Aylık arşivler: Mart 2015

“Borç Ateştir.” Hadis-i Şerif

Son zamanlarda vatandaşlarımızın büyük bir kısmı borçlu olmaktan sıkıntılar çekiyorlar. Bunun sebebini israf etmekte görüyorum. Hâlbuki İslam dininde israf haramdır.

Kitaplığımızda çok kıymetli bir kitap VAR: ”Müslüman Türklerde İktisat ve Tasarrufun Önemi.” 1938’de Diyanet İşleri tarafından basılmış. Faydalı olması dileğiyle onu kısaca tanıtacağım.

Dünyada iktisat ilminin henüz ismi bile yokken İslam dini bize iktisatın ne olduğunu, insan hayatı için tasarrufun lüzum ve önemini izah etmiş bulunuyordu.

Tasarrufun gayesi 2’dir:

1- Acz ve ihtiyaç günleri için kıyıya bir şey koymak.

2-Biriktirdiğin paranı emlak ve akara yatırıp hayat seviyesini yükseltmek.

Hasislik kötüdür. Sosyal seviyemize göre para harcayacağız. İnsanın dostu kendi iktisadı, düşmanı da israflarıdır…

Tasarruf, ihtiyaca göre sarfetmektir.

İsraf, lüzumsuz masraflara girmektir. Devletimiz kazancımızın %38’ini tasarruf yapmamızı istemektedir. Kalkınan Türkiye’ye katkı en az tüketimdir. İng. Adam Smilh: Her müsrif milletinin düşmanıdır der. İtidalden (orta yol) ayrılmamalıyız.

Kur’ân-ı Kerîm’in 17. İsra Suresinin 26,27,29. Âyetlerinde Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Hısımlara, yoksullara, yolda kalmışlara haklarını ver. Lakin mâlini uluorta saçıp dağıtma. Saçıp dağıtanlar Şeytan’ın kardeşleridir. Şeytan ise Allahına karşı nankör olmuştur. Ne elini boynuna bağla, ne de büsbütün aç. Sonra pişmanlık içinde kalırsın.”

Tasarruf  : Şahsi,  ailevî,  millî  dînî vazifemizdir.

Peygamber Efendimiz (SAV), şöyle buyurmuşlardır:

“Yaşamasında, sarfiyatında iktisada riâyet edenler fakir ve muhtaç olmaz.

İktisat yapanı Allah zengin eder, israf ve sefahat yapanı da fakir ve muhtaç kılar.

Nafaka ve masrafında iktisat etmek maişetin nısfıdır (yarısı).Helal ve temiz bir suretle para kazanıp da kazandığının bir kısmını iktisat üzere sarf eden ve bir kısmını da fakr-ü ihtiyaç zamanları için tasarruf eden kimseye Allah rahmet etsin, böyle olanları esirgesin yarlıgasın.

Her şeyde iktisat yolunu iltizam ediniz. (3 kere buyurduktan sonra) Zira her kim tâkatının fevkinde NEFSİNE ibadet teklif ederse sonra üzerine VACİP olanları terk etmeye mecbur olur.”

 

Hz. Ali efendimiz de şöyle buyuruyorlar: “Zamandan sonra zenginlikten güzel bir şey görmedim. Küfürden sonra fakirlikten kötü bir şey görmedim.”

Bizim çocukluğumuzda 12-19 Aralık tarihleri arasında Yerli malları ve tasarruf haftası diye bir ünite kutlanırdı. Tenekeden kumbaralar bulunur, üç beş kuruş, her ne geçerse elimize içine atılırdı.

th (1)Yerli malı yurdun malı

Her Türk onu kullanmalı derdik.

Sen, ben yok. Biz varız denirdi. Hepimiz aramızda yardımlaşırdık. Padişah Kanunî Sultan Süleyman zamanında Türk askerinin bir yıl kullandığı pabuçları Avrupa pazarlarında satılır, kapışılırmış.

Kalkınan Türkiye’nin dikkate almak mecburiyetinde olduğu en ciddi konu: Millî iktisat ve tasarruftur vesselam…

Allah büyük Türk Milletimizin işlerine kolaylık, yüreklerine ferahlık versin. Kur’an ve ahlâk-ı Muhammedi’den ayırmasın. Bu zor günleri kolay geçirsin, cümlemizi selâmete çıkarsın inşâallah. Amin. Velhamdülillâhi Rabbil âlemin.

 

 Lâtife GÖNLÜGÜZEL

Ankara, Mart 2015

 

 

 

Aziz Anamızın 22. Senesi

Aziz Evlatlarımız,

Hayat şartlarını aşırı şekilde zorlamak ve zamanın icaplarına karşı gelmek, kader buyruğuna itaatsizlikten başka ne ile izah olunur?

Sizi, toplu halde görmeyi ve dertleşip halleşmeyi çok istememe rağmen, sıhhi gücümün buna yetmediğini kabul etmek zorunda bulunuyor ve karşı gelemiyorum. Ama yine de, beni yanınızda kabul ederseniz- ki her zaman bu his içindeyimdir-  tabii ki, çok memnun olurum.

Anaları için evlatları büyümez derler, doğru söz. Bu yüzden de, zaman zaman üstüne titrediğim evlatlarımızla sohbet etmek, onları yekpare bir bütün halinde görmek ihtiyacındayım.

İnsanlar doğar, büyür  ve nihayet ölürler. Fakat hamil oldukları prensipler ölmez. Eğer bu prensipler ebedilik damgasını taşıyorsa, kıyamete kadar yaşar. Kesret içinde toplanıp, dağılmak bir mukadder âkıbettir. Ama vahdet, yani birlik cevheri için bir son ve fena bulmak yoktur.

Böylece de, ebedi prensipleri kendilerine mal etmiş yahut kendileri o, ebedi prensiplerin aslı olmuş bulunanlara ise, hayf ve hüzün, neticede ölüm yoktur.

Biz, O,  ebedi ve ilahi prensiplerin zaferini tattırarak, dünya içinde saadetli bir dünyayı tanıtan Ulu’nun ardında olan bahtiyarlarız. Onun için de, vazife ve mesuliyetten yana yükümüz ağır, fakat o nispette de şerefli ve zevklidir.

Nedir bu vazife ve mesuliyet diyeceğinizi, pek zannetmiyorum. Zira bugüne kadar, onu gerek nazari, gerek ameli idrak etmiş bulunuyorsunuz. Ama az evvel dediğimiz gibi analar için evlatlar, ne kadar büyürse büyüsün, yine de bir manada evlattır. Onun için ana, daima dizinin dibinde kabul ettiği evlatları ile sanki hala çocuklarmış gibi konuşmayı hem vazife bilir, hem de bir haz olarak kabul eyler.

Dünyaya gelmiş ve gelecek milyarlarca insanın, parmak izleri bile yekdiğerine benzemezken, en yakınlarımızın dahi, iç ve dış bünyesinin birbirinden farklı olması nasıl yadırganır? İşte bu başkalık, bizi şaşırtmamalı. Karşımıza çıkan mizaç ayrılıklarını, mikroskop altına koyar gibi büyütmemeliyiz.

İhlas, samimiyet, hüsnüniyet ve bilhassa muhabbet şifadır, devadır. Bu sevgi ilacı ile gönül dünyamızı kuvvetlendirip, bozucu ve çürütücü mikroplara karşı zırhlı ve silahlı olmak imtiyazını kazanmalıyız. Dedikoduya sağır, kusur görmeye kör olmak saadet ve huzurdur.

Aynı yolun yolcuları; ister otura kalka, ister dinlene dura veya koşa koşa da gitseler, yolda hedef de bir olduktan sonra, gayeye vusul mukadderdir. Yeter ki, bu yürüyüş esnasında birbirine çarparak düşürmek, zedeleyip yaralamak ve gözünü nirengi noktasından ayırmadan, nereye ve ne maksatla ve niçin gittiğinin şuurunda olmak gerek.

İbrahim Hakkı Hazretlerinin ‘’El işte, gönül hazrette’’ buyurduğu gibi, gaflette olmadıktan sonra, kunduracı kunduracılığını, demirci demirciliğini, hoca hocalığını, tüccar tüccarlığını, mühendis mühendisliğini, mimar, doktor mesleklerinin gereğini, politikacı politikacılığını yaparken elbette yüklenmiş oldukları vazifelerin icaplarını yerine getireceklerdir.

Ama bu hüner, marifet ve bilgi sahipleri bir lokma ekmeği yerken bile ‘’Yarabbi, bunun bana vereceği kuvvetle sana ve senin kullarına hizmet eyleyeceğim’’ demek seviyesine ermişse, hangi meslekte olursa olsun, işi ve kazancı da, helalin helali demektir.

Aziz evlatlarımız, dünyanın neresinde, hangi meslekte olursanız olun unutmayınız ki, tek vücutsunuz. Onun için ayrılıp bölünmeyin. Birbirinizi hoş görmek saadetine erişin. Sizden nefsinize eziyet meşakkat ve çeşitli riyazetler isteyen yok. Sizin riyazetiniz sabır, geçim, uyanıklık ve İlay- ı kelimetullah adına çalışmaktır.

Biliniz ki, hepimiz iltimasa uğramış ve seçilmişlerdeniz. Ne ki, veren almasını da bilir. Onun için dikkat edelim ve tuttuğumuz ipin ucuna sımsıkı yapışalım ki, yerlere düşüp hacil olmayalım. Bu fırsat bir kere ele geçer. Toplu olarak bizi sarıp sarmalayan muhabbet kaftanını vesvese, evham ve gafletimiz hançeri ile zedeleyip delmeyelim.

Allah birdir diyen ağzımız gibi, gönüllerimiz de birlik ve beraberlik içinde tevhid cennetinde karar eylesin. Amin.

 

                              Sâmiha AYVERDİ

Her Nevruz Yeni Sene Bahar Gelir Yine

baharım

Baharın insanın içini kıpırdatması bir tesadüf olamaz. Dünyanın yeniden yaratılmasına biz her bahar yeniden şahit oluruz da bakmayın dünya gailesinden hangimiz bu şahitliğin farkında oluruz? Kupkuru ağaç dallarına cemreler düşünce su yürür, su hayattır, suyu gören tomurcuk çiçeklenir. Çiçek hayatının meyvesini verecektir. Çiçeği gören kelebekler, kuşlar böceklere bir harekettir gelir. Uyuyan herşey uyanır yavaş yavaş da. bir sen kalırsın en son uyanan. Üzerinde bir uyuşukluk bir miskinlik aman da aman bahar yorgunluğu dersin. 

Nasıl atlanmaz bu sevince şimdi ateşlerin üzerinden? Kışa meydan okumuşum, sağlıkla gelmişim eşiğine… Nasıl kutlamam nasıl bu baharın müjdeli haberlerini Nevruz yazıp koymam taşın üstüne? Sular gibi çağlasın, ak billur kaynaklarım kısmasın diye..

Bu bahar da her bahar gibi yumurtalar pişirelim, sağlığın simgesi “S” ile başlayan 7 yiyecek yiyelim. Soğan, sarımsak, süt vs. Sağlıkla nice baharlara uyanmak dileklerimizle en güzel dileklerim sizlerle birlikte olsun. Nevruzumuz hepimize kutlu olsun.

ÇANAKKALE ZAFERİ 100 YILDIR KIRILAMAYAN REKOR

“Vurulup tertemiz alnından uzanıp yatanların toprağında, şehid oğlu şehidlere âğûşunu açmış duran bir Peygamberin kutlu kucağıdır Çanakkale.. 

Bizim neslimiz kıymetini bilemese de, gitmese de gelmese de, yazmasa, çizmese de, tarihe not düşemese de bu sonuç değişmez. Orada olmanın hayalinde bile sanki bir cennet bahçesidir Çanakkale..

Koca Seyit olup tek topunu kaldırmak istersin… Mustafa Kemalin askeri olup cenge girmek istersin. Yüz sene sonra bile o topraklara düşüp kalmak istersin. Damarlarındaki asil kanın destanıdır Çanakkale..

images (8)

Yedi düvele parmak ısırtan, şimşek gibi çakan yel gibi çoşan, kartal bakışlı Atalarından miras kalan vatan toprağındır Çanakkale..

İman gücüyle bezenmiş, ezelden ebede süslenmiş, Mehmet Akifleri, Ak Şemseddinleri dimdik ayakta tutan sevgindir Çanakkale..

Bütün şehitlerimizin ruhu şad olacaktır. Türkiye Cumhuriyetimiz elbet payidar olacaktır, hangi çılgın bize zincir vuracaktır, bir milletin gönlüyle şahlanıştır Çanakkale..

88 yaşındaki annem Çanakkale Şehitleri şiirini okudu. Az sonra onun videosunu paylaşacağım. Başka hiç bir millet bu denli yüreğinde hissetmez vatanını ve  imanını. Anneme bu şiiri böyle okutan o ruhtur ÇANAKALE.

 

images (6) indir

Yüz senedir geçemediniz, Hep birleştiniz yıkamadınız, alayınız gelse birimiz yeteriz. 1000 sene yürüyün anca gidersiniz.

Türk Solu

Hiç bu kadar solcu olmamıştım, bu kadar yanlız kalana dek….

Ümitlerim bir bir söndüydü ama.. Bir dakika! Sizi görene dek..

Dün bir milattı belki ömrümce beklediğim.. Gezi’deki Ağaç kitabı elime gelene dek..

Teşekkürlerim Serap Yeşiltuna ve çok değerli ekip arkadaşlarına

Evet o kitap bana armağandı ama esas onları tanımak, bu gencecik pırıl pırıl, gayretli kişilerin varlığından haberdar olmak, hem de en umutsuz olduğum bir günde bana nasıl iyi geldi anlatamam. Buydu aradığım evet, gözüpek, idialist, inançlı imanlı okumuş, aydınlanmış Türk insanı. Benim canım vatandaşımdı, Anadolum, Gezi ağacım, atasözüm, türkülerim, tarihimdiniz birlikte okuyup hissettiğim.. Fikri hür, vicdanı hür geleceğimdiniz.

1958503_653303898094815_6830200623381482739_n

Hala bulutların üstündeyim ve hala bu güne kadar neredeydiniz, esas milliyetçilerin yapması gerekenleri onlar yapmadıkları için bugün bölünürken, şimdi birden bire 55 yıllık hayatımda bir milat daha oluyor: Meğer ben solcuymuşum diyorum.. Çünkü nasıl kafa tuttuğunuzu, ülkemizin menfaatlerini bizler gibi nasıl koruduğunuzu görüyorum.

Yabancı sigara paketini döşünde taşıyıp bana ideolojinden bahsetme ne olur. İstediğin kadar uzat bıyıklarını uygulaman yok ise kapı şu tarafta aha açık buyur. Karadenizi bile çırpınırken yalnız bıraktınız.. Milletim çare ararken oturup baktınız. Hayır efendi hayır bu işler böyle olmuyor. Kominist partisi topraklarım yabancılara satılmasın diye bildiri dağıtıyor. Hala oy peşinde lideriniz sadece salı günleri ekranlarda okuyor. Bana hareketin hası gerek o da maalesef sizde bulunmuyor..

Belki kısa yazarım ama öz yazarım. Uzunu kimse okumaz ona yanarım. Medyamız matbamız, okulumuz olsun diye Türk Soluna bundan böyle ben de yazarım.

10407572_653326114759260_6562081580504101166_n

Türk Solu dergisi resmi internet sitesi http://www.turksolu.com.tr/

O Benimdir, O Benim Milletimindir Ancak!

Milletimize mal olmuş, bütün mefhumların içini dolu dolu imanıyla dolduran, değil bir bayrak, sırasında yıldızı, günü geldiğinde hilalinin kıpırdayışında dökülen kanların hepsinin helal olduğu bir yüce duygudur İstiklal!

Cicek resimleri (5)

 

istiklal_marsi_yasanilmali_h2289

“Ya İstiklal Ya Ölüm” diyebilmeniz için yalnız işsiz, parasız, hastalıklı ve acılar içinde sefil bir hayat sürüyor olmanız yetmez!..İşte bu sözü koskoca bir millet bir ağızdan söyleyip kalktı mı, işte o zaman mucizlerin önüne geçilmez! Bir şifredir o damarlarımızdaki asil kanı kaynatan, bir yüce kelamdır Bedir’i Uhud’u anlatan.. Son kurtuluştur belki ahirin zamanından,..  Son bir anahtardır atalarımdan, bu sözle çıkılmadı mı Ergenokondan?

856702-istiklal-marsi

Türkçülüğün Doğuşunun 100. Yılı (1904-2004)

Bu yıl – 11 Mart 2015, büyük Türkçü Yusuf Akçura’nın ölümünün 80.yıl dönümüdür. Bu vesileyle, bundan 11 yıl önce kaleme alınmış “Türkçülüğün Doğuşunun Yüzüncü Yılı (1904-2004)” başlıklı yazımı yayınlıyorum.

Türkçülüğün embriyon-türeme devri, gerçi İsmail Gaspıralı’nın (1851-1914) yaşadığı yıllara denk gelse de, Türkçülüğün bir siyasî ilke olarak dünyada kendini hissettirebilmesi, Yusuf Akçura’nın “ÜÇ TARZ-I SİYASET” adlı eseriyle başlamıştır. Yusuf’un eniştesi olan İsmail Bey, tüm Türk boylarında anlaşılır biçimde hazırlanmış “Tercüman” gazetesinde (1883-1918) “dilde, fikirde, işte birlik” formülünü işlerken, İslam ve Türk sentezi görüşüne ağırlık veriyordu. Ünlü Türkçülerden sayılan Ziya Gökalıp da (1876-1924) “Türkleşmek, İslamlaşmak, muasırlaşmak” şeklindeki formülünde İslam’ı merkezî öğe olarak algılıyordu. Oysa Yusuf Akçura, İslam’ı saf dışı bırakmış, yalın bir Türkçülük ile ortaya çıkmıştı.

İslam’ın, ana ulusunun (Arapların)-ana topraklarının (Arap ülkelerinin) bile birliğini sağlamada etkili olamadığı düşünüldüğünde, başka ulusların (Arap olmayan ulusların) birliği için hizmet edebilmesi elbette olanaksızdı. Çünkü İslam Orta Çağlara özgü bir dindi. Bu din Yeni Çağa özgü siyasî birliğin yükümlülüğünü elbette üstlenemezdi. Bu mantığı kavrayan Yusuf Akçura, “ÜÇ TARZ-I SİYASET”inde, günümüzün laiklik anlayışının tıpatıp aynısı olan şu düşünceleri yazıyordu:

 

Akçuraoğlu_Yusuf_BeyZamanımız tarihinde görülen genel akım ırklardadır. Dinler, din olmak nedeniyle gittikçe siyasî önemlerini, kuvvetlerini yitiriyorlar, toplumsal olmaktan çok kişileşiyorlar, cemiyetlerde vicdan özgürlüğü, din birliği yerini alıyor. Dinler cemiyetlerin işlerini düzenleyici olmaktan vazgeçerek kalplerin kılavuzluğunu üzerlerine alıyorlar. Ancak Tanrı ile kul arasında bir vicdan bağı durumuna geliyorlar.”

 

Yusuf Akçura’nın (1876-1935) bu eseri, Rus-Japon Savaşı’nın başlarında, 1904 yılının mart ayında kaleme alınmış, tez karakteri taşıyan büyük bir makaledir. Bu makalenin kaleme alındığı tarih ve o tarihte cereyan eden olay dikkate değerdir: Rus-Japon Savaşı (1904-1905)….  Rusya’nın Asyalı bir küçük devlete yenik düşeceği, savaşın başından bellidir. Bu da Türklüğün ezelî ve ebedî düşmanı olan Rusya’nın karşı koyulamayacak derecede güçlü bir kuvvet olmadığını kanıtlıyordu. Birinci Rus Devrimi (1905) patlak verir. Bu fırsatı değerlendiren Tatar aydınları arasında Rus egemenliğine karşı eylemler baş gösterir, öncü rolünü üstlenenlerin başında Pantürkizm’in babası olarak bilinen Yusuf Akçura gelmektedir.

Yusuf 02.12.1876 tarihinde İdil nehri kıyısındaki aslî Tatar şehri olan Simbir’de dünyaya gelmiştir. Maalesef bu şehir, bugünkü Rusya içinde kalan Tatarıstan haritasının güney sınırı çizgisinin dışında görünmektedir. Yusuf ata cihetinden de, ana cihetinde de varlıklı, itibarlı bir aileye mensuptu. Ünlü İsmail Gaspıralı eniştesi idi. Böyle bir aile ortamından gelmesi, Yusuf’u rahat bir çocukluk yaşamı için aday göstermekteydi. Oysa ki hiç de öyle olmamış. İki yaşını bitirmeden babası ölmüş, anası çuha fabrikalarını iyi yönetememiş, işler moral yıpratıcı düzeyde bozulunca, Banu Hatun oğlu Yusuf ile İstanbul’a göç etmek zorunda kalmış (1883).

İdil kıyılarından Boğaziçi sahillerine geldiğinde Yusuf yedi yaşında bir çocuktu. Yusuf, normal denecek bir ilk ve orta öğrenim gördükten sonra Harp Okuluna girer, çalışkanlığı ile dikkati çeker. 1897 yılında kurmay sınıfına geçmeyi başarır. Çoğu kurmay adaylarının Abdülhamit istibdadına karşı duyduğu nefreti o da duyar. Özgürlük üzerine yazılmış, okunması yasak edilmiş yazıları gizlice okur. Bir kez tutuklandı ise de bağışlanır. İkinci kez tutuklandığında, harp divanına verilerek yargılanır, askerlik mesleğinden çıkarılarak Trablusgarb’a sürgün edilir. Fakat O, uzun süre sürgün hayatı yaşamaz, bir kolayını bularak kayıkla Avrupa yakasına kaçmayı başarır, Paris’e gelir, Siyasal Bilgiler Okuluna girer. Bu okulu 1902 yılında başarıyla bitirir. Türkiye’ye dönmesi yasaklanmış olduğu için Rusya’ya, amcasının yanına döner ve burada Pantürkizm’in manifestosu olarak da bilinen ünlü eseri “ÜÇ TARZ-I SİYASET”i kaleme alır. Akçura bu eserini, Abdülhamit istibdadına karşı çalışan Genç Türkler ile ilişki kurarak, Mısır’da yayımlanan “Türk” adlı gazeteye gönderir ve basılır. Eser düşmanları arasında da, dostları arasında da büyük yankı bulur. Marks’ın “Komünist Manifestosu”(1848) kirli kapitalizm dünyasında nasıl bir etki dolu ortam yaratmışsa, Yusuf beyin bu yazısı da inleyen Türk dünyasında öyle bir etki dolu ortam yaratmıştır. Bu yazının sonuç düşüncesi, şu satırlara yüklenmiştir:

         “Son olayların fikre getirdiği uzakça bir istikbalde, meydana gelecek beyazlar ve sarılar alemi arasında bir Türklük cihanı husule gelecek ve bu orta dünyada Osmanlı Devleti, şimdi Japonya’nın sarılar aleminde yapmak istediği vazifeyi üzerine alacaktır.”

İşte bu ünlü eserin doğuşunun-Pantürkizm’in yani Türkçülük ilkesinin doğuşunun bu yıl 100.yılıdır.

Türkçülük, Türk devletinin felsefesidir. Bu felsefeyi dışlayan devlet, Türk devleti olamaz. Bu felsefeye bu gün en çok muhtaç olan Türk boyu Uygurlardır. Uygurların Çin zulmünden kurtulabilmeleri ve devlet sahibi olabilmeleri, önce bu felsefeyi benimsemelerinden geçer. Bu sebeple düşmanlarımızın korkulu düşü-Türkçülüktür.

Çinceden çevrilmiş “PANTÜRKİZM MEDENİYETİ HAKKINDA ARAŞTIRMA” adlı, 181 sayfalık Uygurca bir kitap, 2000 yılında Ürümçi’de basılmıştır. Çin neden, özel uzmanların hazırladığı böyle bir yayına gereksinim duymuştur? Cevap açık ve kesin: Pantürkizm’den korktuğu için, Pantürkizm’i karalamak amacıyla. Çin Pantürkizm’den neden korkuyor? Cevap açık ve kesin: İleride Doğu Türkistan’da kurulacak devletin felsefesi Pantürkizm-Türkçülük olduğu için. Bu kitabın sonuç olarak sunduğu aşağıdaki ifadeler, düşman diliyle Pantürkizm’in tanımını yapar niteliktedir:

“Medeniyet Pantürkizm’i, siyasî Pantürkizm’in esasıdır. Bu esas, siyasî Pantürkizm’in yaşamı-gelişimi için kaynak ve Şin Cang’daki (Doğu Türkistan’daki) bölücülüğü nazari esasla-medeniyet arka görünümüyle besler. Aynı zamanda Batılı düşmanlarımızın devletimizi parçalamasına kolaylık doğurur. Bu sebeple, Pantürkizm’e karşı savaş ve onun medeniyet alanındaki derin etkisini temizlemek, ideoloji sahamızdaki uzun vadeli vazifemizdir.”

Peki Çin’in, “Pantürkizm medeniyeti”  veya “Medeniyet Pantürkizm’i”  dediği nedir? Cevap açık ve kesin: Türk boylarının dili, tarihi, kültürü, geleneği ve tüm ulusal var oluşunun dayanağı-kaynağı. Peki Çinli, bunların hepsini yok edebilecek mi? Tabii ki hayır, fakat bunun gayreti içerisindedir. Durum böyleyken, Uygurların Pantürkizm’e sarılmasından daha doğal bir girişim olabilir mi?!….   

Bizi yok etme gayreti içerisindeki düşmanlarımıza karşı var olma savaşında, Yusuf Akçura’nın bundan 100 yıl önce yazdığı aşağıdaki ifadeler bize ilham kaynağı olacak niteliktedir :

“XIX’uncu yüzyılda cihan medeniyet tarihine en çok icraî tesir eden müessir milliyet fikridir. Milliyet fikrine, bu azim kuvvete hiçbir şey galip gelemez. Yüz binlerle muntazam ordular, bu fikir karşısında yenildi.”

Yusuf Akçura ile aynı ilkeyi paylaşan, Stalin Devri kurbanı Mirseyit Sultangaliyev de (1892-1940) şöyle sesleniyordu:

“Panrusçular, Sovyetler Birliği’ni kurup, gerçekten birliğe getirilmiş-parçalanmaz Rusya’yı, yani büyük Rusçuların başka halklar üzerindeki egemenliğini yaratmayı doğal olarak isterler… Oysa Rusya’daki son devrim tecrübelerinden biz şu sonuca vardık ki, Rusya’da egemenlik ne gibi bir sınıfın elinde olursa olsun, onların hiçbiri, bu ülkeyi geçmişteki “büyüklüğü”ne ve gücüne kavuşturamayacaktır. Rusya’nın ulusal devletlere ve Ruslar devletine dağılması ve bölünmesi kaçınılmazdır. Bu katmaktan ayrılmaya giden tarihî zorunluluk sürecidir. Şimdiki SSCB şekline bürünen önceki Rusya’nın ömrü uzun değil, geçicidir. Bu ölüm öncesindeki son nefes, son çırpınıştır.”

         Sultangaliyev’in dediği gibi, Rusya’nın dağılması nasıl kaçınılmaz yazgı olmuşsa,  ileride Çin’in dağılması da, tarih bilimi ve Türkçülük ilkesi açısından öyle kaçınılmaz yazgıdır.

İklil KURBAN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şimdi Sessizliği Bozma Zamanı

Değerli Hanımlar ve Beyler,

Bizler yurt dışında yaşayan ve Türkiye’yi canı gibi seven Türkleriz. Malumunuz 2015 yılı Ermeni Diaspora’sının en azılı çalıştığı, en hadde hesaba gelmeyecek yalanlar ile dünya basınını meşgul ettiği ve taraftar topladığı bir sene olmuştur. Bu çalışmaları bizim ülkemizde de devam etmektedir.

Biz Türkler bu yalanları kabul etmiyoruz. Belgelerimize, kitaplarımıza baktık, defalarca okuduk, yabancı tarihçilerle ortak çalışıyoruz, internet üzerinden halen çalışmalarımız var. Mesele şu ki, yıllardır sessiz kalmanın acısının ağırlığını yaşıyoruz şimdi. Şimdi bu sessizliği bozma zamanı!

Gerçekler bir tık uzağınızda.

Bizler asıl soykırımın Türklere yapıldığını ve Ermeni yalanlarını dünyaya haykıran Türk gençleriyiz. Bu konudaki çalışmalarımıza bir sergi çalışması ile destek vermeye karar verdik. Hem yurt içinde hem de yurt dışında eş zamanlı olmak üzere Ermenilerce Türklere ve müslüman azınlığa yapılan mezalimi anlatan resim sergileri açmaya karar verdik. Bu çalışma karşılıksız olup şehidlerimizin aziz hâtıraları için, hiç bir çıkar ve karşılık beklenmeden Allah rızası için yapılan bir çalışmadır. Sizin de desteğiniz ile milli nitelikte bir halk hareketi olacaktır. Aynen Kuva-yi Milliye’nin düşmana karşı aldığı tavırdaki ruh gibi!

11020417_1604923129738836_987003286_n

Sergi Programı:

52 tane resim şu an basılmış ve çerçeveli olarak hazır durumdadır. Bir hafta sürecek olan sergi çalışmasında kurumunuza ait isminizi ve serginizin tarih, saat ve yer detayları ile birlikte boşürünü bastırmak size ait. Ancak broşürünüze;

ERMENİ KATLİAMI BÜYÜK BİR YALANDIR!

ASIL SOYKIRIM TÜRKLER’E, ASIL KATLİAM TÜRK MİLLETİNE

YAPILMIŞTIR!

12 AYDA 12 ÜLKE, 52 HAFTADA 52 FOTOĞRAF SERGİSİNE

DAVETLİSİNİZ.

ibaresini de eklemenizi rica ediyoruz.

Çünkü bu bir meşaledir ve sizlerin desteğiyle elden ele dolaşacaktır. Türkiye’de sergilerimiz devam ederken yurt dışında da aynı resimler ve sergi programımız devam edecektir. İlk durak Macaristan, sonra diğer seçilmiş ülkeler oralardaki Türk arkadaşlarımızın desteği ile takip edecektir.

ate__gif

ate__gif

Sergi esnasında bir arka fon müziği olması, ziyaretçilerin dolaştıkları esnada varolan hüzünlü havaya bir mânâ katacaktır görüşündeyiz. Bu anlamda sizlere göndereceğimiz CD yi kullanabilirsiniz. Farklı bir alternatifiniz var ise saygı duyarız. Bir de sergi açılışınızı yerel televizyon ve gazeteleri davet ederek etkinliğiniz olarak duyurmanız memnuniyet verici bir durum olur ki böyle anlamlı bir programdan insanların haberi olmuş olur.

bilgisayarda__al__an_adam_gif

Serginiz bittikten sonra resimleri kargo yolu ile bir sonraki sergi merkezine göndereceğiz. Bu bağlamda iletişimin sağlıklı olması için internet mail adresi ve hatlı telefon numarası sağlamanız önemli.

tc-bayrak-1

İlk sergimiz Kütahya’da, Belediye Eski Kültür Sarayında Kütahya Aydınlar Ocağı ve Kumaksad desteği ile açıldı, bir hafta sürdü ve oldukça ilgi gördü. Oradaki arkadaşlarımız canla başla bu sergi için çalıştılar. Hepsinden Allah razı olsun. Bu bağlamda Mart Ayı içinde en az iki, bu sayı çıkabilir, Nisan ayı içinde de iki sergi olabilir. Nisan’ın son haftası İstanbul’da bir Üniversitemize ayrılmıştır. Lütfen sizler de bir tarih belirleyip bize bildirin ve hayırlısı ile ikinci, üçüncü ve diğer sergilerimizi açalım.

avatar153mq3lh1

Sergi ile ilgili yer ve  tarih detaylarınızı bize en kısa zamanda bildirirseniz iller genelinde daha kolay bir planlama yapabiliriz. Zaman ve iletişim konusunda hassasiyetiniz önemli ve bu konuda yapacağınız çalışmalar için önceden teşekkürlerimizi sunarız.

Bizler Kuva-yi Milliye ruhu ile yola çıktık. Gazamız mübarek olsun!

 

Saygılar efendim.

ziyaret_i_defterime_yaz

 

Ayşe Sâmiha