Aylık arşivler: Temmuz 2014

IŞID Militanları 23 Türkmeni Öldürdü

Irak’ta Selahaddin vilayetinde Tuzhurmatu ilçesine bağlı Biravcılı köyünü basan IŞİD militanları 3’ü kadın 23 Türkmen’i öldürdü.

Köye girmek isteyen IŞİD militanları ile Türkmenler’in yaklaşık 3 saat çatıştığı, köye girmeyi başaran IŞID militanlarının 23 Şii Türkmen’i kurşuna dizdiği öğrenildi….

Saldırı sonrası bazı evleri de yakan IŞİD militanları köyden ayrılırken, köyde yaşayanlar cenazelerini de alarak diğer ilçelere kaçtı.

Saldırı sonrası 2 Türkmen’in de kaçırıldığı belirtildi.Öldürülen 20 Türkmen için Tuzhurmatu’da cenaze merasimi düzenlendi. Cenaze merasiminde gözyaşları sel oldu.

4 TÜRK’Ü TÜRKMENLER KURTARDI

Dışişleri Bakanlığı yetkilileri de, dün Kerkük’ün güneyinde Havice bölgesinde kaçırılan dört Türk’ün, bugün öğleden sonra Türkmenler tarafından kurtarılarak güvenli bir bölgeye gönderildiğini açıkladı.

Yapılan açıklamada; “Kerkük’ün güneyinde arap bölgesinde kaçırılma olayı yaşandı. Şu anda serbestler ve güvenli bir bölgeye gidiyorlar. Türkmenler tarafından kurtarıldılar. Operasyon yapılmadı. Irak’ta kaos yaşandığı için tüm olumsuzlukları bir gruba bağlamamak gerekiyor. Sadece IŞİD değil başka aşiretler de yabancıları alıkoyabiliyor. Havice bölgesinde aşiretlerin yaptığı bir alıkoymaydı” denildi.

‘SÜNNİ İSYAN’ DİYORLARDI

IŞİD’in bu katliamından sonra akıllara Hürriyet gazetesi yazarı Akif Beki’nin 14 Haziran tarihli “Bir Sünni devrimi mi doğuyor?” başlıklı yazısı geldi. Beki o yazısında eski Türkiye-Irak Dostluk Derneği Başkanı Mehmet Emin Değer’in ağzından şu cümleleri vermişti:

“IŞİD değil mesele; terör olayı, örgüt olayı değil bu… Eti ne budu ne IŞİD’in, boyunu kat kat aşar. Bu bir Sünni isyanı, Maliki’nin Şii diktatöryasına karşı yıllardır alttan alta pişen bir Sünni aşiretler kalkışması…”

ışd

Mardin’in Kızıltepe İlçesinde vatandaşlar ve Suriyeli Mülteciler arasında tehlikeli gerginlik

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, bir grup Suriyelilerle Kızıltepeli vatandaşlar arasında gerginlik yaşandı. Suriyeli grupların Kızıltepeli vatandaşlara saldırması ilçede gerginliğ artırdı. Bir araya toplanan Kızıltepeli vatandaşlar,”Suriyelileri burada istemiyoruz’ sloganları atarak, gördükleri Suriyelilere saldırmaya başladı.

Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Kızıltepe’ye yerleşen Suriyeli mültecilerle, Kızıltepeli vatandaşlar arasında Özgürlük Meydanı’nda çıkan tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü. Yaklaşık 20 kişilik Suriyeli bir grup, Özgürlük Parkı içinde bıçaklarla 3 kişiye saldırmaya başladı. Polisin olay yerine gelmesiyle Suriyeli grup ara sokaklara kaçarak izlerini kaybettirdi.

 

Durumdan haberdar olan Kızıltepeliler, Özgürlük Parkı civarında toplanarak ‘Suriyelileri burada istemiyoruz’ sloganları atarak çevrede Suriyeli aramaya başladı. Grup gördükleri Suriyelileri linç etmek istedi. Çarşı merkezinde seyyar satıcılık yaparak geçimini sağlamaya çalışan Suriyeliler ise öfkeli grubu görünce ara sokaklara kaçarak izlerini kaybettirmeye çalıştı. Grup, tekrar toplanacaklarını belirterek, Suriyelileri kentlerinde istemediklerini dile getirdi. 

sr

IŞID’dan Irak’taki Kadın ve Kız çocuklarına sünnet fetvası

 Irak ve Suriye‘de etkinlik gösteren radikal İslamcı terör örgütü (IŞID) yaptığı korkunç katliamların ve insanlık dışı uygulamalarına bir yenisi daha ekliyor. IŞID yayıınladığı fetva ile Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’daki 11 ila 46 yaş arasındaki bütün kadın ve kız çocuklarının sünnet edileceğini duyurdu. Fetvadan 4 milyon civarda kadın ve kız etkileyeceği tahmin ediliyor.

Birleşmiş Milletler‘in Irak’ta insani yardımdan sorumlu görevlisi Jacquelin Badcock fetvayı bugün öğrendiklerini İsviçre’nin Genevre kentinde açıkladı.

Kadın Sünneti;
Kadın sünneti Birleşmiş Milletler, Dünya 
Sağlık Örgütü ve çeşitli devletler tarafından genital sakatlama olarak adlandırılmaktadır. Dünya Sağlık Örügütü’ne göre 4 tipi bulunan kadın sünnetinde, cinsel zevk veren klitoris ve prepuslalar alınıyor veya dağlanıyor. Bazen vajina dudakları da kesiliyor, ki buna “firavun sünneti” deniyor. Cinsel organın büyük bölümü dikiliyor.

Genelde 8-14 yaşındaki kızlara uygulanıyor. Amaç, kadının cinsel isteğini küçük yaşta asgariye indirmek ve cinsel ilişkiye girmekten soğutmak. Böylece evlenene kadar bakire kalmasını ve evlendikten sonra da eşine sadık olmasını sağlamak. Cinsel organı daha sıkı dikilen kızın başlık parası yüksek oluyor.

Sudan, Somali ve Eritre başta, Kuzey ve Orta Afrika’da yaklaşık 30 ülkede kadın sünneti uygulanıyor. Bu bölgedeki kadınların %72-99’u sünnetli. Latin Amerika, Ortadoğu Doğu ve Hindistan’da bazı Müslüman topluluklar da yaygın.

 ışıd

YSK’nın yurt dışında oy kullanacaklar için son gün uyarısı

Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) yurt dışında oy kullanacaklar için www.ysk.gov.tr internet adresinden oy verecekleri gün ve saat aralığını Türkiye saatiyle yarın 17.00’ye kadar belirlemesi gerekiyor

Belirlenen gününde oyunu kullanamayan seçmenler, gümrük kapılarında kurulan sandıklarda 26 Temmuz Cumartesi gününden 10 Ağustos gününe kadar oyunu kullanabilecekler.

 

YSK Cumhurbaşkanı Seçimi Takvimi

YSK’nın Cumhurbaşkanı seçimi takvimine göre, yurt dışında 54 ülke ve 103 temsilciliklerde 2 milyon 783 bin seçmenin oy kullanmak için sistemden randevu almak için son gün

Yurt dışında oy verme işlemi

Yurt dışında oy verecek kayıtlı seçmenlere, oy verme gün ve saat aralığı ile hangi sandıkta oy kullanacağı sistem tarafından aynı anda bildirilecek. Sistem tarafından, seçmenden birinci ve ikinci oylama için oy verme gün ve saat aralığını belirlemesi istenecek. Seçmenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, doğum tarihi ve aile sıra numarasını girmek suretiyle, kendisiyle birlikte aynı temsilcilikte kayıtlı ayrıca 5 seçmenin de sadece Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını girerek oy verme gününü belirleyebilecek. Oy verme gününün güncellenmesi veya iptal edilmesi işlemi ise seçmenin sadece kendisi için yapabilecek. 

 

Belirlenen oy verme gününde oyunu kullanmayan seçmenler,

 

Belirlenen oy verme gününde oyunu kullanamayan seçmenler sadece gümrük kapılarında kurulan sandıklarda oylarını kullanabilecek. 

 

Oy kullanma İşlemleri

 

Gürbulak, Türkgözü, Sarp, Kapıkule, İpsala, Hamzabeyli, Pazarkule, Esendere, Dilucu, Dereköy, Habur, Kapıköy karayolu gümrük kapılarında, Şakirpaşa, Esenboğa, Antalya, Eskişehir, Elazığ, Gaziantep, Hatay, İstanbul Atatürk, İstanbul Sabiha Gökçen, Adnan Menderes, Erkilet, Konya Askeri Havaalanı, Dalaman, Bodrum-Milas, Samsun, Trabzon, Zonguldak havalimanı gümrük kapılarında ve Kaş, Kuşadası, Ayvalık, Karaköy, İzmir, Çeşme, Derince, Mersin, Taşucu, Fethiye, Marmaris, Bodrum, Samsun liman gümrük kapılarında sandık kurulacak.

Seçmenlerin, bulunduğu ülkede veya gümrük kapısında oy kullanması için Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını gösteren nüfus hüviyet cüzdanı veya pasaportunu yanında bulundurması gerekecek. Nüfus cüzdanı veya pasaportunda kimlik numarası olmayanlar, üzerinde kimlik numarası bulunan ek bir kimlik belgesini göstermek zorunda olacak.

 

oy

Istanbul barajlarındaki su seviyesi alarm veriyor

ISKİ’nin barajlardaki ölçümlerine göre 2005 yılından bu yana su seviyesi ilk kez % 19,87 seviyelerine geriledi.Geçen hafta sonu yağan sağanak yağış barajlardaki su seviyesini yükseltmedi. İSKİ’nin açıkladığı verilere göre İstanbul’un kalan su miktarı 172 milyon 643 bin metreküpe indi. Doluluk oranı bugün 2005 yılından itibaren da en düşük seviyesini gördü. 24 Temmuz tarihlerine bakıldığında en yüksek doluluk oranının yüzde 85,61 ile 2009 yılında gerçekleştiği görülüyor.

Orman Ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun geçtiğimiz günlerde barajlardaki doluluk oranıyla ilgili yaptığı açıklamada , “Terkos’ta suyumuz var, Alibey Barajı’nda su yok. Alibey Barajı önceleri aktarma barajıydı. Şimdilerde su kirlenmesin diye 42 kilometre uzunluğunda 2 metre 20 santim çapında borularla suyu Kağıthane’ye direk iletiyoruz. Dolayısıyla Alibey Barajı’nda sadece kendi havzasının suyu oluyordu. O barajda suyun azalması o sebeple normaldir.” şeklinde konuşma yapmıştı.

Barajlarda şu anda doluluk oranı ise söyle;
Ömerli barajı yüzde 11
Papuçdere barajı yüzde 7,73
Sazlıdere barajı yüzde 9,77
B.çekmece barajı yüzde 15.47
Alibeyköy barajı yüzde 18.29
Terkoz yüzde 47.49
Kazandere barajı yüzde 34.47
Elmalı barajı yüzde 32.93
Darlık barajı yüzde 19.58
Istırancalar yüzde 14.63

ısk ısk2 ısk3 ısk4

 

Gazze’ki saldırılarda ölü sayısı her geçen gün artıyor

İsrail’in 17 gündür Gazze’ye “Koruyucu Hat” operasyonu adı altında başlattığı şiddetli saldırılar 650 Filistin’linin ölümüne neden oldu.

7 Temmuz’dan bu yana yapılan saldırılarda İsrail hedef gözetmeksizin 164’ü çocuk, 79’u kadın olmak üzere  650 kişi yaşamını yitirdi. Saldırılarda bin 213’ü çocuk, 698’i kadın 4 bin 90 kişi yaralandı. İsrail ordusunun aileleri hedef aldığı 41 “katliamda” çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan 212 kişi hayatını kaybetti.

Saldırılarda 1400 yıkıldı. 9 bin 70 civarında konutunda hasar gördüğü ve kullanılmaz hale geldiği belirtildi. Israil topçılarının saldırılarından Gazze’deki “Şuheda el-Aksa Hastanesi”de hedef alındı. Hedef alınan sağlık kuruluşunun sayısı 25’e yükseldi. İsrail savaş uçaklarının hedef aldığı 50 camiden 15’i tamamen yıkıldı. Saldırılarda 62 okul ile 3 üniversitede hasar meydana geldi. Hayır kurumlarına ait 9 bina saldırılar sonucu yıkıldı.

Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi verilerine göre, İsrail’in yerleşim birimlerini hedef alması nedeniyle yaklaşık 150 İsrail ordusu, 7 Temmuzdan bu yana 29 askerin öldüğünü, 100 askerin yaralandığı ileri sürdü.  Öte yandan Kassam Tugayları söz konusu tarihten şu ana kadar 52 İsrail askerinin yaşamını yitirdiğini belirtti.

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Oron Şaul” adlı bir askeri esir aldığını duyurdu.

 

Filistin emniyet kaynaklarından verdiği bilgilere göre İsrail’den Gazze’ye 4 bin 150’si havadan, bin 700’ü denizden, 2 bin 150’si karadan 8 bin füze atıldı.İsrail ordusu ise, kara operasyonunun başladığı 17 Temmuz’dan bu yana Gazze’de bin 800 hedefin vurulduğunu ve yaklaşık 30 tünelini açığa çıkarıldığını ileri sürdü.

 

Görgü tanıklarının ifadelerine göre, bölgede, İsrail ordusu ile Filistinli silahlı gruplar arasında “şiddetli” çatışmaların sürdüğünü ve patlamaların aralıklarla duyulduğunu belirttiler.

Olaylar; Batı Şeria’da 12 Haziran’da kaybolan 3 Yahudi yerleşimcinin 18 gün sonra ölü bulunmasının ardından Filistinli genç Muhammed Ebu Hudayr, 2 Temmuz’da Yahudi yerleşimciler tarafından kaçırılmış ve yakılarak öldürülmesi sonucu şiddetlendi.. İsrail, olayların ardından 7 Temmuz’da “Koruyucu Hat” adı altında Gazze’ye havadan, 17 Temmuz Perşembe akşamı da karadan saldırıya geçmişti.

gzzz

(IŞİD) militanları Türkmenlere yönelik şiddeti iyice arttırdı.

Irak Türkmen Cephesi Yürütme Kurulu Üyesi Erbil Milletvekili Aydın Maruf, Türkmenlerin perişan halde olduğunu söyledi. Maruf Türkmenlerin bölgede sürekli saldırılara uğradığını belirterek, “IŞİD bir taraftan Türkmenleri pusuya düşürüp öldürüyor. Öte taraftan Türkmenler bir yerden bir yere gitmek istese her arama noktasında kontrol ediliyor. 200 Hıristiyan yerinden ediliyor dünya ayağa kalkıyor. Türkmenler hem öldürülüyor, hem perişan ediliyor. Türkiye’den başka hiçbir devletten ses çıkmıyor. Bunu kınıyoruz” dedi. Maruf, Türkmenlerin güvende olmadığını ifade ederek şunları söyledi: “ Selek kampında Musul’dan gelen bin aile barınıyor. Türkiye’den gelen yardımları oraya götürdük. İnsanlar sıkıntıda. Artık bölgelerinde yaşamak istemiyorlar.”
Sahipsiz kaldık
IŞİD’ın saldırılarında Hıristiyanlar ölünce bütün dünyanın ayağa kalktığını anımsatan Maruf, “IŞİD, Hanadiye bölgesinde saldırılarda bulundu. Bütün dünya saldırılara tepki verdi. Burada saldırıya uğrayan bin kişiydi. Bu topraklarda Türkiye’den başka bizimle ilgilenen yok. Biz sahipsiz kaldık” diye konuştu. Bölgede Türkmenlere her türlü baskının yapıldığına dikkat çeken Maruf, Türkmenlerin Irak’ta çifte standart ile karşı karşıya kaldıklarını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Hanadiye’den gelen 200 Hristiyanın kontrol noktasında aramadan Erbil’e girişi sağlandı. Bizim Türkmenleri bir aydır bekletiyorlar, aramalar yapıyorlar. Erbil, Dahok, Kerbela, Bağdat nerede olursa olsun durdurup arıyorlar. O işkenceyi Türkmenlere yapıyorlar.” Maruf, şöyle devam etti:
Çocuklarını satıyorlar

“Bütün Türk dünyası şunu iyi bilsin ki; ne kadar baskı yaparsa yapsınlar biz bu toprakları terk etmeyeceğiz. Milli kimliğimizi koruyacağız. Bütün Türkmenler bir araya gelip kendi irademizle bir oluşum ortaya koyacağız. Hıristiyanlar Musul’dan geliyor aranmadan giriyorlar. Türkmenler aranıyor, Türkmenler vatan haini mi? Kendi hükü – Yeniçağmetimiz maalesef sahip çıkmıyor. Kuzey Irak Yönetimi çok önemlidir. Peşmerge bölgesinde çok Türkmen var. Koruyorlar ama yeterince değil. Daha fazla sahip çıkılmalı.”  Türkmenlerin kaldığı kampların sağlık ve sosyal ortamının çok kötü olduğuna vurgu yapan Maruf, şöyle konuştu:   “Esirler kampında Türkmenler çocuklarını satıyor. Bu insanlar ne yapacak? El Kaide alıyor, başkası alıyor. Hamile olan Türkmen kadınları hastaneye göndermiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti bu kamplara bir an önce sahip çıkmalı. Gittikleri her yerde hakarete uğruyorlar.” Türkmenlerin canını kurtarmak için topraklarını bırakarak kaçtığını da belirten Maruf, sözlerini şöyle tamamladı: “IŞİD Haneki bölgesinde Diale’den gelenlere pusu kuruyor. Hatta bir grup Türkmen Kerbela’ya giderken yolunu kaybediyor. IŞİD bu sırada pusu kurup hepsini öldürüyor.”

Fatih Erboz – Yeniçağ

ırk

Kin, Kan ve Gözyaşı

Sorun bakalım İsrail’e bu ramazan ayında bunca oruçlu insanları niye vurursun acımadan? Sonra dünyaya sorun: Yok mudur kınamadan başka yapacağınız, nasıl oturursunuz utanmadan? Cevabı olmayan soruların muhatabı hiç bulunmadan durdu zaman, durdu dünya söz konusu inanansan…

1493190_10202559642939603_105061743_n

Evet akan kan değil kin ve gözyaşı… ölüm şah damarının arkadaşı, Gazze’de ne arar onlarca hahambaşı?… Allahım İslam aleminin sensin tek kurtarıcısı.

 

Dünyanın Görmezden Geldiği Güney Azerbaycan

Dünyanın Görmezden Geldiği, Güney Azerbaycan Gerçeği Nedir?

Mehsa Mehdili- 30 milyondan aşkın nüfusa sahip olan; dili; kimliği; tarihi yasaklanmış; topraklarının altı üstü altın olsada yoksulluk içinde yaşayan halkıyla; dağlık yeşillik coğrafyaya sahip olsa da; çölleşme felaketiyle iç içe yaşayan Güney Azerbaycan halkı; Türk dünyasının tam boğazında bir insanlık dramını yaşamaktadır. Türk dünyasının önemli bir kısmı olan Güney Azerbaycan, İran diye adlandırılan ülkenin sınırları içersinde bulunmaktadır.
İran Türklerini, Azerbaycan Türkleri; Türkmenler; Halaçlar; Kaşkaylar; Kazaklar ve Özbekler oluşturmaktadır.

İran’ın 35 milyonluk Türk nüfusundan Azerbaycan Türkleri 30 milyonluk nüfus ile en geniş Türk topluluğudur.

Güney Azerbaycan toprakları Kuzey Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti sınırından başlayarak İran’ın merkezine kadar uzanmaktadır.

1926 yılına kadar Türk hanedanları İran’a egemenlik etmişler. Azerbaycan; Türk hanedanlıklarının egemenlik merkezi olmuştur. Bu nedenle Azerbaycan arazisi Türk medeniyet ve kültürünün önemli bir parçası olarak tarihte iz bırakmıştır.

1828’de Kaçar hanedanlığının egemenlik ettiği ”Memaliki Mehruseye Kaçar” (Kaçarın korunmuş memleketi) ile; Rus devleti arasında olan savaşların sonucu ve Kaçarın yenilgisiyle birlikte Azerbaycan toprakları ikiye bölünmüştür ve Araz Nehri, Rus ve Kaçar devletleri arasında sınır olarak belirlenmiştir! Böylece Azerbaycan halkının iradesi ve isteği dışında bir ayrılık olarak tarihe geçmiştir.

Birinci Dünya Savaşında, Güney Azerbaycan Türkleri, büyük felaketler yaşamışlardır. Merkezi devletin zaafı sonucu güçsüz bırakılan halk, toplu şekilde katledilmiştir. Sınırı korumak için devlet tarafından yerleştirilen göçebe aşiretlerin, büyük cinayetleri, Güney Azerbaycan halkının tarihi hafızasında büyük izler bırakmıştır.

Güney Azerbaycan’ın bütün batı şeridinde yerleştirilen göçebe aşiretler İngiliz, Rus ve Fransızlardan aldıkları destek ve yardımlarla köyleri ve şehirleri yakarak binlerce yerli Türk’ün ölümü ve göçmesine neden olmuştur. Dört sene boyunca Güney Azerbaycan’ın batısında katledilen Azerbaycan Türklerinin sayısı 13 bin kişinin üzerinde olmuştur. Kaçar hanedanlığının yıkılmasından sonra, Pahlevi hükümetinin İran’da kurulması ile birlikte Türk düşmanlığına dayalı merkezi siyaset; İran İslami devriminden sonrada tüm boyutlarıyla devam etmektedir.

byrk

1945’de Mir Cafer Pişeveri’nin liderliğinde, Güney Azerbaycan’da kurulan Tebriz merkezli “Azerbaycan Milli Hükümeti” Güney Azerbaycan’da Türkçeyi resmi dil olarak seçmiştir. Kadınlara oy hakkı vermiştir. Azerbaycan’da daha nice köklü reformlar uygulanmaya başlamıştır, ama; bir sene sonra 1946 da İran merkezi hükümeti imzaladığı antlaşmada Azerbaycan özerkliğini kabul ettiğine rağmen; süper güçlerin yardımıyla Azerbaycan’a saldırarak Azerbaycan milli hükümetine kanlı bir son vermiştir. Tahran ordusu Azerbaycan Türklerini topluca katletmiştir. Bir sene boyunca Türkçe kitaplar ve gazeteler meydanlarda yakılmıştır; hükümet başçıları idam edilmiştir; işgalciler Türk çocuklarını sıraya dizerek Türkçe okul kitaplarını meydanlarda yakılan ateşlere atmaya mecbur etmişlerdir.

Güney Azerbaycan halkı hem fiziki olarak, hem manevi olarak soy kırıma uğramışlardır. İran ordusunun verdiği resmi istatistiklerde; Farslara göre” Azerbaycan’ın Fethi ” diye belirlenen saldırıda 25 bin Azerbaycan Türkü katledilmiştir; on binlerce Türkçe kitap ve eser yakılmıştır. On binlerce insan sürgüne uğramış ve Fars dili tekrar Azerbaycan’da halkın dili Türkçenin yerine resmi dil olarak zorunlu olarak yerleştirilmiştir.

Yaklaşık 90 senelik Anti Türk – Anti Azerbaycan siyaseti ve Türk kimliğini yok etmek yönünde olan baskılarla birlikte; Güney Azerbaycan’da Türk kimliğine dayalı milli harekâtın yaranması ve güçlenmesine sebep olmuştur. 30 milyondan aşkın Türk’ün kendi dillerinde okuma yazma yasağı, Türk tarihinin İran resmi eğitim -öğretim sisteminde tahrif edilmesi, Türklere karşı hakaret ve nefret içerikli, bilimsel kılıflı çalışmalar, Azerbaycan tarihi topraklarında coğrafi isimlerin Türkçeden değiştirilmesi, ekonomik olarak Güney Azerbaycan’ın yoksul bırakılması, Türk tarihinin izlerinin yok edilmesi, zengin topraklarının yer altı ve yer üstü kaynaklarının taranması ve aynı zamanda işsizlik ve yoksulluğun tavan yapması: İran merkezi hükümetinin Anti Türk – Anti Azerbaycan siyasetinin sonuçlarıdır.

Azerbaycan milli harekatı Azerbaycanlıların kendi kimliklerine dayalı bir kişisel- zihinsel ve toplumsallaşmakta olan “kendine dönüş” isteğinden ortaya çıkmıştır.

”’Halkın kendi insani haklarını kazanmak için; bu halkın “özünden” yaranmış harekâttır. Güney Azerbaycan milli harekâtının istekleri dünyada kabul olunmuş; Birleşmiş Milletler teşkilatı tarafından onaylanmış ve İran’ın da imzaladığı sivil haklardır. Azerbaycan tarihi topraklarında halkın dilinde; Türkçe eğitim öğretim hakkı, Türkçe yayım ve basına uygulanan yasakların kaldırılması, ekonomik, siyasi ve kültürel ayrı seçkinliklere son verilmesi, Azerbaycanlıların Türk kimliğinin kabul olunması, Güney Azerbaycan’ın Batı bölgesinde İran – Türkiye sınırında terörist grupların beslenmesine ciddi şekilde son koyulması; Türk nüfusunun dengesinin değiştirilmesine çalışan, bölgede terör estiren grupların ciddi şekilde önlenmesi ve Güney Azerbaycan tarihi topraklarında çevrenin o cümleden Urmu Gölünün korunması Azerbaycan milli harekâtının isteklerindendir. Bu harekâta mensup olan aktivistler Güney Azerbaycan Milliyetçisi diye tanımlanmaktadırlar.”

Güney Azerbaycan Milli harekâtı diktatörlük ve ayrımcılığa ve aynı şekilde teröre karşı olan; isteklerini tam medeni yöntemlerle ortaya koyan sivil harekâttır. Güney Azerbaycan milli harekâtı için örgütlenmek insani, sivil, medeni ve teröre karşı örgütlenmektir.

Bu medeni isteklere İran rejimi şiddet politikasıyla karşılık vermektedir. Milli aktivistler rejim düşmanlığı, Pantürkizm, casusluk gibi suçlamalarla karşı karşıya kalarak ülke güvenliğine ve genel düzene karşı suçtan dolayı yargılanmaktadırlar. Uzun süreli hapis cezaları, eğitim ve iş hayatında yapılan yaptırımlar, işkence, para cezası, aile ve canları üzerinden tehdit olmak: Güney Azerbaycan milletçilerinin devletten aldıkları karşılıklardır.

İran devleti Azerbaycan’ın tam kalbinde yerleşen dünyanın ikinci en büyük tuzlu gölü olan Urmu Gölünün tam ortasında adalar ve dağları patlatarak denizin dibini doldurmakla, gölün ana kaynak suları üzerine baraj yaparak taban suların kontrolsüz şekilde boşaltarak, Urmu Gölünün kurumasına sebep olmuştur. Ekolojistler ve uzmanların uyarılarına rağmen kasıtlı olarak görülen bir kuruma sürecinde; Urmu Gölünün yüzde sekseni kurutulmuştur. İran resmi makamlarının dediklerine göre gölün çevresinde 50 köyün ahalisi ev ve tarım yerlerini bırakmak zorunda kalmışlardır.

Araştırmalara göre 15 milyon Güney Azerbaycan Türkünün, göçüne sebep olacak, binlerce hektar tarım arazisi kuraklığa dönecektir. Gölün kuruması milyarlarca ton tuz bombası yerde bırakılmasına sebep olacaktır. Yerde bırakılan tuz bombası rüzgâr aracılığıyla kilometrelerce uzaklara kadar dağılmakla birlikte Türkiye Cumhuriyeti; Azerbaycan Cumhuriyeti ve bölgede kuraklığa sebep olacaktır. Urmu Gölünü korumak talebiyle düzenlenmiş olan medeni protestolar devletin baskı ve şiddet politikasıyla geri çevrilmiştir. Protestoları düzenleyen Güney Azerbaycan milliyetçileri ağır hapis ve para cezalarına çarpıtılmaktadırlar.

Bugün Güney Azerbaycan milli harekâtı için “Kendine Dön Türk’ün” zamanını yaşamak dönemidir.

Kendi milli haklarını korumak için; kendine dönen ve kendi tarihi topraklarında haklarının mücadelesini veren Güney Azerbaycan milli harekâtı sivil, insani, medeni ve teröre karşı harekâttır. Bugün Türkiye İran sınırında Güney Azerbaycan’ın tam batı bölgesinde; kanser gibi yayılan ve Türk düşmanları tarafından desteklenen terör gruplarının hayali hükümetlerine seçtikleri bölgenin büyük bir kısmı Güney Azerbaycan’ın tarihi topraklarıdır.byrk

Bu stratejik bölge resmen İran olarak bilinse de Güney Azerbaycan’ın tarihi toprakları “Makı, Çaypara, Kotur, Hoy, Salmas, Urmiye, Sulduz, Goşaçay, Sayınkale, Tikantepe çizgisi üzerindedir.

Türk düşmanlarının amacı: Terör gruplarını destekleyerek Türk dünyasının boğazında Güney Azerbaycan’ın batısındaki tarihi Azerbaycan topraklarında, Türklerden boşaltılmış bir tampon bölge oluşturmaktır. Tarihi topraklarımızda terör estirerek yerlilerin zorunlu göçü ve nüfus dengesinin değiştirilmesiyle Türklerden boşaltılmış Azerbaycan topraklarında devlet kurmak terör gruplarının hayalidir.

Bizim kimsenin topraklarında gözümüz yoktur. Başkalarının topraklarında devlet kurma gibi bir mütecaviz hayalimizde yoktur. Bizim amacımız; kendi topraklarımızın her metresini koruyarak altında ve üstünde olan doğal kaynaklarına, tarihi varlığına, sahip çıkarak, kendi tarihi topraklarımızda halkın kendi kimliği ”Türk Kimliğine”dayalı güçlenmektir.

Kardeş ülkelerin komşularıyla olan ilişkilerine saygımız vardır. Ortadoğu’da, Güney Azerbaycan için güçlenmek; Türk dünyasının güçlenmesi ve Türk düşmanlarının yaptıkları planlarının iptali demektir.

Güçlenmek bizim için Ortadoğu olaylarında kullanılabilir ve hakkında karar verilen taraf yerine, karar verebilen taraf olabilmektir.

Güney Azerbaycan’ın çıkarlarını, barış ve insani hak ve özgürlüklerinin ve aynı zamanda Türk dünyasının çıkarları olarak görüyoruz. Türk düşmanlığı yapanların hepsi terör gruplarıyla birlikte bölgede, Güney Azerbaycan’ın güçlenmesini engellemek için çalışmaktadırlar.

Türkiye toplumu, Türk dünyası toplumu, Türk dünyası aydınlar ve liderleri, siyasi partiler ve Türk dünyası akademisyenler ve bilim insanlarının manevi desteği Güney Azerbaycan için çok değerli ve önemlidir.

Türk dünyasının boğazında Güney Azerbaycan’ın tarihi topraklarında Türk’lerden ve Türk’lükten boşaltılmış bölge kurmak isteyenlere karşı, Güney Azerbaycan milli harekâtı kendi tarihi topraklarında kendi kimliği ile güçlenmeğe devam edecek, kendi halkına insani özgürlüğünü sağlayacaktır. Güney Azerbaycan Türk’lerinin manevi ve maddi soygun ve soykırımını sonlandıracaktır.

Mehsa Mehdili

byrk