Aylık arşivler: Eylül 2015

Devir Aynı Devir İse, Hoşgörünün Sonu Yok

Merhaba Sevgili Okurlarımız,

Takvimler her sene Eylül ayının son gününü gösterince Hz. Mevlana’nın doğumgünü geldi diye çoğumuz onu hatırlarız ve sevdiklerine, çektiklerine, vefasına, emeklerine bir kez daha şahit olur, kendimizle çevremizle, günümüzle mukayese edip “devir hep aynı devir deyip” eşi benzeri olmayan aşkının, sabrının, hasretinin  yine meftunu oluruz..

Bu sene 808.sini idrak edeceğimiz 30 Eylüller daha nice nice yıllara ve asırlara konu olacak, o engin hoşgörüsünün, ışığının şevkinde kimbilir başka kimleri, kaç nesili birden nasılda aydınlatacaktır?

Adem Babanın  2 oğlundan itibaren, yani daha ilk insanın ikinci kuşağından beri süregelen kıskançlık, haset,cimrilik, gıybet gibi çirkin huyları fıtratında barındıran insanlık için bugün gerçekten telafisi mümkün olmayan helak mertebesine doludizgin gittiğinin canlı şahitleriyiz.

Tarihi ne olursa olsun bir nevi doğum sancısını yaşayan dünyamız Mevlanalar, Yunuslar gibi Hak dostlarını kazandırdıkça, çekilen bütün sıkıntılarını unutup yenilenmenin, arınmanın tarafında yer alacağımız muhakkaktır. Çünkü kaybeden hep kötülükler olmuş ve olacaktır. Yeter ki muhabbetimiz ve şevkimiz kaybolmasın…

Varlığı ile yokluğu arasında sadece iki tarihi değil, insanlığın ilelebed kaderini etkilemiş olan Hazrete hep birlikte şimdi  var mısınız iyiki doğdun diyelim?

 

247206_10150193080165653_1668944_n

DERVİŞ KAŞIKLARI

“Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır? diye sordular bir bilgeye. Bilge, büyük bir sofra hazırladı ve sevgiyi dillerinden eksik etmemelerine karşın, onu günlük yaşamlarında hiç kimseye göstermeyen kişileri yemeğe çağırdı. Sofrada herkes yerini aldıktan sonra, önlerine birer tas sıcak çorba, sonra da derviş kaşıkları denen, sapları bir metre uzunluğunda özel kaşıklar getirildi. Ev sahibi konuklarına bu kaşıkları nasıl tutmaları gerektiğini söyledi Herkes kaşığının ucundan tutmak zorunda kaldı. Konuklar, uçlarından tuttukları bir metre uzunluktaki kaşıkları güçlükle taslarına daldırıyorlar, fakat kaşıklarına çorba doldurup, ağızlarına götüremiyorlardı. Ağızlarına bir kaşık çorba koyabilmeyi beceremeyen konuklar, yemekten sonra kalktıklarında, karınlarını doyuramamışlar, kaşıklarından dökülen çorbalarla da sofranın üstünü kirletmişlerdi.

Bilge, bir gün sonra ikinci bir yemek daveti verdi. Bu kez, sevgiyi gerçekten bilen ve her gün sevgiyle yaşayan kişileri çağırdı. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen pırıl pırıl kişiler geldiler ve bu kez onlar yerlerini aldılar, sofrada. Önlerine birer tas sıcak çorba ve sapları bir metre uzunluktaki derviş kaşıkları getirildi. Onlara da kaşıkları ancak,saplarının uçlarından tuta bilecekleri kuralı söylendi. Ev sahibi bilgenin Buyurun, afiyet olsun sözünden sonra sofradaki herkes, önündeki kaşığı, sapının ucundan tuttu ve Herkes kaşığını, karşısındaki kişinin tasına daldırıp, kaşığına aldığı çorbayı, karşısındaki kişinin ağzına uzattı. Bu yöntemle herkes karnını doyura bildi. Konuklar sofradan kalktıklarında ise, sofranın üstünde, dökülmüş tek damla çorba yoktu. Sevginin yalnızca sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır sorusunu soranlara bu uygulamayla yanıt verdikten sonra bilge, bir de öğütte bulundu: İşte, dedi. Kim ki yaşam sofrasında yalnızca kendini görür ve yalnızca kendini doyurmayı düşünürse, o kişi aç kalacağını da bilmelidir. Ve kim ki başkalarına da düşünür ve o da kesinlikle doyurulacaktır. Çünkü yaşam denen bu pazar, alan değil, veren kazançlıdır her zaman.”

Kaynak: Rezzan Baba, Balıkesir

bayram-tebriği-yüksel-amcadan003-300x242

Elbet Vatan Bir Olacak!

Sevgili Okuyucularımız,

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba diyoruz. Başından beri sizlere yazacak fırsatımız olamadı. Zafer Bayramımızı, Manisa’nın ve İzmir’in kurtuluşlarını kutlayamayacak kadar acı içinde buluverdik kendimizi. Oysa  sırf Çanakkale’de 250 bin şehitle kazanılmış destan gibi zaferlerdi hepsi de.. Milletimiz bayramlarda asmadığı kadar Türk bayraklarıyla donattı balkon ve pencerelerini… Şehit evlerine düşen her acıyı bütün ana babalar hissettik. Hepimiz ciğerimizden dağlanmıştık… Derken bir küçük kıvılcım çaktı doğudan ama nedense kimse görmedi. Oradaki vatandaşlarımız, askerlerimize siper olup korumuşlardı, medya söylemedi! Aşiretler Pkk’ya karşı birleşme kararı aldı, medya yine önemsemedi çünkü daha önce Irak’ta çekilen resimleri sanki Türkiye’den yeni bir habermiş gibi servis etmekle meşgüllerdi. Ama olsun görmesini bilene, o şimşek benim içimde nasıl çaktıysa mutlaka onlara da çakacaktı. Beklediğimiz kurtarıcı işte bu birlikti, kendini Türk hissetmekti.  Medya, kanmak isteyeni buyursun kandırsın,  gözü bağlı yığınları oyalayasın, oturtsun. Bu mükemmel gelişme kerpiç gibi yoğurt olur , yoğurt mayası gibi Anadolu’yu bal kaymak misali bir  arada tutardı.

Yazılacak herşey yazıldığı, söylenecek her sözün bitip söylendiği günümüzde okusaydık hepimiz şimdi birer ATATÜRK olacaktık. Yalan mı? Okumadık…. En az bir tarihçi kadar tarihimizi bilmekle mükelleftik, bildik mi? Hayır! YAlan dolanlarla içi dolduruldu, hangi birine karşı çıktık? Oku emri ile inen Mübarek Kur’anı okuyan hiç cahil kalır mıydı? Orada sık sık “Akletmez misiniz?” demiyor muydu? Demek ki aklımızı kullanmamız da Allahın emirlerinden biriydi.  Evet, okuyan insan bilgi zırhıyla zırhlanırdı, kör cahil kişilerden “hiç bilenlerle bir olmayan bir olur mu” Ayet-i celilesiyle ayrılırdı. Şimdi artık savaşlar topla tüfekle değil, strateji ve akılla oluyor bilesiniz…  Korkmayın savaş çıkmayacak, aklını kullanmayan milletlerin üzerine Rahman pislik yağdıracak, zafer inanıp Allaha güvenenlerin ve son nefesine kadar çalışanların olacaktır inşaallah!

Evet, vatan bir olacak ama ortak aklımızı kullanırsak….Onbinlerce sene önceki atalarımızı hiçbirimiz bilemeyiz, kimdir, neredir… Ama adımız gibi emin olduğumuz tek şey kendimizi ne olarak hissettiğimizdir. Kişi kendini ne hissediyorsa o’dur! Güneydoğu’nun o masum, tertemiz vatandaşını kürt diye bölerseniz, o da kendini sizden çok Türk hissediyorsa bunun vebalini asla ödeyemezsiniz. Akıllı olun! Elbet vatan bir olacak, unutmayın!

 

yogurtcu