme, genel Rusya vatandaşlık özelliklerini geliştirme ile ilgili programını destekliyoruz;  

Amerika’nın Rusya’ya yaptığı yaptırımları şiddetle kınıyoruz;

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın yurt dışında yaşayan Tatarları birleştirmedeki büyük yardımını belirtiyoruz;

Bir de Kurultay’da alınan 10 maddelik kararlardan birisi çok ilginçtir:

“Rusya Federasyonu Federal Toplantısı Devlet Duması’na Rusya halklarının kültürel ve tarihi mirasını yansıtan Tatarların milli bayramı “Saban Toyu”nu ve Rus halk bayramı “Karavon”u… UNESCO’nun tarihi olmayan kültürel miras listesine alınması için başvuruda bulunma.” Kazan Tatarlarının milli bayramı Saban Toyu tamam da Rusların bayramı neden Dünya Tatar Kongresi’ni ilgilendiriyor, Rusların derdi Tatarlara mı kaldı, Rusların kendi ağzı, dili yok mu? Tatar dili yok olurken, bize ne Rusların bayramından. Bu kadar abes başka bir şey olamaz. Kurultay kararları arasında Tatar Muhacirleri Müzesi açma projesi de karara bağlanmıştır. Kurultay’da Kazan Tatarlarının ilk gündem maddesi dil olması gerekirken saçma sapan projelerle gündem değiştirilmesi alışılagelmiş bir şeydir. Her Kurultay’da 5 yılda yapılan işlerin hesabı verilirken hep “DTK’nin başarılı (!) çalışmalarından” söz edilir, Kazan Tatarlarının öncelikli sorunları gündemin dışında kalır. Dil, milleti bir arada tutan en önemli etkendir. Dil olmazsa ne milli bayramların, ne de açılan ya da açılacak olan müzelerin bir anlamı olur…

 

Dünya Tatar Kongresi’nin VI. Kurultayı’ndan sonra bazı sözde milliyetçiler “Kurultay beklentileri karşılamadı”, “umutları aklamadı”, “Kazan Tatarlarının cenazesi kaldırıldı” şeklinde açıklamalarda bulundular. Kurultay’a katılıp daha sonra bu şekil açıklamalarda bulunmalarının nedenini anlamak mümkün değildir. Zira Dünya Tatar Kongresi’ne umut bağlayan, bir beklenti içinde olanların aklından şüphe etmek gerek. Ağzına kemik atarak susturulanların yönettiği DTK Kazan Tatarlarını yok etmek için hazırlanan Rus projesinden başka bir şey değildir. Mankurtlaşmış Kazan Tatarlarını bir araya toplayan sözde Dünya Tatar Kongresi’nin Kazan Tatarları adına karar alma yetkisi yoktur, olamaz. Onun için Kurultay’da alınan kararlar milliyetçi Kazan Tatarları için yok hükmündedir. DTK gibi sözde kurumlar ve satılık hainler tarihin her döneminde olmuş ve olacaktır. Ancak doğruyu yanlıştan, gerçeği sahteden, kahramanları hainlerden ayırt etmek ve zamanında müdahale etmek gerek. Hiçbir ihanet milletin gücüne karşı duramaz… Dünya Tatar Kongresi’nin VI. Kurultayı’nı özetlemek gerekirse, “Dağ doğura doğura bir fare doğurdu”…