Aylık arşivler: Şubat 2015

‘NILKI’ İklil Kurban

İnsanoğlunun en yüce tutkusu olan özgürlük, doğa-doğal ile bütünleştiğinde ancak muradına erir. Bu sebeple doğaya-doğala en yakın insan, en özgür insandır. Taştan taşa vurularak gürül gürül akan Kaş nehri. Bu nehri oluşturan daha küçük nehircikler (çaylar) batıdan doğuya, gittikçe Kaş nehrinin kaynağına doğru şöyle sıralanır: Nılkı’nın hemen batısındaki Nılkı çayı, Akbuzav (akbuzağı), Bergeyti, Bayıngul, Ilastay, Ziku, Arsalang, Türgen, Burul, Borgura. Bu çayların Akbuzav’dan başkalarının adlarının Moğolca olduğunu tahmin ediyorum. Bu nehirciklerin hepsi Kaş nehrine kuzeyden katılır. Bergeyti, Burul ve Borgura çaylarının kaynağına yakın yamaçlarda yerli halkın dilinde arasan (bu sözcük de Moğolca olabilir) denilen kaplıcalar bulunmaktadır. Bu kaplıcalar göçebelerin en çok sevdiği tedavi araçlardır. Arasanların suyu, bulunduğu doğal ortamı kişi ömrüne ömür ekler.

Ankara’nın 64 kilometre kuzeybatısında bulunan Kızılcahamam kaplıcalarında  birçok kez bulunup, geçmişte arasanlarda yaşadığım rahat-zevkli anlarımı anımsamıştım; tek bir şey eksikti-akar suyun yokluğu; tek bir şey fazlaydı-gösterişli oteller. Kaş nehrinin iki kıyısındaki engin ova ve tepeliklerde, yanı sıra nehrin kaynağına doğru yükselen kış-yaz başından kar eksik olmayan yüce dağlarda yılkı, sığır ve koyun sürüleriyle yaşam savaşı veren zengin-yoksul göçebe insanlar, kışın kışlalarında, yazın yaylalarında,belki doğayla iç içe buluşması açısından dünyanın en özgür insanları olarak burada yaşarlar. Bu göçebelerin yaşam biçimini, şu iki  satır Kazak türküsü romantik bir şekilde anlatmaya yeter:

                                Avlımköşép baradı bélden asıp,

                               Béldenaskan bulutpén aralasıp.

Çeviri: Köylüm göçüyor sarp dağ yollarını aşıp, Dağı aşan bulutlarla iç içe karışıp.

Bu insanlar türlü kabilelerden oluşan Kazaklar, Türkler ve Moğollardır. Örneğin şu Kazak kabileleri sıralanabilir: Kızay, Alban, Kirey, Nayman, Suan ve başka küçük uruklar. Bu değişik topluluklar, uzaktan, Kaş nehrinin hemen kuzey kıyısına yerleşen Nılkı kasabasından yönetilir. Nılkı meskûnlerinin çoğunu Uygurlar, Döngenler,Tatarlar ve Çinliler oluşturur. Şiencang(Kaymakam) ,Cüycang (Amir), Şüngen (Komiser), Kıcang (Bölüm başkanı), Şaocang (Müdür) gibi daha nice sıralanabilir unvanlarla bu yöreyi Çinliler yönetir.

10477141_10153480295944240_2493541967871182258_n

Çinliler Nılkı yerleşim merkezinde nüfusça bir hayli olmalarına rağmen, yöre ve kırsal kesimde onlardan kimse bulunmaz. Onlar sadece polis ve askerlerin bulunduğu yerlerde yaşarlar, polis ve askerlerde hemen hemen onlardandı. Sözün kısacası bu yörenin en özgür insanları göçebeler, en tutsak insanları Çinlilerdi. Üstelik bu yörenin, Çinlilerin asıl vatanlarına benzer hiçbir yanının bulunmayışı da onları daha çok tutsak haline getirmiştir. Ben bu karşılaştırmayı Çin vatanını gezip gördüğüm için yazıyorum.Çin vatanına benim ülkemde “Kuli”derler. Delik içi veya Delik ötesi anlamını veren Çince bu sözcük, Çin ile Doğu Türkistan arasındaki yolda birçok tünel bulunduğu için, bu yol üzerinden Doğu Türkistan’a gelen Çinliler, kendi vatanları anlamında bu sözcüğü kullanmışlardır. Böylece bu sözcük-Kuli,Çinli vatanının adı olarak algılanmış ve gerçeği yansıtabildiği için de kalıcı olmuştur. Nılkı, bu sözcük çimenlik anlamında Moğolcadır. Cengiz hanın altıncı kuşaktan torunu olan Esen Boga hanın biricikoğlu Tugluk Timur (1329-1365) burada doğmuştur. Yani burası bir zamanlar Moğolhanlarının, noyanlarının at oynattığı, ovaların, tepelerin ve yüksek karlıdağların iç içe yerleştiği tam bir göçebe yurdudur. Gulca şehrinin 120 kilometre doğusunda yer alan bu kasaba adından da anlaşıldığı gibi İli vilayetinin en zengin hayvancılık bölgesidir. Tanrı dağı silsilesindeki çeşme ve kar sularından oluşan İli nehri doğudan batıya doğru akarken, bugünkü Kazakistan sınırları içindeki Balkaş gölüne dökülür. İşte o İli ovasını sulayan bu nehir Tikes, Künes, Kaş denilen üç koldan oluşur. Tikes kolu kıyısına Tikes kasabası, Künes kolu kıyısına Künes kasabası, en kuzeydeki Kaş kolu kıyısının kuzeyine Nılkı kasabası yerleşmiştir. Gulca şehri ise, İli nehrinin kuzeyine yerleşmiştir. Gerçi, Gulca şehrinde doğup büyümüş olsam da, bu kasabanın benim yaşamımda ayrı bir önemi vardır. Çocukluğuma has en tatlı anılarımın, ilk gençliğime has vatan, ulus ve devlet hakkındaki en saf duygularımın-en samimi düşüncelerimin doğduğu toprak, işte bu Nılkı’dır.

Kaynakça: 1. İklil Kurban, Gerçekler ve Yalanlar; Anılar-Yansımalar: 1943-2007, s: 1-2. Ankara 2007.

Sonuna Kadar İzleyin

Kaç gündür  hepimiz bir ağızdan Özgecan cinayetinin vahşetini konuşup duruyoruz. Analar, babalar, evlatlar, siyasiler, her kesimden, her düşünceden insan tek bir noktada birleşiverdi. Mesela “Türkiye içini döküyor, senelerdir bastırılmış sırlarını açığa vuruyor” diyordu az önce spikerin biri…Haklıydı..

Hep bir suçlu ararız, fakat bu unutulacak gibi değil, çünkü bundan sonra bu vahşet artarak gidecek. Nereden mi biliyorum? Suçlu evlerimizde, her akşam izlediğimiz tv’lerimizde.. Subniminal mesaj gizlenen dizilerde, reklamlarda, seslerde, sex sex sex yazısı gizlenmiş afişlerde…

Sevgili  Aytunç Altındal’ı rahmetle anarken bu konuda ne denli haklı olduğunu görüyor, hatta ömrü yetseydi daha ne sırlar ifşa edeceğini tahmin edebiliyorum.Videoyu mutlaka sonuna kadar izleyiniz…

 

 

 

Sevginin Gücü Adına

Sevgili Oğullarım,

Bir rüya gibi değil mi? Ya da bir film senaryosu… Daha dün sizler benim üç küçük bebeğimdiniz… Bense ortada çırpınan, fedakâr, becerikli ve güler yüzlü anneciğiniz…

Diğer tüm detaylar ise yaşanan onca şeye, üzüntülere, gözyaşlarına rağmen o kadar uzakta kaldılar ki -artık bir şey hissetmez oldum-. Hayatımdaki en güzel şey sizlersiniz. Bir anne olarak 3 askerimin, 3 erkek evladımın kocaman adamlar olduğunu görmek bana her zaman gurur veriyor.

Bilir misiniz, ben hala her eylül ayında derin bir oh çekerim. Çok şükür derim, çok şükür ki artık okula giden çocuğum yok. Nedense babanız benimle hiç gelmezdi alışverişe. Ona göre çok, bana göre az parayı üçünüze yetiştireceğim diye bir uçtan bir uca girilmedik dükkân bırakmayana kadar arardım Kemeraltını… Pantolonların boyları alınacak, paçaları bastırılacak, defterler kaplanacak, üç çanta hazırlanacak ve sabah da okulda hazır olunacak.. Sonrasını hatırlarsınız, ders çalıştırmalar, imtihan sorularını kontrol etmeler, unutulan defterleri götürmeler, veli toplantılarına gitmeler de hep benim işimdi. Ben görevimi en iyi şekilde yaptığıma inanıyorum. Mükâfatım da aldığınız takdirler, teşekkürlerdi, Tüm senenin yorgunluğu masanın etrafında attığım göbeklerle de unutulur giderdi zaten.

DUO SPARROW YELLOW 1_large

Bunları anlatmamın sebebi güzel bir tebessüm… Şimdi Maşallah hepiniz hayatın bir ucundan yakalamış vaziyettesiniz ve inanıyorum ki bu anlattığım kareler, bizlerin en mutlu günleri olarak beyninizin bir tarafında duruyordur… Sonra hepimiz için çok zor geçen ve çok uzun bir dönem başladı ama onun da mükafatı sanıyorum ki dik duran, yıkılmayan bir annenizin varlığıydı….

Anne neden yıkılmadı? Çünkü elinde ekmek parası vardı. Aydan aya akmasa da damlayan o para önce onu okuttu. Okulların önlerinde şimdi kendisi için bekleyecekti anneniz. Önceleri kendini denemek için girmişti, sonra baktı oluyor, devam etti ve başardı.

Not: Bu yazıyı aylar önce yazmaya başlamış, sonra nedense devam etmemişim. Bulup tekrar okuyunca ben beğendim, mademki emek çekmişim, evlatlara göndereyim dedim. Bakalım sizler nasıl bulacaksınız? Hiç dinmeyen sevgi ve hasretimle hepinizi kucaklar, öperim…

1526886_1551707218400380_5435239836714452009_n

Türkiye’de 14 Şubat

Bizde Vatan Sevgisi İmandan Gelir.

Biz inandık mı yürekten iman ederiz…

“İşte aşk işte sevda… Bu gelinliğimiz, kefenimiz, şerefimiz, namusumuz O Şanlı Bayrağımız illebet Göklerde dalgalansın!” Oya Esirgen -Ankara

Biz dua ettik mi böyle ederiz.

1964984_1009459729083146_5465312486964708037_n

Biz sevdik mi böyle severiz.                             Bütün duamız, sevgimiz, yüreğimiz ve imanımızla birimizin ettiği dua, bütün sevenlerin ettiğine eşittir. 

10987637_338944616291745_7281225697718846976_n

Mehmet Dede’miz

Büyükler onu Mehmet Örtenoğlu olarak bilse de bizim ailenin Mehmet Dedesiydi o…

Annem bana hamileyken İstanbul’dan Manisa’ya sık sık gelir, çoğunda da bizde kalırmış. Genç babamın ısrarlarına dayanmak ne mümkün, sırtına kaptığı gibi bavulunun ardından yürümesi de yüzündeki gülümsemesi de kazınmış hafızama annemin anlattıklarından… Babam uzun sohbetlere dayanamayıp yatsa da anneciğimin soruları ile ikisinin sohbetleri sabahlara kadar sürermiş. Ben o konuşmaları daha annemin karnındayken duymuş olacağım ki büyüdüğümde tanımadan sevdiğim bu aile yadigarını hep merak etmişimdir. Taa ki babamın vefatından çok sonra, annemin 80’li yaşlarına erişmesinin ardından benimle alakalı o gerçeği bir gün dişsiz ağzından öğrenince bu merakımda haklı olduğumu anlayana kadar..

541392_10151447371364356_378930565_n

Mehmet Dede anneme bir gün “bu karnındaki çocuğa dikkat et, o güzel bir ruh” demiş. Doğmama yakın da adını adımı koymak istediğini söylemişmiş ama birden 60 darbesi olunca haberleşmeler, mektuplaşmalar yasaklanmış  ondan gelen mektuplar da birden bıçak gibi kesilmiş. Şimdi o mektuplar neredeler bilinmez, anneciğimin hafızasından sora sora çıkarttığım şahsımla ilgili bu iki hikayenin bir de o isim koyma tarafı var.

tara0001Çocuk doğar, aradan haftalar geçer adı konmaz. Mehmet Dede’den mektup da gelmez haber de. Ne yapsınlar artık eve gelen Hacı Hüsamettin Amca’nın kucağına verirler kundağı, kulağına Samiha Ahsen Ayla diye okunur ezanı… Az daha sabretselermiş keşke. Birkaç gün sonra ondan gelen mektupta da aynı ismin geleceğini bilmeden sözünde durmamanın hüznünü yaşar genç anne. Üzülme canım annem dedim hikayemi duyunca. Şimdi Ahsen adımı ziyade severim  bütün ömrüm boyunca. .

Ahsen büyüdü büyüdü, şimdilerde 60’ına merdiven dayadı, emekli oldu, evlatlarını yetiştirdi. Her işe koşturdu, herkesin imdadına yetişti. Hiç bir derdi yoktu ama vatanı milleti için ah içi bu kadar yanmasa…

 

Ne darbeler görmüş, ne hükümetler değişmiş annemin zamanında, buna da verecek bir cevabı vardı nasılsa.. Gitti içeriden işte bu duayı getirdi.. Mehmet Dedemiz bir gece yazdırmış ona belalı ve çileli günlerde okursunuz kızım diyerek. Şimdi ellerimi açarak hem ruhuna, hem vatana dilemez miyim şefaat?

 

 

mehmet dedem

SİYASETTE KADININ YERİ ve ADAYLIKLAR

SİYASETTE KADININ YERİ ve ADAYLIKLAR.

Roza KURBAN

 Haziran 2015 seçimlerine 4 ay kadar kısa bir süre kala siyasi partiler vekil adaylarını ve Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirecek projelerini açıklamaya başladı. Hem partiler arasındaki, hem de parti içinde adaylar arasındaki yarış gün geçtikçe daha da kızışıyor. Doğru strateji yaparak partisini iktidara taşımak isteyen parti genel başkanları adaylık konusunda ince eleyip sık dokumak zorundadır. Adaylar arasında kadın vekil adayların sayısının çok az olması düşündürücü olduğu kadar üzücüdür. Zira Türk toplumunda kadınlar çok eskiden beri önemli siyasi konularda fikir belirtme hakkına sahip olduklarını söylemekte yarar var. Günümüzde TBMM’deki milletvekillerine ve bürokrasideki kadın sayısına baktığımızda, kadınların yüzde olarak tek haneli rakamlarda olduğunu görmek mümkündür. Bunun nedeni nedir? Toplumun yarısını, bazen yarısından fazlasını oluşturan kadınlar neden siyasetin dışında bırakılıyor? Kadınların mecliste söz söyleme, fikir belirtme, karar alma hakkı yok mu? Erkeklerin egemen olduğu bir toplumda, bilhassa son zamanlarda farklı bir bakış açısı oluşmuştur. Siyaseti bir erkek işi olarak gören siyasetçiler, kadınların “elinin hamuru ile erkek işine karışmasını” istemiyorlar. Kadınları bir hizmetli olarak gören bu zihniyet, kadınların evde oturup çocuğuna bakan, ev işlerini çekip çeviren bir birey olarak görmektedir. Oysa kadınlar, bir ana, bir eş, bir kardeştir… Ayrıca savaşta da, barışta da eşiyle birlikte omuz omuza mücadele veren bir bireydir kadın. Genel Türk tarihinde birçok kahraman Türk kadınına rastlamak mümkündür. Kadınların göz dolduran cesaretleri romanlara konu olacak nitelikte etkilidir.

Ben cektım0053

adsız

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün: “Şuna kani olmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadınların eseridir” şeklindeki sözleri kadınlarla ilgili tüm soruları yanıtlar niteliktedir. Atatürk’ün kadınlara verdiği önem sadece sözde kalmamış, siyasal alanda kadınlara tanınan haklara da yansımıştır. Örneğin, kadınlara, 3 Kasım 1930 tarihinde yapılan belediye seçimlerinde oy kullanma hakkı, 8 Ekim 1934 tarihinde de milletvekili seçme ve seçilme hakları verilmiştir. Böylece sosyal hayatta kadınların önlerine çıkan engeller kaldırılmıştır. Cumhuriyet kurulduğu dönemin ilk yıllarında kadınları sosyal hayata katılmasını sağlama çabası bugün tam bir ters işleme dönmüş durumdadır. Kadınları siyasetten uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapan siyasetçiler eski dönemlere dönüp baksalar hiç değilse geçmişle yüzleşirlerdi. Kadınların kılık kıyafetinden, kaç çocuk doğuracağına, hangi renk ruj süreceğine veya süremeyeceğine, dışarıya tek başına çıkıp çıkamayacağına, yüksek sesle kahkaha atıp atamayacağına karar veren erkek milletvekillerinin bu tutumları kadınları oldukça üzmektedir. Her şeye erkek siyasetçilerin karar vermesi, tek tip insan yaratmaya çalışması – bireyselliğin ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Genellikle kadın-erkek eşitliğinden bahsetmeyi seven siyasetçiler, bu eşitliği ancak emeklilik ile ilgili “kadın-erkek aynı yaşta emekli olacak” gibi tasarılarda hatırlıyorlar.

5_araik_sandikbasi

“Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” tabirini sıkça kullanırız. Kadınlar olmadan bir hayat olur mu, sorusuna hemen olmaz cevabını alırız. Çünkü kadınlar, geleneklerimizi yaşatan, ana dilini koruyan, geleceğin büyükleri olacak bugünün çocuklarını yetiştiren birileri, yani toplumun can damarıdır. Hayatta kadınlar eşlerine destek olmazsa başarı ve mutluluk olmaz. Erkeklerin her başarısında kadınların büyük desteği ve katkısı vardır. Kadınlar sağlam bir kale gibidir, sözünün eridir, insanı yarı yolda bırakmaz. Verdiği sözden dönmez, hayatı pahasına olsa dahi… Ama siyasette sözünden dönen erkekleri çok gördük. Bunlar arasında sağcıyken solcu olanlar mı ya da solcuyken sağa geçenler mi, gömlek değiştirenler mi, yani ne ararsan var. Ancak ben bugüne kadar parti değiştiren bir bayan milletvekili görmedim. Varsa bile tek tüktür. Miting meydanlarına hiç dikkat ettiniz mi bilmem, ama kalabalığın büyük çoğunluğu kadınlar ve gençlerden oluşmaktadır. Kadınlar her zaman ve her yerde ön sıralardadır. Kadınlar tüm konularda erkeklere oranla daha hassas ve detaycıdır.

Siyasetçi değiliz ama istesek de istemesek de siyasetin içindeyiz, zira siyasilerin çeşitli konularda aldığı kararlar, meclisteki konuşmalar tüm toplumu ilgilendirmektedir. Ben siyasete karışmıyorum, şeklindeki sözler gerçek dışı ifadelerdir. Bir toplumun içindeysen o toplumun siyaseti ile iç içesin demektir. 2015 Haziran seçimlerinin yaklaştığı şu günlerde Türkiye işsizlik, kadına yönelik şiddet, uyuşturucu, alkol, çocuk gelinler gibi birçok önemli sorun ile karşı karşıyadır. Sorunları tespit edip çözüm üretme konusunda kadınların da büyük desteği olacağından eminim. Kadın milletvekillerinin sayısının arttırılması yalnız meclis açısından değil Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği açısından da önemli ve gereklidir. Kadın milletvekillerinin sayısı artarsa kadınların yapıcı yapısı sayesinde meclisteki bitmek tükenmek bilmeyen kavga, dövüşlerin de azalacağını düşünüyorum. Parti genel başkanlarının vekil adaylarını onaylarken kadınların isimlerinin üzerini çizmemesi herkesin yararına olacaktır. Çeşitli partilerin kadın üyelerinin dur durak dememden toplumun içinde halkın derdine derman aradığının da canlı şahidiyim. 2015 Haziran seçimlerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanması dileğiyle…

 

4 Şubat 1957 (Pazartesi)

Hayatta öyle günler vardır ki insan o tarihleri asla unutmaz, unutamaz. Çin zulmü altında 24 yılını hapis, çalışma kampında geçiren İklil Kurban’ın ilk hapishaneden tahliyesi, 4 Şubat 1957. Yıl 1957, 4 şubat Pazartesi, öğleden sonra saat 3 civarında, Mamuthan kapıyı açıp: -Hadi yorganlarını götür, hapishaneden çıkıyorsun, dedi. Ne güzel haber, bu haberi 15 aydan beri bekliyordum. Dünyada hapishaneden çıkmak kadar insanı sevinç heyecanına boğan başka bir olay var mıdır?!…. Yerde yürümüyorum, sanki uçuyordum….Eşyalarımı doğru düzgün toplayamadan rastgele kucaklayıp, Mamuthan’ın peşinden koştum ve beraber danışma odasına girdik. Odada beni birkaç kez sorgulayan bir Uygur oturuyordu. Bana: -Seni bugün hapishaneden çıkarıyoruz, evinden aldığımız not defterlerini geri vermeyiz, çünkü senin yerine defterlerini cezalandırıyoruz. Çıkış belgeni yarın bu saatlerde annenle beraber gelip buradan al, gidebilirsin! dedi. “Senin yerine defterlerini cezalandırıyoruz”, bu satır aklımda kazılıp kalmıştı. Tekrar eşyalarımı kucaklayıp, hapishanenin büyük kara kapısından çıkarak, Gulca’nın büyük caddelerinden biri olan “Stalin Caddesi”ne doğru hızlı adımlarla ilerledim. Bizim komşumuz ve lisede benimle beraber okuyan Hakim adlı sınıf arkadaşım okuldan evine dönüyormuş, beni hemen fark etti. Kucaklaştık….. O hemen bir at arabasını durdurup, eşyalarımı arabaya koydu, hep beraber arabayla bizim eve geldik…. Eşyalarımla Hakim’i geride bırakıp, avlu kapısından girince, biraz ötede-ağılda inek sağmakla uğraşan annem babamla karşılaştım, annem bana doğru koştu, beni bağrına basıp sevincinden ağlıyordu, durmadan ağlıyordu……. Ertesi gün öğleden sonra, hapishaneden çıktığım saatlerde annemle beraber hapishanenin o bilinen danışma odasına gelip, “Çıkış belgeni yarın annenle beraber gelip buradan al” demişlerdi, onu almaya geldim, diye orada oturan bugüne kadar hiç görmediğim başka birine söyledim. O da: “Çıkış belgen işte bu al, fakat annenle beraber gel, diye neden anneni buraya kadar yormuşlar ki, buna hiç gerek yoktu” diye, kapıdan beni uğurladı.zindan

Annem dışarıda bekliyordu. Anneme, senin hiç gereğin yokmuş, diye bu ikinci kişinin söylediklerini söyledim …. Hapishane danışma odasında son görüştüğüm bu iki kişiyi, bana birbirine zıt iki türlü söylemeye zorlayan etken nedir, kuşku nedir? …. Samimiyetsizliğin ve ikiyüzlülüğün Çin yönetimine-siyasetine özgü en belirgin özellik olduğunu, yıllar geçtikçe yaşam tecrübelerimden edindiğim bilgiler ışığında daha iyi anlayacaktım. Fakat, bu ikiyüzlülüğü görünürde sergileyenler ise, hep-her zaman aramızdan çıkan hainler olduğuna da şahit olacaktım. Çıkış Belgesi’nde şu ifadeler bulunmaktaydı: Karşı devrimci olarak 04.11.1955 tarihinde yakalanmış İklil Kurban , hapishaneden hemen salıverilsin. Kazak Özerk Bölgesi, İli (Gulca) Mahkemesi. 04. 02 . 1957, damga ve imza. KAYNAKÇA: İklil Kurban, “GERÇEKLER ve YALANLAR (Anılar-Yansımalar: 1943-2007), s: 83-84), Ankara 2007.