Aylık arşivler: Ocak 2015

100 Yıldır Dinmeyen Acımız

http://kocaeliokuyor.com/surmanset/sevgili-helen-sheehan/

 

Sevgili Helen Sheehan

Şu anda “Ermeni Aileleri ve Kayıp Manzaralar” adlı resim serginizi geziyoruz. Yırtılmış bir dantel perdenin fotoğrafı dokunuyor bir kadının yüreğine… Siyah beyaz buğulu bakışlarıyla Ermeni ailelerin resimleri… Kim bilir ne oldu onlara? Dileriz sağ salim ulaştılar varacakları yerlere… Hele o ağaç resmi! Sizin en sevdiğiniz o ağaç, dile gelse de konuşsa, anlatsa dediğiniz o ağaç resmi de çok güzel! Biz de çok sevdik o ağacı!

Bizler, o ağaç resminin olduğu şehrin biraz ötesindeki doğu vilayetlerinde yaşıyorduk bu resimlerin çekildiği târihlerde. Sizin ağaç dile gelip konuşur mu bilemeyiz ama bizler tozlu rafların arasındaki Osmanlı ve Rus arşivlerinden bugün adı sanı bilinmeyen kayıp isimlerimiz ve hikâyelerimizle size konuşacağız şimdi:

“Ben, Van vilâyetinin 17 Haziran 1332 tarihli ve 15 numaralı dokümanında yer alan 16 yaşındaki oğlu gözlerinin önünde gaddarca boğazlandığı için çaresizce saçını başını yolan ve akabinde de acımadan ırzına geçilen Türk anasıyım!”

“Ben, Emenilerce “Aram Paşa kebap istiyor” denilerek karnı hançerle kesilip çocuğu dışarı çıkartılan ve doğmamış yavrusunun kafası kesilerek kama ucuna takılan Türk anasıyım!”

“Ben, zekeri kesilen ve doğranan 15 yaşındaki Türk çocuğuyum!”

“Ben, 15 yaşındaki oğlu gözleri önünde vahşice boğazlandığı için saçlarını yolan ve sonra da ırzına geçilen Türk anasıyım!”

“Bizler, ırzına geçilen yüzlerce Türk kızıyız!”

“Ben, 18 yaşındaki Mehmet’im! Kasapların et doğradığı gibi doğradı beni Ermeniler! “Cevdet Paşa’ya kebap yapacağız” dediler!”

“Bizler, öldürülüp gömülen ve tekrar kabirlerinden çıkartılıp tabutlarına pislik doldurulan maktul Türkleriz!”

“Bizler, Muslim Outlook ile London Times ve diğer İngiliz gazetelerine ulaştırılmak üzere 3 Mart 1918 tarih ve 31 numaralı resmi Rus arşiv dokümanlarında yer alan merhum Türkleriz.”
“Bizler, General Antranik’in emriyle boyunlarına, kafalarına, kalplerine kurşun sıkılan masum ve mazlum Türkleriz!”

“Bizler, ahşap evlere ve barakalara doldurulup cayır cayır yakılan Türk halkıyız!”

“Bizler,  yaşları 11 ve üzeri olan, zorla evlerinden çıkarılıp vahşice öldürülen Türk erkekleriyiz.  Ve bizler; erkekleri vahşice öldürüldükten sonra kasabaya dönen Ermenilerin vahşetinden kaçamayan Türk kızları, kadınları ve çocuklarıyız! Sesimiz arş-ı âlâyı sardı, çığlıklarımızı duyabiliyor musunuz?”

“Ben, ağlıyorum diye susmam için kafasına kurşun sıkılan, ahşap evdeki bebeğim! Annem elbisesi parçalanmış, göğsü kanlar içinde saçlarını yolarken benim kafamı kestip bir kamaya taktılar! Her yer, duvarlar kan oldu!”

“Ben herkesle birlikte öldürüldükten sonra kolundan bileziği alınmak için Ermeniler tarafından eli kesilmiş yaşlı bir Türk anasıyım! Tek varlığım, nikâh emanetim olan yüzüğümü de parmaklarımı keserek aldılar!”

“Bizler bunlar olurken kurbanlık koyunlar gibi bekleşen, âdeta katliam sırasının kendisine gelmesini bekleyen, Türk çocukları, kızları, kadınları, erkekleri ve yaşlılarıyız. Arş-ı âlâyı inleten çığlıklarımızı duyabiliyor musunuz?”

“Bizler, bu olanlara şahit olanlar! Ermeniler hepimizi tek şâhit bırakmamacasına vahşice öldürdü! Hatta Amerikan Konsolosu Bay Stempleton’ın evini dahi yaktılar.”

“Bizler, Kars’tan Hasan Kale’ye giden yolda hunharca öldürülüp delik deşik, paramparça bedenlerimizle yolları kaplayan Türk insanlarıyız! Kulaklarımız, burunlarımız kesildi! Delik deşik, paramparça edildik!”

“Ben, yürümeme yardım eden Türk çocuğuna tutunarak yürüyen, yaşlı âmâ dede… Atının üzerindeki Ermeni’nin kırbacı ile saatlerce dövüldüm! Yüzüm kan içinde kaldı! Sesimi dahi çıkartamadan orada canımı teslim ettim!”

“Bizler, atının üzerinde kırbacını tepemizde şaklatan Ermeni’nin dörnala giden atının peşinden koşturulan, atın her yaptığını yapması emredilen, ama bir yaşlının yere düşmesi üzerine yüzü kırbaç ile kan revan içinde bırakılan ve ardından tam beş dakika içerisinde öldürülüp her ihtimale karşın  ölüp ölmediği kontrol edilen 40 Türk’üz!”

“Bizler, Bayburt kasabasının helâ çukurunda pis suda boğulmuş, sırma sarısı gibi saçları suyun üzerine yayılmış yüzlerce Türk kızı ve kadınıyız! Sesimiz, çığlıklarımız arş-ı âlâyı sardı. Siz onları duyabiliyor musunuz?”

Bugün serginizi gezdik… Bizim de sizin gibi dantel perdelerimiz vardı, ama onların resmini çekemedik…

Bizler, Türkler ve Ermeniler, iç içe geçmiş kültürlerimizle barış içinde yaşamıştık bir zamanlar. Devlet-i Âliyye’nin güçlü olduğu zamanlardı o demler! Düvel-i Muazzama’nın anasırın arasına fitne sokup, ortalığı karıştırmasından çok önceleri idi… Bir Hamparsum Limoncuyan, bir tamburi Aleksan Ağa, Nikoğos Ağa, Kemâni Tatyos Efendi ve daha nice musikişinas ve nice san’at erbabı Ermeni vatandaşımız bizim kendi insanımız gibi, çatımız altında harmanlanarak büyümüşler, kanatlarımız altında yetişmişlerdi. Mesela Nikoğos Ağa, Hristiyan olmasına rağmen Mevlevihanelere giderek ayin okurdu. Hani serginizde kültürler arası köprü kuralım diyorsunuz ya! İşte biz o köprüleri çoktan kurmuştuk. Halen de mevcutlar! Amma bu köprülerin üzerinden geçmesini bilmek gerek! Usûl gerek, âdâb gerek!

Ağaç o zaman da oradaydı ve ağaç muhakkak ki hatırlar! Tanık olduklarını, zulme uğrayanları ve kaybolan insanları bize anlatır belki… Bizler de o coğrafyada idik ve bizler de hatırlıyoruz; çoluk, çocuk, genç, yaşlı yüz binlerce Türk! Size sararmış arşiv sayfalarından sesleniyoruz. Sesimiz, çığlıklarımız, feryadımız arş-ı âlâyı kapladı!

Duyabiliyor musunuz?

…………….

………..

……..

  Ayşe Sâmiha

  24 Ocak 2015

  Singapore

Not: Sergi için web adresi: http://bianet.org/…/161581-uc-ermeni-ailenin-100-yil-onceki…

 

Dokümanlar;

1- Erzurum’un Ruslar tarafından işgali sırasında, Ermenilerin savunmasız halka mezâlim ve soykırım yaptıklarına dair, Erzurum’dan Kafkasya ordu Komutanlığı’na gönderilen 3 Mart 1918 tarih ve 31 numaralı Rus resmi dokümanı; Muslim Outlook;

 

Lütfen burayı tıklayarak ankete katılın ve  etrafınıza dağıtın

DİKKAT Anketi imzalamak için  As a Turkish diye baslayan yazıya tıklayın, orada acılan sayfaya adınızı soyadınız ve emaıl adresinizi yazın ve gonderin, sonra email adresinizi açın ve orada Confirm your signature by clickin here yazan yere tıklayın. Bu kadar. zip codu kafanızı karıştırmasın o kadar önemli değil… Oluyor yani…

TATAR DİLİ ve KAZAN DEVLET ÜNİVERSİTESİ.

1352448892_roza-kurban

Tatar Dili ve Kazan Devlet Üniversite`si birbirisi ile bağlantılı kavramlardır. Kazan şehri günümüzde Tataristan`ın başkentidir. Kazan denildiğinde, ilk akla gelen şey Kazan Tatarları ve Kazan Devlet Üniversite`sidir. Kazan, kale duvarlarında tarihi barındıran, mimari yapılarında geçmişi anımsatan çok eski bir şehirdir. Defalarca ateşe verilmiş ve her defasında küllerinden yeniden doğmuş olan bu şehrin Kazan Tatarları için ayrı bir önemi ve anlamı vardır. Kazan şehrinin kuruluşu ve adıyla ile ilgili çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bazı kaynaklara göre Kazan 1370 yılında kurulmuştur. O dönem Kazan`ı Bulgar kökenli Hasan Han yönetmiştir. Bazı tarihçilere göre Kazan şehrinin adı, hem kurucusu hem de ilk yöneticisi olan “Hasan´´ adından ileri gelmektedir. Zira eski zamanlarda yerleşim yerlerinin adı, kurucularının ismi ile adlandırılmıştır. “Hasan´´ sözcüğü zamanla fonetik değişime uğramış ve “H´´ sesi yerini “K´´ sesine bırakmış, yani “Hasan´´ “Kazan´´ olmuştur. Yazılı kaynaklarda ilk kez 1376 yılında Rus yıllıklarında Kazan şehrinden söz edilmiştir. 1437 yılında Kazan Hanlığı`nın kuruluşundan itibaren Kazan şehri payitaht olmuştur. O dönemler Kazan ticaret merkezi haline gelmiştir. 1552 yılında Korkunç İvan Kazan Hanlığı`nı işgal etmiş, şehirde olan tüm Tatarları kılıçtan geçirmiş, şehri yağmalamış ve yakmıştır. İşgalden sonra Kazan Tatarlarının Kazan`a girmesi yasaklanmış, şehre 60 kilometre uzaklıkta yaşamaları kararlaştırılmıştır. Zorla Hıristiyanlaştırma siyaseti bölgede büyük isyanlara neden olmuştur. Rus zulmünün doruk noktasına ulaştığı ve küçük büyük isyanların sıkça patlak verdiği XVIII. yüzyılda, bölgedeki gerginliği azaltmak için Çar Hükümeti geri adım atmak zorunda kalmıştır. Devlet menfaatleri gereği Rus Hükümeti Tatar Dili`ni de kullanmaya başlamıştır: “XVII. &8211; XVIII. yüzyıllarda uluslararası ilişkilerde de Tatar dili kullanılmıştır. Rus Devletinin menfaatlerini savunmak için de, Tatarca bilen memurlar, askeri personel hazırlamak zarureti doğmuştur. İşte o zamanlarda yerli dilleri öğrenme okulları açılmıştır. Örneğin, 1730`lı yılların sonlarında tarihçi, siyasetçi V.N.Tatişçev Ruslara Tatar ve Kalmık Dillerini öğretmek için özel okullar açmış, sözlükler hazırlama işini düzenlemiştir.´´ (Safiullina, Zekiyev 1994: 126).

Kazan Üniversitesi

Çar Aleksandr I (1777&8211;1825: 1801&8211;1825 – Çarlık yaptığı yıllardır), 1804 yılında Kazan`da üniversite açmıştır. Kazan İmparatorluk Üniversite`si (kısaca Kazan Üniversite`si olarak adlandırılmıştır), Moskova ve Tartu Üniversitelerinden sonra Rusya`da açılan üçüncü üniversite olmuştur. Kazan Üniversite`sinin açılışı, yalnız Kazan`ın değil genel olarak Rusya`dan Uzak Doğu`ya kadar tüm Avrasya`nın kültürel hayatını etkilemiştir. Ayrıca bu büyük coğrafyada eğitim-öğretim işleri görevi de genç Kazan Üniversite`sinin omuzlarına yüklenmiştir. XIX. yüzyıl başlarında ister iktisadi, ister coğrafi konumu bakımdan Rusya`da Sankt-Petersburg, Aşağı Novgorod (Nijniy Novgorod) gibi daha uygun şehirler olmasına karşın Çar Hükümeti`nin üniversiteyi Kazan`da açmasının hiç kuşkusuz siyasi nedenleri vardır. Bilindiği üzere, Kazan &8211; eskiden bağımsız bir devletin başkenti, bir Türk-Tatar şehridir. O dönem İdil-Ural ve Batı Avrupa`nın önemli medeniyet merkezlerinden birisidir. Bu manevi değeri olan medeniyet merkezinde güçlü bir hâkimiyet kurmak, köklenmek Çar Hükümeti`nin iç ve dış siyaseti açısından önemlidir. Ayrıca Rusya`nın Doğu`ya nüfuz etmesi bakımından önemli bir köprüdür. Kazan Üniversite`sinin Rusya`nın siyasi amaçlarını hayata geçirmek için kullandığı bir gerçektir. Ancak üniversitenin açılması, şehrin hayatının değişmesine, şehre yeni bir soluk gelmesine neden olmuş, bilim uğruna yapılan çalışmalar da bunun cabasıdır. Zaman içerisinde Kazan Üniversite`si bilim yuvası haline gelmiştir. İleride devir ve yönetim değişecek ancak Kazan Üniversitesi eğitim vermeye devam edecektir.

Büyük Katerina II`nin (1729&8211;1796; 1762&8211;1796 yılları arasında Rusya İmparatoriçesi) çıkardığı kanun gereği iyi derecede Tatarca bilen memurlar yetiştirmek için 1769 yılında Kazan`ın 1. Kolej`inde Tatar Dili okutulmuştur. Kolej`de Tatar Dili derslerini Segıyt Helfin (1732&8211;1785) ve oğulları vermiştir. Helfinler eğitim işini kuşaktan kuşağa devrederek 60 yıl devamında sürdürmüştür. Segıyt Helfin 15 yıl, onun oğlu İshak Helfin (?-1800) 1800 yılına kadar öğretmenlik yapmıştır. Ondan sonra İshak`ın oğlu İbrahim Helfin (1778&8211;1829) 28 yıl boyunca önce Kolej`de, sonra Kazan Üniversite`sinde Tatar Dili dersleri vermiştir. 1804 yılında açılan Kazan Üniversite`sinde Tatar Dili dersleri 1812 yılında verilmeye başlamıştır. 1828 yılında ise üniversitede Tatar Dili Kürsüsü açılmıştır. Kazan Üniversite`sinin rektörü olan tanınmış matematikçi N.Lobaçevskiy`in (1792&8211;1856) teklifi ile üniversitede Şarkiyat Bölümü kurulmuştur. Şarkiyat Bölümü, Arap-Fars Dilleri ve Türk-Tatar Dilleri Kürsüsü olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Yeni kurulan Türk-Tatar Kürsüsünün başına İbrahim Helfin`in getirilmesi beklenirken, onun ani ölümü sonucu kürsü başkanlığına Aleksandr Kazem-Bek (1802&8211;1870) atanmış ve 1846 yılına kadar bu görevini başarıyla sürdürmüştür. 1846`dan, Şarkiyat Bölümü 1855 yılında Sankt-Petersbug`a taşınana kadar ünlü tarihçi ve dilci İ.N. Berezin (1818&8211;1896) bölüme başkanlık yapmıştır. Kısa bir zaman içerisinde Şarkiyat Bölümü`ndeki başarılı çalışmalar Avrupa`daki üniversitelerin de dikkatini çekmiştir. Berlin, Viyana, Londra, Paris üniversiteleri Kazan Üniversite`si Şarkiyat Bölümü öğretim üyeleri H.D.Fren (1782&8211;1851), A.K.Kazem-Bek, İ.İ.Helfin, İ.N.Berezin, O.M.Kovalevskiy (1801-1878), M.G.Mehmüdovların (1824-1891) çalışmalarını ilgiyle yakından takip etmiştir. Ayrıca bilginlerin eserleri yurt dışında da yayımlanmaya başlamıştır. O dönem Kazan Üniversite`si Avrupa`daki 37 üniversite ile iletişim halinde olmuş, öğretim üyelerinin makaleleri bu üniversitelerle paylaşılmıştır.

Kazan Üniversite`si okullar için ders kitabı, öğretim metodu kitapları, ders programı üzerinde de yoğun çalışmalar yapmıştır. Üniversite, bu çalışmalar için Rus bilginleri dışında diğer millet bilginlerini de etrafında toplamıştır. Örneğin, “Tatarlar için &8211; İ.İ.Helfin, M.G.Mehmüdov, S.B.Küklyaşev (1811-1864), G.E.Vahapov, H.Feyezhanov (1828-1866), K.Nasıyri (1825-1902), Ş.İ.Ehmerov (1853-1900), Çuvaşlar için &8211; S.Mihaylov, N.İ.Zolotnitskiy (1829-1880), İ.Yakovlev, Mariler için V.Vasilyev, P.Yeruslanov, Mordvalar için &8211; M.Yevseyev, M.Kolyadenkov vs gramer ders kitapları, sözlükler hazırlamışlardır.´´ (Tatar Edebiyatı Tarihi 1985: 15&8211;16). Kayyum Nasıyri`nin – 120 sayfalık “Rusça-Tatarca Sözlüğü´´ (1878), “Lügat-i Rus´´ (1892), 10 binden fazla söz içeren 2 ciltlik “Lehçe-i Tatari´´ (1895) sözlüğü, “Enmüzec´´ (1895) adlı eseri, Segıyt Helfin`in 2 ciltlik “Tatarca-Rusça Sözlüğü´´ (1785), “Tatarca Gramer´´, “Tatarca Elifba Kitabı´´ bunlardan bazılarıdır. Söz konusu bilginlerin kitapları Avrupalı Türkologlar tarafından da büyük bir beğeni ile karşılanmış ve takdir edilmiştir. Kazan Üniversite`si, o yıllarda tarihte iz bırakan Türkologların Okulu olmanın dışında günümüzde dahi güncelliğini kaybetmeyen eserler yazılmasına, yayımlanmasına ve dünyada tanınarak kabul görmesine vesile olmuştur. Bu başarının asıl nedeni ise Şarkiyat Bölümü`nde çalışanların konularında uzman olan kadrosundan kaynaklanmaktadır. Üniversite rektörü N.İ.Lobaçevskiy`in kadrolar konusundaki siyaseti bu başarıların başlangıç noktasıdır. Lobaçevskiy, dönemin milli eğitim bakanına şunları yazmıştır: “Doğu dilleri eğitimi verilen üniversite ve kolejlerde, öğrencilerin başarılı olması için gerçek Türk, Fars öğretmenleri çalıştırılmalıdır.´´ (Tatar Edebiyatı Tarihi 1985: 19). Lobaçevskiy`in önerisi üzerine, Kazan Üniversitesinde Tatarlardan – İ.Helfin, M.G.Mehmüdov, E.Deminov, S.Mortazin, Nuri ve Ehmet Ebdusattarovlar, Mekkeli Arap -Ehmed ibne Höseyen, Fars – Ebutalib Mir Mominov, Azerbaycanlı – Aleksandr ve Ebdusettar Kazem-Bek , Türk – Osman Kutluşi, Buryat – Dorji Banzarov ve başkaları çalışmıştır. Türkoloji sahasının gelişmesinde Kazan Üniversite`sinin bu kadrosunun büyük katkısı ve emeği vardır. Yıllar yılı devam edecek olan Türkoloji çalışmalarının ilk adımları Kazan Üniversite`sinde atılmıştır, dersek hiç de yanlış olmaz.

Kazan Devlet Üniversitesi.

Kazan İmparatorluk Üniversite`si XX. yüzyıl başlarındaki devrim ve rejim değişmesine kadar aynı ad altında çalışmalarına devam etmiştir. Geçen yıllar içerisinde Kazan Üniversite`si bilim yuvası ve sosyal merkez haline gelmiştir. 1917 Şubat ve Ekim Devrimlerinden sonra rejimin değişmesi sonucu Kazan İmparatorluk Üniversite`sinin adı Kazan Devlet Üniversite`si olarak değiştirilmiştir. Ekim Devrim`inden sonra Kazan Devlet Üniversite`sinde Tatar Dili ve Edebiyatı okutulmamıştır. Tatar Dili-Edebiyatı uzmanlarını yetiştirme görevini Kazan Devlet Eğitim Üniversite`si üstlenmiştir. 1920-1930`lı yıllarda Kazan Devlet Üniversite`sinde de Tatar Dili Kürsüsü açılmış, ancak bu kürsüde öğrencilere eğitim verilmemiştir. Tatar Dili Kürsüsü Tatar Dili`ni araştırma görevini yürütmüş olup, İkinci Dünya Savaşı`nın başlanması ile kapatılmıştır. 1924 yılında Vladimir-İliç Ulyanov Lenin`in (1870&8211;1924) ölümünden sonra, Kazan Devlet Üniversite`sine Ulyanov Lenin adı verilmiştir. Yani 25 Temmuz 1925 tarihinden itibaren üniversite Vladimir İliç Ulyanov-Lenin adındaki Kazan Devlet Üniversite`si olmuştur. Geçen bu süreç zarfında Kazan Devlet Üniversite`si her yönüyle daha da gelişmiştir. Kazan Tıp Akademisi, Kazan Havacılık Üniversitesi, Kazan Kimya Teknoloji Üniversitesi gibi birçok üniversite Kazan Devlet Üniversite`si bünyesinden ayrılıp tek başlarına bir üniversite olarak çalışmaya başlamıştır.

Her dönem olduğu gibi Sovyetler de kendi propagandasını yaymak için üniversiteyi ve bilim adamlarını bir köprü olarak kullanmıştır. Bilhassa Stalin`in (1879&8211;1953) bu konudaki atılımlarından ayrıca söz etmek gerekmektedir. Yıl 1944. İkinci Dünya Savaşı henüz devam etmektedir. 1944 yılında Kazan Tatarlarını yakından ilgilendiren 2 olay yaşanmıştır:
1. İlk olay, Tatar tarihini yeni baştan yazma konusunda karar kabul edilmiş, Altın Ordu tarihi ile ilgili bazı kitaplar yasaklanmıştır. Ruslar tarafından Kazan Hanlığının işgali, Kazan Tatarlarının “kurtuluşu´´, “İdil-Ural bölgesi için hayırlı oluşu´´ olarak değerlendirilmesi konusunda sıkı çalışmalar yapılmıştır. Özellikle Kazan Tatarlarının Altın Ordu ile hiçbir alakası olmadığı konusu üzerinde durulmuştur. Tarih kitaplarında Altın Ordu Devleti`nin yüceltilmesi “hata´´ olarak gösterilmiştir. Kazan Tatarlarını geçmiş tarihinden koparmak amaçlı, “1944`te SSCB KP`nin (Komünist Parti`nin) Merkezî Komitesi, TÖSSC (Tataristan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) KP`sinin bazı &8216;hataları`nı yeren bir karar kabul eder. Bu &8216;hatalar`dan biri olarak “Altın Orda`nın yüceltilmesi´´ gösterilir ve o aralar kitap olarak yayıma hazırlanmakta olan İdigey (Türkçe`de Edigey) destanı yasaklanır. Bundan sonra tamamen olumsuz olarak tanımlanmaya başlayan “barbar´´ Altın Orda tarihini Tatar tarihinden ayırmak için 1946 yılında Moskova`da Tatarların kökeni konusunda bir kongre düzenlenir ve Tatarların Altın Orda ile neredeyse hiç ilgileri olmadığı, büyük ölçüde İdil Bulgarları kökenli oldukları ilan edilir. Kazan Hanlığı`nın bir Moğol-Tatar devleti olduğu; Kıpçaklaşmış Bulgarlar olan Kazan Tatarlarının ise, bu Moğol-Tatar yönetimiyle mücadele ettikleri ve sonunda Rusların Kazan`ı almasıyla “kurtuldukları´´ tezi kabul edilir.´´ (Yirminci Yüzyılda İdil-Ural 2008: 269&8211;270). Kazan Tatar Türklerinin şanlı geçmişi Rusları rahatsız etmiş olsa gerek, yukarıda görüldüğü üzere Tatar tarihi Stalin`in emriyle tekrar “yazdırılmıştır´´. Burada ister istemez, Türkiye Cumhuriyeti`nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk`ün: “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.´´şeklindeki sözleri akla gelmektedir. Komünist Parti`nin kararı doğrultusunda sipariş üzerine yazılan bu tarih kitaplarında Türk-Tatarlar, “barbar´´, “yamyam´´, “pis´´ olarak gösterilip, onlara hakaret edilmektedir.
2. 1944`te yaşanan ikinci olay, Kazan Devlet Üniversite`sinde Tarih Filoloji Fakültesi bünyesinde Tatar Dili ve Edebiyatı Bölümü açılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı`nın getirdiği zor şartlar altında maddi imkânsızlıkların gölgesinde Tatar Dili Edebiyatı Bölümü`nü kurmak, erkeklerin neredeyse hepsi cephede olduğundan bir bayanın omuzlarına yüklenmiştir. Moskova`da yüksek lisans tezini savunarak diplomasını eline alan Rabiga Avzal kızı Hekimova Tatar Dili Edebiyatı Bölümü`nün müdürü olmuştur. 1944 yılının sonbaharında ilk öğrenciler ders başı yapmıştır. Ayrıca Tatar Dili ve Edebiyatı alanında uzman yetiştirme amaçlı Rabiga Hekimova yüksek lisans öğrencilerinin eğitimini de yola koymuştur. Hekimova, Kazan Tatarlarının zengin edebi mirasını, dilini derinlemesine öğrenmek için Rusya`nın çeşitli bölgelerine araştırma gezileri düzenlemiştir. 1951 yılında Rabiga Hekimova`nın vefatından sonra Tatar Dili Edebiyatı Kürsü`sü müdürlüğüne Prof.Dr. Hatip Gosman getirilmiştir. 1960 yılında Tatar Dili ve Edebiyatı Bölümü, Tatar Dili Bölümü ve Tatar Edebiyatı Bölümü olmak üzere iki ayrı bölüm halinde çalışmalarını sürdürmüştür. Kazan Devlet Üniversite`si bünyesindeki Tatar Dili ve Edebiyatı Bölümü`nde yaşanan önemli gelişmeler, “perestroyka´´, “glasnost´´ tabirlerinin öne çıktığı ve hayata geçirildiği 1980`li yılların ikinci yarısına denk gelmektedir. 1987 yılında tarih alanında uzman kadrolar yetiştirme amacıyla Tatar Dili Edebiyatı Bölümü`nde Tarih Kürsü`sü açılmıştır. 1990`lı yıllarda esen olumlu demokrasi rüzgârları Tatar Dili Edebiyatı Bölümünü de es geçmemiştir. Milli konuların gündemin ilk sıralarına yerleştiği o yıllarda, Kazan Tatarlarının ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan önerge Kazan Devlet Üniversite`sinin Bilim Kurulu tarafından değerlendirilmeye alınmıştır. 23 Mart 1989 yılında gerçekleşen Kazan Devlet Üniversite`sinin genişletilmiş Bilim Kurulu`nda Tarih ve Filoloji Fakülteleri temelinde üçüncü sosyal bilimler fakültesi &8211; “Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi´´nin açılması ile ilgili tarihi karar oybirliği ile kabul edilmiştir. Kararın kabulü ile fakülteyi kurma görevi, Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi`nin ilk dekanı Prof. Dr. Telgat Galiullin`a verilmiştir. Tatar Dili, Tatar Edebiyatı, Tatar Dili ve Edebiyatının Eğitim Metotları, Tatarların Tarihi, Doğu Dilleri (1990) ve Tatar Dilini Öğretme (1992) Bölümleri olmak üzere fakültede 6 tane bölüm oluşmuştur. Yeni oluşturulan fakülte, aslında Tatar Dili Edebiyatı Bölümü`nün zaman taleplerini karşılayan devamcısıdır. Her bölümün kendi misyonunun olduğunu söylemek gerekir. Örneğin:
Tatar Dili Bölümü, çağdaş Tatar Dili`nin yapısını öğrenme; Tatar Edebi Dili`nin gelişim tarihini ve kullanımını öğrenme; Tatar toponimisini öğrenme şeklinde üç yönde çalışmalar yapmaktadır.
Tatar Edebiyatı Bölümü, Tatar Kelime Sanatı Tarihini, Teorisini, Edebiyatın gelişim-değişim kanunlarını, edebi bağlantıları araştırmaktadır.
Tatar Dili ve Edebiyatının Eğitim Metotları Bölümü, Tatar Dili ve Edebiyatı`nın okullarda ve yüksek okullarda okutulmasının yöntembilimini ve metotlarını zaman ihtiyaçlarına göre geliştirme üzerine çalışmalar yürütmektedir.
Tatarların Tarihi Bölümü, Tatarların tarihi, Asya ve Afrika tarihi, kaynakları üzerine ders vermenin yanı sıra “Orta İdil ve Ural boyu halklarının XIII-XX. yüzyıllar arasındaki tarihi ve medeniyeti ile ilgili elyazmaları ve eski basılı kaynaklar´´ başlıklı konu üzerine arkeolojik geziler düzenlemektedir. Bulunan elyazması eserleri değerlendirme ve bilimsel çalışmaları kamuoyu ile paylaşmak bölümün görevlerindendir.
Tatar Dilini Öğretme Bölümü, “Tatar Dilini Devlet Dili olarak ortaya koymanın teorisi ve pratiği: Tarih ve Zaman´´ üzerinde çalışmalar yürütmüştür. Ayrıca bölüm tarafından 40 ders kitabı ve çeşitli sözlükler hazırlanmıştır.

Fakültenin, eğitim-öğretim programında ve öğretmen kadrosunda fazla değişlik olmamış, sadece bazı yenilikler eklenmiştir. Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi bünyesine 1997 yılında “İngiliz Dili´´, 2000 yılında “Alman Dili´´, 2004 yılında “Mütercimlik ve Çevri Pratiği´´, “Edebi Eleştiri ve Muharrirlik´´ gibi bölümler dâhil olmuştur. 2000 yılında Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi`nin Doğu Dilleri kürsüsü Şarkiyat Enstitüsü olarak bağımsız bir enstitü olmuş, fakültenin adı da Tatar Filolojisi ve Tarihi Fakültesi şeklinde değiştirilmiştir.

1944 yılının sonbaharında 10 öğrenci ile eğitim hayatına başlayan Tatar Dili Edebiyatı Bölümü daha sonraki yıllarda öğrenci kontenjanını 20-25`e çıkarmıştır. 1951 yılından itibaren çalışanlar için devam etmeden eğitim alabilme olanağı sağlayan sınıflar açılmış ve birinci sınıfa 20 öğrenci alınmış, daha sonra bu sayı 25-30`a çıkartılmıştır. Tüm dünyaya yayılan 7 milyon Kazan Tatarı için Tatar Dili Edebiyatı Bölümü`nde açılan 50 kişilik kontenjan çok sınırlı bir sayı olmasına karşın, bölüm Kazan Tatarlarının dil edebiyat sahasındaki ihtiyaçlarını karşılamak için çaba harcamıştır. 1989 yılında Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi`nin kuruluşundan sonra 1990`lı yıllarda fakültenin 1.sınıfına 100 öğrenci alınmıştır. 1992 yılında, Tataristan Cumhuriyeti eğitim bütçesinden Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi`ne büyük bir pay ayırdığından kontenjan 140`a yükseltilmiştir. 2000`li yılların başında Tatar Filolojisi ve Tarihi fakültesinde toplam 800 civarında öğrenci eğitim almıştır. Ayrıca 1991 yılından itibaren Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi`ne bağlı Doktora Tezlerini Savunma Kurul`u faaliyetlerine başlamıştır. Bu konuda yapılan işlerle ilgili fakülte hocası Prof. Dr. Hatıyp Miñnegulov şunları yazmıştır: “Kurul`da 29 doktora, yüzden fazla yüksek lisans tezi savunulmuştur. Şunu da belirtmek gerekir ki, bu Kurul yalnız Tataristan için değil, belli bir ölçüde diğer bölgeler için de çalışmalar yapmaktadır. Burada Başkurdistan, Komi, Çuvaşistan, Mordovya, Tömen, Dağıstan, aynı zamanda Kazakistan`dan gelenler de tezlerini savunuyorlar.´´ (Miñnegulov 2010: 234). Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi`nde 15 profesör, 18 doçent, 3 öğretim görevlisi, 8 öğretim elemanı görev yapmıştır. Yukarıda görüldüğü üzere, Kazan Devlet Üniversitesi`nin Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi 1990-2000`lı yıllar arasında en parlak, en verimli dönemini yaşamıştır. Fakültenin asli görevi Tatar Dili Edebiyatı uzmanları, filologlar yetiştirmektir. Fakülteyi tamamlayan öğrencilerin bir kısmı fakültede kalarak akademik çalışmalarına devam etmektedir. Bugün Tataristan`da faaliyet gösteren Tatarca “Maarif´´, “İdel´´, “Miras´´, “Meydan´´ gibi dergilerin, gazetelerin başmuharrirleri, televizyon, radyo çalışanları Tatar Filolojisi ve Tarihi Fakültesi mezunlarıdır. Ayrıca Reşit Sabirov, Ramil Töhvetullin gibi ünlü Tatar sanatçıları, Mösegıyt Hebibullin (1927), Renat Möhemmediyev (1948) gibi ünlü tarihi roman yazarları da bu fakültede eğitim alanlardandır. Türkoloji sahasında dünya çapında isim yapmış olan fakülte mezunları arasında Türk-Tatar Onomastiğinin Babası olarak adlandırılan Prof. Dr. Gomer Sattarov (1932), ünlü Tatar şairi Gabdulla Tukay ve Tatar yazar Gayaz İshakıy ile ilgili çalışmaları ile tanınan Prof. Dr. Rezeda Ganiyeva (1932) gibi isimler ön plana çıkmaktadır. Kazan Devlet Üniversitesi`nin Tatar Filolojisi ve Tarihi Fakültesi, uluslararası platformda da söz sahibi olduğunu söylemek gerekir. Fakülte Türkiye`deki Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Finlandiya`daki İslam Cemiyeti gibi kurumlarla ortak çalışmalar yürütmektedir. Örneğin, Ankara`da yayımlanan 30 ciltlik “Türk Dünyası Edebiyatları Tarihi, Antolojisi Sözlüğü´´nün hazırlanmasında Tatar Filolojisi ve Tarihi Fakültesi öğretim üyeleri de katkıda bulunmuştur.

Putin Dönemi`nde Tatar Dili.

Bilindiği gibi 1991 yılının sonunda Sovyetler Birliği çökmüştür. Bu tarihten sonra yaşanan gelişmeler Tatar milletinden yana olmuştur. 1990 yılının Ağustos ayında Tataristan bağımsızlığını ilan etmiştir. Fakat SSCB`nin yerini alan Rusya bu bağımsızlığı tanımamış ve Tataristan 21 Mart 1992 tarihinde referanduma gitmiştir. Referandum sonuçlarına göre halkın 61,4`ü Tataristan`ın bağımsız olması yönünde oy kullanmıştır. 21 Mart`ta halktan gelen güvenoyuna dayanarak Tataristan kendi anayasasını hazırlamış ve anayasa Tataristan Parlamentosu`nda 6 Kasım 1992 tarihinde kabul edilmiştir. Tataristan Anayasası`nın giriş sayfasında şu satırlar yer almaktadır: “Bu anayasa, Tataristan Cumhuriyeti`nin devlet statüsü hakkındaki halk oylaması sonucuna göre kabul ve ilan edilmiştir.´´(Tataristan Cumhuriyeti Anayasası 1995: 5). Tataristan Anayasa`sının 1 maddesi, Tataristan`ın egemen demokratik bir devlet olduğunun altını çizmiştir, ayrıca Anayasa`nın 4.maddesine göre Tataristan`da iki dil: Tatar ve Rus dilleri resmi dil olarak ilan edilmiştir. Böylece eski zamanlarda resmi dil görevini üstlenen Tatar Dili kanunen Tataristan`ın resmi dili olmuştur. 1990`lı yıllarda resmi dil haline gelen Tatar Dili`ne olan ilgi oldukça artmıştır. Doğal olarak, Kazan Devlet Üniversitesi`nin Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi`nde eğitim almak isteyenlerin de sayısı çoğalmıştır. 1990&8211;1996 yıllarında ben de bu fakültenin öğrencilerinden birisiydim. Kontenjanın katbekat üstünde olan aday sayısı fakülteyi kazanmanın değerini daha da arttırmıştı. Yukarıda da söz ettiğim gibi 1990`lı yıllarda Tatar Filolojisi, Tarihi ve Doğu Dilleri Fakültesi en parlak ve en verimli dönemini yaşamıştır.

2000 yılının başında Rusya`nın yönetimi el değiştirmiş ve Rusya`da Putin Dönemi başlamıştır. Putin`in amacı, diğer Rus şovenleri gibi Rus olmayan milletleri yok etmektir. Rus olmayan halklara yapılan baskı, zulüm, sindirme, susturma siyaseti yürüten Putin, Rusya Anayasa`sında değişiklikler yaparak yaptıklarını kanunlaştırmıştır. Bir milleti yok etmek istersen ilk olarak onun dilini yok etmenin en etken güç olduğunun farkında olan Putin, kanun değiştirmeye alfabeden başlayarak, okullarla devam etmiş, son olarak üniversiteleri de kendine bağlamıştır. Putin`in konuyla ilgili yaptıklarından bazıları:

1. 27 Kasım 2002`de Rusya Federasyonu kanunlarına ekleme yapılarak Tatar diline en uygun olan Latin alfabesine geçiş yasaklanmış. Bu kanuna göre, “Rusya Federasyonu`ndaki tüm halklar ana dillerinde yazarken Kiril alfabesi kullanılmalıdır.´´ 1999 yılında Tataristan Parlamentosu`nda kabul edilen ve 2011 yılına kadar hem Kiril hem de Latin alfabesinin kullanımını öngören karar böylelikle daha 2002 yılında Moskova tarafından tek taraflı feshedilerek Tataristan Parlamento`sunun kararı yok sayılmıştır.
2. 02.12.2007 tarihinde Putin 309 nolu kanunu imzalamıştır. Rusya Federasyonu kanunlarından “Milli komponent (kısım, parça)´´ çıkartılmıştır. Burada “milli komponent´´ tabiri altında Tatarlar başta olmak üzere Rus olmayan diğer milletler söz konusudur. Bu kanun gereği anadilde eğitim yasaklanmıştır. 2014 yılında Rusya`da 4500, son 4 yılda Tataristan`da 698 Tatar okulu kapatılmıştır. 2013 yılının sonlarında Tataristan`ın başkenti Kazan`da sadece 2 Tatar Okulu (!) ayakta kalmıştır. O okullarda da Tatar Dili-Edebiyatı olmak üzere sadece 2 ders Tatar Dili`nde yapılmaktadır. Etrafa dehşet saçan Stalin döneminde bile anadilde eğitim yasaklanmamıştır. Ayrıca, 2009 yılından itibaren tüm lise mezuniyet ve üniversitelere giriş sınavları Rus dilinde yapılmaktadır.

Tüm bu kanunlar Tatar Dili`ne olan ilginin azalmasına neden olmuştur. Sınavların Rusça yapılmasından dolayı anne babalar çocuklarını “kendi isteğiyle´´(!) Rus okullarına kaydettirmeye başlamıştır. Zira lise mezuniyet ve üniversite sınavlarını kazanmanın başka yolu kalmamıştır. Sınavların Rus Dili`nde ilk kez yapıldığı 3 Temmuz 2009 tarihinde Tatar Okulunda okuyan 1693 öğrenci lise diplomalarını alamamış ve bunun akabinde üniversite giriş sınavına katılamamıştır. 1693 öğrenci, Tataristan`da sınava giren öğrencilerin 9,5`ini oluşturmaktadır. Rusya bu öğrenciler için bir “güzellik´´ düşünmüş elbette. Onlara bir yıllık meslek okullarının kapılarını açmıştır. Bu her ne kadar kolaylık sağlanmış gibi gözükse de aslında gizli bir tehdit olduğu aşikârdır. “Tatar Okulunda okursan, ancak işçi olursun, üniversite kapıları yüzüne kapanır!´´. Durum böyleyken, zaten kanunen yasaklanan Tatar okullarına “ihtiyaç´´(!) kalmamıştır.

Kazan (İdil Boyu) Federal Üniversitesi.

Putin`in okulları yasaklaması ile başlayan değişim sadece okullarla sınırlı kalmamıştır. Sıra üniversitelere de gelmiştir. Bu konudaki gelişmelerin tepki çekmemek için yavaş yavaş ilerlediğini söylemek gerekir. Daha önce 89 bölgeden oluşan Rusya Federasyonu, yeni bir kanunla Moskova Merkez, Kuzey-Batı, Ural, Kuzey Kafkasya, Uzakdoğu, İdil ve Sibirya olmak üzere 7 federe idari bölgeye bölünmüştür. Bölgelerin birleştirilmesinin nedeni bölgeleri tek elden, merkezden yönetimini kolaylaştırmaktır. İdari bölgelerde federal üniversiteler kurma kararı da önceden planlanmış olmalıdır ki, “Kuzey-Batı, İdil, Ural ve Uzak Doğu Federal Bölgelerinde Federal Üniversitelerin´´ kurulması ile ilgili karar 21.10.2009 tarihinde Medvedev tarafından imzalanmıştır. Söz konusu karar gereği, Kazan Devlet Üniversitesi, Hümanitar (Sosyal Bilimler) Üniversitesi, Kazan Devlet Pedagoji Enstitüsü, Kazan Finans Ekonomi Enstitülerinin 3 ay içerisinde tek çatı altında toplanarak İdil Boyu Federal Üniversitesi adını alması planlanmıştır. Tek çatı altında toplanarak kurulacak olan üniversitenin adının İdil Boyu Federal Üniversitesi olarak adlandırılacak olması, üniversite adından şehrin adının kaldırılması büyük tepkilere yol açmıştır. Bu tepkiler karşısında Moskova geri adım atmak zorunda kalmış ve üniversite Kazan (İdil Boyu) Federal Üniversitesi (KFÜ) olarak değiştirilmiş ve bu ad 2 Nisan 2010 tarihinde Putin başkanlığındaki hükümet tarafından kabul edilmiştir. Kazan (İdil Boyu) Federal Üniversitesi 19 Mayıs 2011 tarihinde Rusya Eğitim Bakanlığı`nca onaylanmıştır. Söz konusu olan, “Tatar Filolojisi ve Tarihi Fakültesi`ne ne oldu?´´ sorusu geliyor insanın aklına. Fakülte parçalanmış, yıllardır kullandığı Kazan şehrinin Kremlin sokağındaki üniversitenin 2.binasının 11. katından sürülmüştür. Tatar Dili-Edebiyatı Bölümü 30 Mart 2013 tarihinde Filoloji ve Uluslararası Bağlantı Enstitüsü`nün Filoloji ve Sanat Küçük Enstitüsü terkibine dâhil edilmiştir. Filoloji ve Sanat Küçük Enstitüsü, Rus Dili-Edebiyatı, Tatar Dili-Edebiyatı, Yabancı Diller ve Sanat-Dizayn gibi dört bölümden ibarettir. Tatar Filolojisi, Tarihi Fakültesi`nin diğer bölümleri de aynı şekilde farklı bölüm veya enstitülere katılmıştır. Örneğin, Tatar Tarihi Bölümü, 1 Kasım 2013 tarihinde oluşan Uluslararası İlişkiler, Tarih ve Şarkiyat Enstitüsü`ne dâhil olmuştur. Rus Dili ile Tatar Dili`ni aynı çatı altında toplamak Ruslar açısından olumlu bir adım olarak görünebilir, çünkü Rus Dili Tatar Dili gibi yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan bir dil değildir. Ancak Tatarlar açısından bakıldığında bu birleşme, Tatar Dili`nin ölüm fermanını imzalamaktır. Tatar Dili, Rus Dili ile nasıl rekabet edebilir? Şartlar eşit olmadığından bunun imkânı yoktur. Onun için KFÜ ve onun beraberinde getirdiği Filoloji Sanat Küçük Enstitüsü Tatar Dili`nin sonunun başlangıcıdır&8230;

Sonuç

Biz, Kazan Tatarları, “biz Tukaylı millet´´, “biz kitaplı millet´´ diyerek övünmeyi seviyoruz. Ve böyle övünmeye hakkımız da var. Zira Kazan Tatarları çok eskiden beri Türk Dünyası`nın parlayan yıldızıdır. Kazan Tatarları, medeniyet, bilim, sanat, edebiyat, tarih dallarında yetiştirdiği bilim adamları, dünya çapında tanınan yazarları, siyasetçileri ile Türk Dünyası`na önderlik yapmış bir millettir. Sırtlarında kitaplarıyla Kırgız, Kazak, Özbek vs milletlere okuma yazmayı öğreten Tatar aydınları ile ilgili yazılanlar, söylenenler bugün de hafızlardadır. Kazan Üniversitesi, İdil-Ural bölgesinde açılan en eski üniversitelerden birisidir. Tatar Dili-Edebiyatı, Tarihi ile ilgili hem ders kitapları, hem bilimsel çalışmalar üniversite hocaları ve onların öğrencileri tarafından yapılmıştır. Ayrıca okullardaki Tatar Dili eğitimi de Kazan Devlet Üniversitesi mezunları tarafından gerçekleştirilmiştir. Eski dönemlerde yazılan sayısız ders kitaplarının bazıları bugün de güncelliğini korumaktadır. Kazan Devlet Üniversitesi`nin Tatar Filolojisi ve Tarihi Fakültesi`nin değerli hocaları, Tatar Dili`nin bekçilik görevini üstlenmiş millet sevdalılarıdır. Ve onlar bu sevdayı öğrencilerine aşılamayı başaran, öğrencileri aracılığıyla çocuklara, kitap, gazete, dergi, televizyon ve radyo aracılığıyla okurlara, seyircilere, Tatar milletine ulaştırmıştır. Kazan Tatarlarının bayraktar şairi Gabdulla Tukay (1886&8211;1913) üniversitede eğitim alamamış, ancak Tukay`ı büyük kitlelere sevdiren ve günümüze kadar taşıyan yine üniversitelilerdir. Tukay`ın eserleri üzerine birçok bilimsel tezin yazılması Tukay`ın bilim dünyasında adının ebedileştirilmesi anlamına gelmektedir. “Hem Tatar Dili-Edebiyatı, Tarihi`ni, hem Tukay`ı yaşatan üniversitenin Tatar Dili Edebiyatı, Tarihi Bölümü`dür´´, dersek hiç de yanlış olmaz. Üniversite terkibindeki Tatar Filolojisi ve Tarihi Fakültesi, tüm dünyadaki Kazan Tatarlarının milli ve manevi merkeziydi.

Son zamanlarda Tatar Dili`nin devlet dairelerinden dışlanması, Tatar okullarının yasaklanması sonucu okullara olan ihtiyacın azalması (Rusya`nın çıkardığı kararlar sayesinde), Kazan Devlet Üniversitesi yerine kurulan Kazan (İdil Boyu) Federal Üniversitesi`nin Tatar Filolojisi, Tarihi Fakültesi`ni dağıtması Tatar Dili-Edebiyatı`nın yok olmasına neden olacak önemli etkenlerdir. Tek cümle ile ifade etmek gerekirse, tarih yazmış, büyük medeniyetler yaratmış olan Kazan Tatarları “Kendi vatanında üvey evlattır´´. Dilsiz, devletsiz ve savunmasızdır&8230;

Kaynakça:

1. Fehner, Margarita Vasilyevna, Velikiye Bulgarı, Kazan, Sviyajsk (Büyük Bulgar, Kazan, Zöye), Moskova 1978.
2. Kurban, İklil, Yaşlı Tarihin Yankısı (Bulgar-Tatar Tarihi ve Medeniyeti), İstanbul 2014.
3. Kurban, Roza, Biz İdil`den, Ural`dan&8230;, İstanbul 2014.
4. Miñnegulov, Hatıyp, Gasırlar Arasında Uylanular (Asırlar Arasında Düşünceler), Kazan 2010.
5. Safiullina F.S., Zekiyev M.Z., Hezerge Tatar Edebi Tele (Çağdaş Tatar Edebi Dili), Kazan 1994.
6. Tatar Edebiyatı Tarihı (Tatar Edebiyatı Tarihi), 2.Cilt, Kazan 1985.
7. Tatar Filologiyese hem Tarihı Fakultetı (Tatar Filolojisi ve Tarihi Fakültesi), Kazan 1989.
8. Tataristan Respublikası Konstitutsiyese (Tataristan Cumhuriyeti Anayasası), Kazan 1995.
9. Yirminci Yüzyılda İdil-Ural, (Derleyen: Gönül Pultar), Ankara 2008.

Rafis Kaşapov’u desteklemek için 5 ilde piketler yapıldı

raf
Gözaltına alınan Rafis Kaşapov’un ve diğer siyasi tutukluların serbest bırakılmasını isteyenler 14 Ocak günü Kazan, Çallı, Ufa, Çabaksar ve Yoşkar-Ola’da yalnız piketler düzenledi.
Ufa’daki piket Mustay Kerim heykeli yanında yapıldı. Yılbaşı öncesi Çallı İlinde gözaltına alınan Rafis Kaşapov’u desteklemek amaçlı bu yalnız pikete sırayla “Başkurt Aksakalları Şurası” sekreteri Remile Seitova, “Kük büré” derneği başkanı Azat Selmenov ve yine birkaç “Kük büré” vekilleri katıldı. Protesto gösterisinin olduğu yerde polisler hiç gözükmedi. Bir saatten fazla süren bu gösteriye katılanlar sırayla ellerinde pankartlarla durdular. Pankartlarda, “Rafis Kaşapov’a özgürlük! Siyasi tutukluları serbest bırakın!” gibi yazılar yer aldı.
Remile Seitova Azatlık radyosuna şunları söyledi: “Ben buraya İdil ve Ural Bölgesi Halkları Birliği’nin vekili olarak katılıyorum. Geçen sene Tataristan’da bu birliği “Altın Ordu Birliği”, Çallı İlinin “Azatlık Gençleri Birliği”, Çuvaşistan Cumhuriyeti’nin “İreklek Milli ve Kültürel Derneği”, Mari-El Cumhuriyeti’nin “Aksakallar Şurası” ve Başkurdistan Cumhuriyeti’nin “Kük Büre” ve “Başkurt Aksakallar Şurası” organize etmişti. Bugün ben yalnız pikete Tatar Milli Hareket liderlerimizden Rafis Kaşapov’u desteklemek için çıktım!” dedi.
Ufa İlinde piket yapan diğer aktivist, “Kük Büre Derneği” başkanı Azat Selmenov: “Ben Rafis Kaşapov’u, üç yıldan beri hapishanede zor şartlarda yaşayan Başkurt Dini ve Milli Hareketi lideri Fenzil Ehmetşin’i ve diğer siyasi tutukluları desteklemek için çıktım. Millet menfaatini savunan insanların durumu hiç kolay değil. Onları tek tek tutukluyorlar, bunu herkese ders olsun diye yapıyorlar. Biz bu durumlarda din ve millet ayırt etmeden birlik olmalıyız, Rusya’daki halkın hak ve hukuku için mücadele vermeliyiz!” dedi.
Kazan Kremli yanında yapılan yalnız pikete ise “Altın Ordu Tatar Vatanperver Kuruluşu” reisi Danis Sefergali katıldı. O, Rusya hükümetinin vatandaşların hak ve hukuklarının çiğnendiğinı ve bu duruma protest bildirmeye davet etti.
Çallı’daki yalnız piket valilik binası yakınlarında Azatlık Meydanı yanında yapıldı. Milli Hareket aktivistı Bulat Gatin’in elindeki pankartta da Rafis Kaşapov’un ve diğer siyasi tutukluların serbest bırakılması yönündeki yazıları dikkat çekti.
Pankarttaki yazıların hepsi anlaşılıyordu ama dikkatimizi çeken bir şey vardı. Biz bu konuda Bulat efendinin kendisine sorduk:
– Bulat efendi, sizin pankart yazısının altında “AKN RF” kelimesi yazıyor, bu ne anlama geliyor, açıklar mısınız lütfen?
– Söz konusu piketleri AKN RF organize etti, yani “Rusya Federasyonunun Yerli Halkları Birliği”. Şimdi bu birliğe Tatar, Başkurt, Çuvaş, Mari halkları katılıyor. Biz bu birliğe Sibirya, Kafkas halklarını da bekliyoruz, onlar da bize katılacaklarını bildirdi. Rafis Kaşapov’u suçunu dahi söylemeden Yılbaşı öncesi tutukladılar. Böylece biz ona siyasi tutuklu diyoruz. Onu serbest bırakmaları için işte böyle bir yola başvurduk. Bu yalnız piketler Kazan, Çallı, Ufa, Çabaksar, Yaşkar-Ola illerinde yapıldı.
– Hâkimiyetten izin aldınız mı veya gerekli gördünüz mü?
– Yalnız piket yapmak için hâkimiyetten izin almak gerekmiyor. Kanunen bu tür piketler serbest, biz bu hakkı kullandık.
– Gözaltı süresince Rafis Kaşapov’tan haber, bilgi alabildiniz mi?
– Onu basında yayınlanan yazılarına istinaden suçluyorlar fakat dosyayla, belgelerle, tutanaklarla ilgili kimse bilgi vermiyor diye duyduk. Biz bu durumu hukuk dışı muamele olarak görüyoruz. Burada bu tür üzücü ve haksız olaylar çok oluyor. Bu sebepten mahkemeye kadar Rafis Kaşapov’u serbest bırakmaları gerekiyor.
Yoşkar-Ola’da yalnız piket yapan Vitaliy Tanakov yanına aynı pankartla iki kişi daha gelmiş. Aktivist onlara başka yere gitmelerini söylemiş, sonuç olarak polisler olay yerine intikal etmiş ve Tanakov’un ifadesine almak için onu Emniyet Müdürlüğü’ne götürmüşler. Tanakov yanına gelen o kişilerin provokatör olabileceklerini söylüyor.
Bu piketi organize edenler müracaat yayınladı. Bu müracaatta Rafis Kaşapov’un tutuklanması millet menfaatini savunan kişiye karşı yapılan bir girişim olduğu belirtilmiş. Kaşapov’un ve Rusya’daki diğer tutukluların da serbest bırakılması talep edilmiş. Söz konusu müracaat Rusya Cumhurbaşkanına, Cumhuriyet Başsavcılığına ve Millet Meclisine gönderilecek.
Rafis Kaşapov dört adet yazısından dolayı suçlanıyor.
Rafis Kaşapov’u 29 Aralık günü Çallı İlinde suçunun ne olduğunu dahi bildirmeden tutuklayarak Kazan’a göndermişlerdi. Daha sonra biraz geç te olsa yakınlarına ve taraftarlarına suçlamaların nelerden ibaret olduğunu açıklanmıştır.
İddianamede Kaşapov’un 01 Temmuz – 11 Aralık ayları arasında “V Kontakte“ internet saytının kendi sayfasında bazı yazılarının yayınlandığı belirtiliyor. Suçlamalar, “Kırım ve Ukrayna işgalcilerden kurtulacaktır”, “Dün Hitler ve Dansig, bugün Putin ve Donetsk”, “Ukrayna’yı ve Türk dünyasını savunalım”, Rusya’nın olduğu yerde ölüm ve gözyaşı” yazılarından dolayıdır.
Bu yazılarla ilgili bilirkişi raporlarına göre Rafis Kaşapov milletler arası, dinler arası ve gruplar arasında nefret uyandırmak, Türki halklar arasında da Rusya hükümetine karşı nefret uyandırmak suçlamaları bulunmuş. Kaşapov, Rusya Federasyonu Ceza Kanunu’nun 282.maddesiyle suçlanıyor.
Kaşapov’un tutuklama kararında 30 günlüğüne gözaltında kalması yönünde karar verilmişse de 29 Aralık’tan 27 Şubat’a kadar tutuklu kalması kararlaştırılmış. Tutuklama kararı bu hesaplamalara göre 30 günlük süreyi aşmaktadır deniliyor http://www.azatliq.org/content/article/26793600.html sayfasında.

Рәфис Кашаповны яклап биш шәһәрдә ялгыз пикетлар узды
www.azatliq.org
Кулга алынган Рәфис Кашаповны һәм башка сәяси тоткыннарны иреккә чыгаруны таләп итеп 14 гыйнварда Казан, Чаллы, Уфа, Чабаксар һәм Йошкар-Олада ялгыз пикетлар оештырылды.

Zeki Velidi Togan’ın Tatar-Başkurt Şairi Şeyhzade Babiç İle Hatıraları.

                                                                                                                                          Roza Kurban   

Zeki Velidi Togan’ın “Hatıralar” kitabında Tatar-Başkurt ulusunun siyasetçi, aydın, yazar ve şairlerinin acıklı kaderleri de yer almaktadır. Bağımsızlık uğruna verilen mücadelede bu insanların birçoğu kendini halkı uğruna gözünü kırpmadan feda etmiştir. Başkurt milli bağımsızlık hareketini gönülden destekleyenler arasında Tatar-Başkurt şairi Şeyhzade Babiç (1895–1919) da bulunmaktadır. Babiç hakkında Zeki Velidi şunları yazmıştır:“Şeyhzade çok sevilen milli şairdi. Tatarca ve Başkurtça çok güzel şiirleri ve matbu eserleri vardı. Hepsi yok oldu gitti. Başkurdistan milli hareketi, bu şairin kalemiyle şiir mecmualarında canlandırılmıştı. Fakat bunların çoğu basılmamıştır. Hepsi Sovyetler tarafından imha edildi gitti.” Sovyetler için millilerin hiçbir önemi yoktur, onun içindir ki onların adlarından ve eserlerinden korkarlar ve yok etmek için de ellerinden geleni yapmışlardır. Şeyhzade Babiç tarihi olayları bizzat yaşamış biri olarak şiirlerinde de bu tarihi olayları yansıtmış, kendi duygularını da belirtmiştir. 16 Kasım 1917 yılında Başkurdistan Muhtariyeti resmen ilan edilip, milli hükümet kurulduktan sonra Başkurdistan halkını büyük bir heyecan sarmış, yazar ve şairler de bu heyecanını eserlerinde yansıtmışlardır. Zeki Velidi: “Bizde büyük heyecan doğuran bu muhtariyet ilanı milli şairlerimizden Seyitkerey Magaz’ın, Şeyhzade Babiç’in birçok şiirlerinin mevzuu olmuştur.”demiştir. O yıllarda yalnız sevinçler değil, büyük acılar, büyük kayıplar da yaşanmıştır. Babiç, Kızıllar ile çatışma sırasında vefat eden Emir Qaramış’ın ölümü hakkında bir şiir yazmıştır. Konuyla ilgili Zeki Velidi şunları yazmıştır: “ Kızılları doğu Ural’dan koğup çıkarmakta en faal rol oynayan İkinci Süvari Alay kumandanı Emir Qaramış bu sefer esnasında vefat etti. Bu ordumuz için büyük bir kayıptı. Bu kayıp dolayısıyla Başkurdistan’daki şairlerimiz birçok mersiyeler yazdılar. Bunlar arasında Şeyhzade Babiç’in: 

yazir114357b650

Bugün bize ne oldu, duygularımız neye perişan oldu? 

Perişan olmanın manası, bir dev er ölmüştür. 

Kaybedip üzüldüğüm er kim idi.

 Emir isimli er idi.

 mısraları ile başlayan mersiyesinin son zamanlarda dahi halk arasında söylenmekte olduğunu 1943’de Almanlara esir olan Başkurt askerlerinden öğrendim. Emir benden birkaç yaş küçüktü, fakat onu çok küçüklüğünden tanıdım, çünkü babası babamın dostu idi.” Milli mücadele yıllarında güvenilir insanlara olan ihtiyaç daha da artar. Şeyihzade Babiç, Zeki Velidi Togan’ın güvenini kazanmıştır. Onun Orenburg şehirdeki teşkilat işleri hakkında Togan şöyle demiştir: “Orenburg’a gelir gelmez sivil teşkilat işleriyle meşgul olduk… Milli şairlerimizden Seyitkerey Magaz, Şeyhzade Babiç, Özbek şairi Abdülhamit Süleyman (Çolpan), Kazaklardan genç muharrir Berimcan ve bir münevver Kazak kızı bu yerlerde gizli şubeler kurarak Orenburg’daki merkezimize çok kıymetli malûmat gelmesini temin etmişlerdi. Bunların bilhassa Kazak kızının, şair Şeyhzade Babiç’in bu yoldaki faaliyetleri romana mevzu teşkil edecek derecede enteresandır.”Tüm bu yazılanlar Babiç’in ne derece milli bağımsızlık hareketine bağlı olduğunu göstermektedir. 1919 yılının 18 Şubat tarihinde Zeki Velidi Togan’ın kurmuş olduğu Başkurt Ordusu Sovyetler cephesine geçmek zorunda kalmıştır. Bu olay hem ordu için hem de Başkurt milleti için çok ağır olmuştur. Göz yaşartıcı bu hadiseyi Zeki Velidi şöyle anlatmıştır: “Kıt’aları geçerken kendimi ağlamaktan güç zapt ederek onları selamladım. Askerler ağlıyordu. Onlar geçince yanımda emirberim Ahmetcan’ın göğsüne başımı koyup hüngür hüngür ağladım. Bunda hep inandığım demokrasi ve hürriyet fikrine veda edip şahsî, millî ve maşerî irademizi meçhul maksatlar uğruna kullanmak üzere Tabolin ve Kolesovların emrine feda etmek, bu kadar döğüştüğümüz düşmanın ayağına gitmek, milletimizin istikbalinin karanlığı, sevdiğim askerlerimizin başına gelmesi muhtemel felâket gözümün önüne geliyordu.” Milli şair Şeyzade Babiç de bu olaylardan derinden etkilenmiş ve kendi yorumunu da ekleyerek şiir yazmıştır. Togan, Babiç hakkında şu satırları yazmıştır: “Milli şairimiz Şeyhzade Babiç de bu teknik kıt’alarla birlikte cepheyi geçmiş, askerin karanlık istikbal korkusuyla titrediğini ve bu hadisenin Başkurtların tarihî hayatının en feci hadisesi olduğunu, bu münasebetle yazdığı şiirinde tasvir etmişti. Onun fikrince eğer bu cephe değiştirme hâdisesinin başında Zeki Velidi kendisi bulunmasa idi, bütün ordu tek bir insan gibi intihar etmiş olurdu, demişti.” Şeyhzade Babiç’in yazdığı şiirden de göründüğü gibi Başkurt ulusu Zeki Velidi Togan adı altında tek vücut olmuştur. Başkurt Ordusu Sovyetler tarafına geçtikten sonra Ruslar Başkurt köylerini yağmalamaya ve Başkurt-Tatar aydınlarını katletmeye başlamıştır. Sovyetlerden Babiç de nasibini almış Kızıllar tarafından vahşice öldürülmüştür. Şeyhzade Babiç’in Sovyetler tarafından öldürüldüğü Sovyet döneminde basılan hiçbir edebiyat kitabında bulunmamaktadır. Bu acı gerçeği Zeki Velidi şöyle kaleme almıştır: “Başkurtların silahtan tecridi, Kızıl Ruslara, Başkurt köylerini yağma etmeye yol açtı. Bunlar birçok Başkurt ve Tatar münevverini yakalayıp öldürdüler. Bunların başında milli şairimiz Şeyhzade Babiç ile muharririmizden Abdülhay Erkebay gelmektedir. Times’teki hükümet, Kolçak ordusunun taarruzundan sakınarak İsterlitamak’a çekiliyordu. Şeyhzade ve arkadaşları o zaman çok mükemmel bir müessese olan zengin matbaamızı ve hükümet arşivini naklediyorlardı. Bunları Kızıllar Calayır demir fabrikasında basıp yakalayıp vahşice öldürdüler.” Tatar-Başkurt şairi Şeyhzade Babiç’in daha 24 yaşındayken vahşice öldürülmesi hem edebiyat dünyası hem siyaset için büyük bir kayıp olmuş, çok sevdiği milletinde ise kaygı hem Ruslara karşı nefret uyandırmıştır. Şeyhzade Babiç öldürüleceğini önceden hissetmiş olmalı ki, Zeki Veli Togan’a bir veda mektubu bırakmıştır.

                                                                             Kaynakça:

1.Kurban, Roza, Biz İdil’den, Ural’dan, s: 259-262, İstanbul 2014.