Aylık arşivler: Haziran 2017

Allah Tekrarına Erdirsin.

Özgürce yaşadığımız ve hür irademizle vatan bildiğimiz topraklarımızda dinimizi gönlümüzce yaşadığımız bir Ramazan-ı Şerifi daha geride bıraktık. Kuran hatimleriyle şimdi manasını iyice anladığımız kitabımıza dört elle sarıldık. İyi ki Ahiret inancı vardı ve iyi ki Allah Yaratan Rabbinin adıyla Oku kelamıyla her an yanımızdaydı. Okuduğunu anlayan insan aklını kullanabilen insandı, sorgulayan, her adımda başka ufukları aydınlatan kitabı işte artık her tarafındaydı. Kainatın her zerresinde ışıldayan bir güç ile imanın birleştiği yerde,  Allahın azâmetinin sevdası kor ateş gibi yüreklerinizi dağladığında mucizelerden mucizelere koşuşunu izledik… Hasılı bir başka güzeldi bu sene Ramazan, ayrılırken vedası da öyle bir başka hüzünlü oldu. Sadık dostluğunun tadı başka hiçbir şeyde yoktu.  Dileyelim de milletçe tekrarına erdirsin bizleri yine huzur içinde, idrakiyle, özgür irademizle vatan bildiğimiz topraklarımızda gönlümüzce yaşayabilelim diye…

Kayıp Adayı Ramazan Davulu

Davul çalınmayan Ramazan sahuru olur mu demeyin zira  bu adetimize yabancı kalanlar sayesinde o da oldu çok şükür..  Bizlerin zevkiyab olduğu, çocukluk günlerimizdeki ramazanlarda anne babalarımızdan edindiğimiz bütün heyecanlarımızı da silinip süprülündü sayelerinde.. Çünkü davulcular bahşiş toplamaya gelirken bile davul değneklerini yanlarına almaz oldular, bu  davul muhalifleri yüzünden illallah demişler anlaşılan…. “Rahatsız etmeye hakkı yokmuş efendim, saçını başını yoldurmadan şu Ramazan bir bitseymiş” yorumunu ben kendi gözlerimle okudum ki onlar nelerini bizzat kulaklarıyla duydu kim bilir? Şimdi de bir çare bulmuşlar sema gösterisi ile geçiyorlarmış sessizce mahallelerden. Bir tık sesi duydunuz mu şanslısınız.. Bir etek hışırtısı  duydum galiba? Ay hırsız mrsız olmasın derken geçip gitti güzelim kudüm dinletisi.. Zaten Ramazan mübarek günün de yarısını geçirdik Kuran okuma yarışmalarıyla… Değil 1400 sene bir bu kadar daha okuyup da manasını anlamayacaksanız  tavsiyem odur ki sahur davulunun adam gibi çalındığını duyduğunuz yerde dua edelim kayıtlara girelim ki bu son seher olmasın milletimize…

HAYATIN PROJESİ

Roza KURBAN

 İnsanoğlu doğar, yaşar ve ölür. İnsan nerede, ne zaman, hangi ailede ve ülkede doğacağını seçemez. Ne zaman, nerede ve nasıl öleceğini bilemez. Ancak nasıl yaşayacağı insanın kendi ellerindedir. İnsan ömrünün değeri yıllarla ölçülmez. Uzun ya da kısa yaşamak önemli değildir. Önemli olan hayattayken yaptıkları işler ve geride bıraktıklarıdır. Uzun yaşayıp da hiçbir iz bırakmadan aramızdan ayrılanlar da, kısacık ömürlerinde hayatımızda derin iz bırakanlar da vardır. İnsanoğlu ne için yaşar ya da hayatının anlamı nedir, sorusuna farklı yanıtlar alabiliriz. Bu insana bağlı bir olgudur. Her insanın hayatta bir hayali ve amacı vardır. İnsanoğlu ulaşmak istediği sonuca varmak için amacı doğrultusunda hareket eder.

Her insanın hayattaki amacı ve hayalleri farklıdır. Hayatının amacı nedir sorusuna, insanlar başlangıçta ev, araba, para, kariyer sahibi olmak, ünlü olmak gibi yanıtlar vermesi olasıdır. Saydığımız tüm bu hayaller maddiyata dayalıdır. Burada insan için maddiyat mı, yoksa maneviyat mı daha önemlidir sorusunu sormak yerindedir. Maddiyat belli bir yere kadar önemlidir, ancak mal, mülk, para pul hayatta amaç değil sadece bir araç olmalıdır. Maneviyatı olmayan maddiyatın hiçbir anlamı ve önemi yoktur. Kadın-erkek, hayatta bir aile kurma hayali ile yaşar. Aile kurduktan sonra çocuklar dünyaya gelir. İnsanoğlunun en kutsal amacı, nesil, uruğu eğitmektir. Eğer bu amaç yerine getirilmezse millet Atlantis kıtası gibi yok olup gider. Vatanın, milletin, neslin bekası için insanoğlunun hayatının anlamı, nihai amacı – vatana millete hayırlı evlat yetiştirmek ve soyu yaşatacak, yüceltecek olan bireyler bırakmaktır.

 

Değişik alanlarda önceden plan ve programa alınmış, maliyeti hesaplanmış, kurum ve kuruluşların yönetim organları tarafından onaylanmış, kısa ve uzun vadeye bağlanarak özel kurum veya devlet adına gerçekleştirilmesi kabul edilmiş bilimsel çalışma tasarısına proje denir. Proje kelimesinin anlamını aile düzeyinde değerlendirirsek anne-babanın hayattaki en büyük projesi çocuklarıdır. Bugünün çocukları yarının büyükleri olduğundan iyi çocuklar yetiştirmek yalnız ailenin değil milletin ve devletin de geleceğinin temelini atmak anlamına gelmektedir.

Hayatın projesini gerçekleştirmek için eğitim ilk koşuldur. Çocuk eğitimi uzun bir süreçtir. Eğitim sanıldığı gibi okulda değil beşikte başlar. Çocuk eğitimi sabır gerektiren zor bir iştir. Bilgi, emek, ilgi ve sevgi ister. Tüm anne-babalar çocukları için elinden geleni yapar. Ailelerin “yemedik yedirdik, giymedik giydirdik”, babaların “ceketimi satar yine de çocuğumu okuturum” şeklindeki sözleri ile sıkça karşılaşırız. “Ceket satarak” çocuk okutmanın olanaksız olduğunu herkes bilir. Sembolik olarak söylenen bu sözler, ailenin çocuğa verdiği değer, emek, çaba, gayret ve kararlılığın ifadesidir. Herkes çocuğunun doktor, mühendis, avukat olmasını ister. Ancak burada unutulmaması gereken şey şudur ki, her çocuğun ilgi alanı ve yetenekleri farklıdır. Onun için herkes doktor, mühendis veya avukat olamaz, olmamalıdır. Hayatta yeteneksiz çocuk yoktur,  yeteneği ortaya çıkarılmamış çocuklar vardır. Çocuğun yeteneklerini ortaya çıkarmak ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirmek ailenin ve öğretmenin görevidir. Anne-babalar çocuklarını her ne kadar iyi tanısalar da eğitimci olmadıklarından genelde çocuğun yeteneğini ortaya çıkaramazlar, burada öğretmene büyük görev düşmektedir. Deneyimli bilgi sahibi öğretmenler çocukların yeteneklerini fark eder ve bu durumu anne-babaya bildirir. Yetenekleri doğrultusunda yönlendirilen çocuk ilerleyen yaşlarında başarılı ve mutlu olur. Elde ettiği her başarı onu yeni bir başarıya götürür.

Çocuklarla konuşurken onlara her zaman gerçekleri söylemeliyiz. Yapılan yanlışlarını öğrenmesi çocuğun aynı hatayı bir daha yapmamasını sağlar. Bazen ebeveynler, çocuklarını gereğinden fazla pohpohlar, bazen aşırı baskı uygularlar. Bunların her ikisi de yanlıştır. Fazla pohpohlanan çocuk ileride “ben neymişim” şeklideki fikre kapılırken, baskı uygulanan çocuk ise tek başına bir şey yapamaz, özgüven problemi yaşar. Önemli olan çocuğun sevildiğini, aile için değerli olduğunu hissetmesidir. Çocuklarını başkaları ile kıyaslamak da ebeveynlerin yaptığı hatalardan birisidir. Her çocuğun ister ailede, istek okuldaki sınıfında, ister hayatta farklı bir yeri vardır. Çocuk başkalarıyla değil ancak kendi kendiyle yarış halinde ve yaptıklarının daha iyisini yapma çabasında olmalıdır. Aksi halde çocuk kendine olan güvenini kaybeder ve bunun tekrar yerine getirilmesi çok zordur.

Çocukların, büyüklerin aklı eremeyecek kadar geniş bir hayal gücü vardır. Kız ve erkek çocuklarının hayal dünyası farklıdır. Kız çocuklarının hayal dünyası daha renklidir. Bazı kızlar meslek seçme konusunda da değişik fikirler ortaya atar. Küçük kız çocuklarının bazıları hayalleri zorlar ve büyüdüklerinde “prenses” olmak isterler. Bazı kızlar ise daha gerçekçidirler, doktor, öğretmen olmak isterler. Erkek çocuklar ise küçükken dinozor ve uzaylılarla ilgilenirler. İlerleyen yaşlarda ise araba, uçak vs girer ilgi alanlarının içine. Çocuklar büyüdükçe gelecekte seçecekleri meslek konusundaki fikirleri değişir, lise dönemine geldiklerinde artık hangi mesleği seçeceklerini, hayatta ne yapacaklarını bilirler. Ancak çocukların hayal ettikleri meslek bazen anne-baba tarafından engelleniyor ve çocuklar genelde anne-babanın önerisi ile başka bir meslek seçmek zorunda kalıyor. İstekler ile hayaller karşı karşıya geliyor. Çocuklar açısından bakıldığında bu bir seçim değil, çocuklara yapılan bir dayatmadır. Çocuklar ebeveynlerinin dayattığı mesleği bir ömür boyu yapmaya zorlanılıyor. Yaşanan bu durum hoş bir durum değildir. İnsan hayatta mutlu olmak istiyorsa sevdiği işi yapmalıdır. Sevdiği iş insana başarının kapılarını aralar.

Çocuklar, anne-babanın hayatının merkezinde yer alır. Anne-baba çocuklarının üzerine titrer, iyi olmasını arzu eder, kötülüklerden korumaya çalışır. Çocuklar, ailelerin hayattaki en büyük projesidir. Bu proje uğrunda harcanan paraların, verilen emeğin haddi hesabı yoktur. Anne-baba maddi ve manevi desteğin asla karşılığını beklemez. Çocukları iyi olsun, bu onlara yeter. Anne-baba, “çocuklar için yaşıyoruz” ya da “çocuklar için yaşadık” derler. Bazen veliler iyilik yapayım derken, çocuklarına meslek konusunda yaptıkları dayatmalarla kötülük ettiklerinin farkında bile değiller. Bu bağlamda yapılması gereken, çocuklara daha yakın olmak, onları dinlemek ve hayallerine ortak olmaktır. Çocuğunu iyi tanıyan aile, çocuğunun hayalinin hayata geçirmesinde yardımcı olmalıdır. İleride, “hayaller-hayatlar” dememek, çocuğun içinde ukde bırakmamak için hayaller hayata geçirilmelidir.

Geçen yıllarda oğlumun ortaokuldaki fen öğretmeni Gülbanu Ağbaba, TÜBİTAK ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca ortaokullar için düzenlenen “Bu Benim Eserim” Matematik ve Fen Bilimleri proje yarışmasından söz ederken, “Hayatımız zaten projelerden ibarettir. Okul bitirmek, üniversite kazanmak, işe girmek vs. bunlar hepsi birer projedir. Onun için çocuklar küçük yaştan proje hazırlamayı öğrenmelidirler” şeklinde bir konuşma yapmıştı. Gerçekten de hayatımız projelerden ibarettir. Her bilinçli insan hayatını planlar ve o doğrultuda hareket eder. Ailelerin hayatlarının projesi ise çocuklarıdır. Hayatın projesini planlamak, şekillendirmek, onaylamak ve yönetmek ebeveynlerin en önemli görevidir. Ülkenin ve milletin yarınları olan çocuklarımızın geleceği anne-babaların elindedir. Ünlü Tatar yazar Möhemmet Mehdiyev (1930–1995), “Her insan çocukluğunun ürünüdür” demiştir. Aydınlık ve mutlu bir gelecek için çocuklarımızı yetenekleri ve hayalleri doğrultusunda doğru yönlendirelim…